“Devlet, Alevi-Bektaşi tarihiyle terbiye edilmeli!”

“Devlet, Alevi-Bektaşi tarihiyle terbiye edilmeli!”

0
PAYLAŞ

8 Kasım’da Kadıköy’de büyük bir miting düzenleyen Alevi örgütleri, hükümetten beklentilerini yüksek sesle dile getirmişlerdi. Ardından 11 Kasım’da hükümeti Devlet Bakanı Faruk Çelik’in temsil ettiği Alevi çalıştaylarının beşincisi yapıldı. Çaşıtlaya Nazlı Ilıcak, Mehmet Ali Birand, Ali Kırca, Fehmi Koru, Ali Bulaç, Mustafa Karaalioğlu ve Mehmet Barlas’ın da aralarında olduğu çok sayıda medya mensubu katıldı ancak çalıştay içeriğinden çok medya mensuplarının polemiğiyle gündeme geldi.

Abdal Musa Vakfı Başkanı Ali Tören: “Dedelere kadro ve sosyal güvence gelecek”

Başlangıçta Alevi açılımı başlığıyla kamuoyuna yansıtılan süreç, zaman içinde Kürt açılımı olarak başlayan ve giderek “demokratik açılım” adıyla anılmaya başlayan sürecin alt başlığı olarak sunulmaya başlandı. Serçeşme Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Yazar Esat Korkmaz ve açılım tartışmalarının odağındaki Abdal Musa Vakfı Başkanı Ali Tören’le AKP’nin Alevi açılımını ve bugün gelinen noktayı konuştuk. Ali Tören açılımda bu güne kadar somut bir adım atılmamış olsa da gelinen noktanın umut verici olduğunu, Alevi mitinglerinin haberlerini bile izlemediğini söylüyor. Başbakan Erdoğan’ın 17 bakanıyla düzenledikleri yemeğe katılmasını açılımın olumlu bir işareti olarak görüyor ve sürecin sonunda Alevi dedelerine tıpkı imamlar gibi kadro ve sosyal güvence verileceğinin altını çiziyor. Yazar Esat Korkmaz ise Alevilerin devleti ikna etmeye değil, terbiye etmeye çalışmaları gerektiğini söylüyor ve ekliyor: “Bu gün Türkiye’de devleti terbiye edecek en önemli siyasi hareket Alevi-Bektaşi tarihidir.”

İşte iki farklı görüşten AKP’nin Alevi açılımı ve çarpıcı açıklamalar…

YAZAR ESAT KORKMAZ:

‘BU TECAVÜZÜN ÇOCUKLARI BİZİ KOVACAKLAR!’

– AKP’nin Alevi açılımının ilk tartışıldığı günlerde sizinle yaptığımız söyleşide bu açılımı aile içi tecavüz olarak nitelendirmiştiniz. Bu gün gelinen noktada neler söyleyeceksiniz?
– Dediğiniz gibi daha önce de belirttim; Alevilikle Sünnilik devletle evlendirilmeye çalışılıyor. Ancak bu evlilikte aile içi tecavüz var. Eğer bu süreç böyle devam ederse, bu tecavüzün çocukları gün gelecek bizi buralardan kovacaklar. Hükümet açılımda hatalar yapmamak için toplantılar zincirinden oluşan bir süreç başlattı. Alevi örgütlerinin yöneticileri de devletin hesabını algılayamadılar ve devlet çağırır çağırmaz koşarak gittiler. Devlet bu konuda hazırlıklıydı. Bu toplantılar zincirine, son sözü söyleyecek olan diyaneti de dâhil ettiler. Alevi ve Bektaşilerin laik bir devlette olmaması gereken, kaldırılmasını talep ettiği bir kurum olan diyanet, Alevilik konusunda son sözü söyleyecek kuruma dönüştürüldü.

DEVLETİ TERBİYE EDECEK SİYASİ ZEMİN ALEVİ-BEKTAŞİ TARİHİDİR!

– Hükümeti Devlet Bakanı Faruk Çelik’in temsil ettiği ve beşincisi 11 Kasım’da yapılan çalıştaylar zinciri hakkında ne düşünüyorsunuz?
– Böyle bir toplantılar zincirinin ilk toplantısına Alevi örgütleri koşarak gitmemeliydi. Ben bunu iradesizlik olarak tanımlıyorum. İradesini kullanmadan, gerekli hazırlığı yapmadan koşarak gittiler ve “devleti ikna etmek” gibi bir yükümlülük altına soktular kendilerini. Ben o günlerde “devlet ikna edilecek bir aygıt değildir” şeklinde konuştum ve yazdım. Devlet terbiye edilecek bir aygıttır. Bu gün Türkiye’de yani benim toprağımda devleti terbiye edecek en önemli siyasi zemin Alevi-Bektaşi tarihidir. Aleviler bu tarihi güncellediğinde kendilerini toplumsal bir güç durumuna getirebilir. Ve bu güç, yaşamı ezilenlerden yana harekete geçirerek, yaşamdaki çelişkiyi ezilenlerden yana yakalayarak yöneten siyasete doğru taşınabilir. Siyaset de bu yolla terbiye edilir. Bu nedenle Alevi örgütlerinin bu süreçte çok hatalı davrandıklarını hem söyledim hem yazdım. Ancak Ankara ve İstanbul’daki kitlesel mitinglerin gerekçesi doğru saptanmıştır ve doğru bir eylemdir. En azından Aleviler ve diğer yasaklı kültürler için, kendisini açıkça ifade eden ama geçmişi yasaklı kültürler için; legal olmakla birlikte bir cüreti de gösteren meydanlar, caddeler ve sokaklar hala etkin bir iletişim aracıdır. Bu araçların etkin biçimde kullanarak kendi tarihini güncelleyebilir ve devleti terbiye etme koşullarını yaratabiliriz. Ve Kadıköy’de bu adım atılmıştır. Ancak Aleviler taleplerini asgari ölçüde tutarlarsa, AKP’nin beklentileriyle Alevi taleplerinin bir noktada kesişmesi gibi bir tehlike var. Aleviliği egemenlik, hele de uluslar arası bir egemenlik siyasetiyle bağdaşması olanaksız olan ilkeleri ve kuralları var. Ben bu ilkelerin de devreye sokulmasını istiyorum ki, Alevilerin asgari taleplerini bu ilkeler terbiye etsin. En azından doğru bildiğimiz çizginin dışına taşımasın süreç bizi.

ÇALIŞTAY GÖZ BOYAMADAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİL…
‘Aleviler hakkında ne düşünüyorlar acaba?’ fikriyle dışarıdan insanları çağırarak çalıştay zincirinin bu halkasını tamamlamak tam devlete yaraşır bir şeydir. Devletimiz bu konuda hem akıllıdır hem de deneyim sahibidir. Bu çalıştaya katılan arkadaşlar ‘bu girişime ben katılmayacağım’ deselerdi doğru yapmış olurlardı. ‘Benden önce bu inanç ve kültürle ilgili söz söyleyecek insanlar var. Önce onlar katılsın’ diyebilirlerdi. Bu çalıştay göz boyamadan başka bir şey değildir. Devlet Kürt açılımının süreçlerini denetlemekte zorlanıyor. Bir şeyi başlatıyor ama başlattığı şeyi denetlemekte zorlanıyor. Sonra geri adım atmak zorunda kalıyor. Bunun için adı önce Kürt açılımı oldu, sonra demokratik açılım, bilmem ne açılımı oldu.

ALEVİLER ‘DEVLETİ TERBİYE ETME’ SÜRECİNİN HIZINI KESMEMELİ…

– Başbakan Erdoğan’ın Alevilik konusundaki danışmanlığını yürüten ve hükümetin Alevi açılımında koordinatörlük görevini üslenen AKP İstanbul Milletvekili Reha Çamuroğlu’nun Alevilik konusundaki görevinden istifa etmesi ve sonrasında yaşananları siz nasıl yorumluyorsunuz?
– Devlet bu tür kimliklerden yararlanabildiği kadar yararlanıyor. Bu yararlanma anlayışı henüz bitmedi ama bitmeye doğru gidiyor. Bütünüyle Alevi –Bektaşi eğiliminin ve etkinliğinin devletin bu tür kimlikleri kullanamayacağını ona dikte ettirinceye kadar ( ki bu da siyaseti, devleti terbiye etmektir) sürecektir. Bunun başka bir yolu yoktur. Ancak Alevi-Bektaşi zemin bir doğru bir yanlış yaparak belki de devleti terbiye etme sürecinin hızını kesiyor. Bu hızı kesmemek gerekiyor. Burada örgütlere büyük sorumluluklar düşüyor.

ABDAL MUSA VAKFI BAŞKANI ALİ TÖREN:

‘BAŞBAKAN YEMEĞİMİZE 17 BAKANIYLA BİRLİKTE KATILDI…’

2008’in ilk günlerinde tartışmalı Muharrem iftarıyla birlikte başlayan AKP’nin Alevi açılımı, Cumhurbaşkanı Gül’ün Çankaya köşkünde Abdal Musa Vakfı Başkanı Ali Tören ve AKP Milletvekili Reha Çamuroğlu’nun da aralarında bulunduğu heyeti kabul ederek yaptığı görüşmeden sonra hız kazanmıştı. Reha Çamuroğlu, açılımın ilk günlerinde başta TRT olmak üzere televizyon kanalları ve medyada açılım turuna çıktı. O günlerde Abdal Musa Vakfı Başkanı Ali Tören ile yaptığımız görüşmede, süreçten olumlu beklentileri olduğunu, Tekke köyüne yapılması düşünülen Alevi Enstitüsüyle birlikte İngilizce, sosyoloji ve antropoloji bilen Alevi Dedeleri yetiştirileceğini söylemişti. AKP’nin Alevilerle sürdürdüğü iki ileri bir geri politikası, zaman içinde Başbakan Erdoğan’ın Alevilik konusundaki danışmanlığını ve hükümetin Alevi açılımıyla ilgili koordinasyonunu yürüten Reha Çamuroğlu’nun bu görevlerinden istifasını getirdi. Çamuroğlu, AKP’nin bu süreçteki tavrının beklentileri karşılamaktan uzak olduğunu bildirdi ve “Alevilikle ilgili” görevinden istifa ettiğini açıkladı. Aradan geçen iki yıla yakın zaman içinde Tekke köyünde nelerin değiştiğini öğrenmek için Abdal Musa Vakfı Başkanı Ali Tören’e AKP’nin Alevi açılımıyla ilgili izlediği politikayı ve köylerinde bu konuda somut bir adımın atılıp atılmadığını sorduk. Ali Tören açılım sürecinin uzun bir yol olduğunu anımsatıyor ve her şeyin birden olmayacağının altını çiziyor. Ali Tören, açılım sürecinden siyasi malzeme çıkarmaya çalışanlar olduğunu söylüyor ve “seversin sevmezsin ama Ankara Bilkent Otel’de 2008’de verdiğimiz yemeğe Türkiye Cumhuriyeti’nin başbakanı 17 bakanıyla katılmış. Bu yıl Eyüp Sultan’da verdiğimiz yemeğe de başbakanın yanında 12-13 bakan ve akademisyenler katılmış. Türkiye Cumhuriyetinin başbakanı bu kardeşim. Bunu halk seçmiştir” diyor.

ÇALIŞTAYDA OLUMLU BİR HAVAYA GİRİLDİ

– Siz Alevi açılımının ilk günlerinde oldukça umutlu mesajlar vermiştiniz. Bu süre içinde neler değişti. Beklentilerinize kavuşabildiniz mi?
– Biz vakıf olarak Abdal Musa’nın hoşgörüsü çerçevesinde bir çağrı ve başlangıç yaptık. Bundan iyi bir sonuç aldığımıza inanıyoruz. Şu anda gelinen noktanın da bunun bir işreti olduğuna inanıyoruz. Bu gün Alevi çalıştayında çok olumlu bir havaya girildi. Türkiye Cumhuriyetinin bir bakanı beş defa toplantılar düzenlemiş, bütün demokratik kitle örgütleriyle, yazılı ve görsel basınıyla bir araya gelerek konuyu ülkenin gündemine taşımış. Bu küçümsenecek bir şey değildir. Ancak hiçbir zaman bunu oldubittiye getirmemek gerek. Bu 1400 yıllık bir mesele. ‘Biz yaptık oldu’ denilecek bir şey değil. Ama gelinen noktada iyi bir mesafe alındığına inanıyorum. Yapılan bu son çalıştay basın temsilcileriyle yapıldı. Bizim adımıza basın danışmanımız Ertuğrul Aslan katıldı. Biz de basından izliyoruz gelişmeleri.

‘DİYANET KALKSIN’ DEMEK AKILCI DEĞİL!

Reha Çamuroğlu’nun sürecin tam ortasındayken istifa etmesi çalışmaları nasıl etkiledi? -Yapılanları hemen kestirip atmamak gerekiyor. Biliyorsunuz bu hükümetin de bir tabanı var ve onlar da her tarafı idare etmeye çalışıyorlar. Şimdi tamamen yabana atmamak lazım, gelinen noktada bir mesafe de alındı. Cem evlerinin yasal statüye kavuşması için bütün demokratik kitle örgütleri, yazılı ve görsel basından olumlu mesajlar geliyor. Bir tek diyanet bu konuda direniyor. Diyorlar ki ‘Müslümanların ibadet yeri camidir.’ Kardeşim yani şimdi, demokratik sosyal bir hukuk devletinde sen ancak Sünni kesimin diyaneti konumundasın şu anda. Diğer inanışları hiç kucaklamamışsın. Ama biz istiyoruz ki diyanet hepsini, bütün inanışları kucaklasın. Diyanet bizim diyanetimizdir. Tamam, demokratik, laik bir ülkede din işi ayrı devlet işi ayrıdır. Biz de buna canı gönülden katılıyoruz ama Türkiye’nin de bir yapısı var. Şimdi diyorlar ki ‘diyanet kalksın.’ Diyaneti nasıl kaldırıyorsun. Ta Atatürk zamanında kurulmuş bir kurum ve 115 bin memuru var. Kaldırılacaksa kaldırsınlar biz buna hayır demiyoruz. Ama bizim ille de kalksın diye bir önerimiz yok. Ama bizim kesin önerimiz diyanet yeniden yapılandırılsın. Artık elli yıl önceki diyanet olmamalı. Yani şimdi diyanet kalksın demek bana göre çok akılcı bir şey değil.

– Neden değil?
– Bunu söyleyen arkadaşlarımız çözümsüzlükten çözüm arıyorlar. Bu hepimizin diyaneti. Ama sinagogunu da kilisesini de kucaklasın. Mademki bu inanç konusunda hizmet veriyorsa hepsini kucaklasın. Biz diyanetin yapılanmasından yanayız. Biz hepimiz bir Allah’a inanıyoruz. Ama içimizde bası çıkar grupları var. Her yerde olduğu gibi bu böyle. Bunlardan imdat umanlar var. Ama biz bunlara meydan vermeyeceğiz.

SOMUT ADIMLARI ÇALIŞTAYDAN SONRA BEKLİYORUZ

– Peki bu açılım sürecinde hükümetten bir destek, köyünüze daha iyi hizmet ya da açılımın sonucu sayılabilecek somut bir adım atıldı mı?

– Açılımla ilgili henüz somut bir adım olmadı. Ancak 15 yıldır bütün iktidarlardan iyi hizmet alan bir köyüz. Ben 15 yıldır Abdal Musa’nın bulunduğu Tekke köyünde idareciyim, benim köyümdeki hizmetler ilçemiz Elmalı’da yoktur. Bugün Elmalı’da kültür merkezi yoktur. Ama Tekke köyümüzdeki kültür merkezi, konferans salonlarıyla, cem evleriyle; Antalya’daki Atatürk Kültür Merkezi gibi büyük bir merkezdir. Bana bunu devletim yaptı verdi. 18 derslikli ilköğretim okulunun altyapısını biz yaptık, gerisini devletim yapıverdi. Sağlık ocağımı devletim yaptı. Ben 15 yıldır beş tane başbakanla çalıştım. Hepsinden de istediklerimizi aldık. Hakkımız neyse onu istedik. İdeolojisi bizi ilgilendirmiyor. Siyaset ayrı, inanç ayrı şeyler. Daha önce bizim burada daha değişik fraksiyonlar vardı ama biz bunları kaldırdık. Biz projelerimizi hazırladık. Altyapı çalışmalarımız bitti. Sayın Cumhurbaşkanına çok güzel bir şekilde ilettik.

– Neleri içeriyor projeleriniz?
– Projelerimizde buradaki Alevilerin dedelerinin ve babalarının bilimsel olarak yetiştirilmesi için yapılacak olan bir enstitü var. Çünkü Abdal Musa, Balkan’lardan Türki cumhuriyetlerine kadar geniş bir coğrafyada hoşgörü sembolüdür. İlk Muharrem orucu Abdal Musa için açılır. Bu hoşgörüye dayanarak Abdal Musa Vakfı olarak biz bir öncülük yaptık. Öncülüğü biz yaptık ama gerisi sadece bizim işimiz değil. Gerisi devletle, hükümetle, akademisyenlerin arasında olacak olan bir iş. Kısacası somut adımları biz bu çalıştaydan sonra bekliyoruz.

DEDELERE KADRO VE SOSYAL GÜVENCE GELECEK!

– Açılım süreci ne zaman sonuçlanacak size göre?
– Yedinci çalıştaydan sonra da bir neticeye kavuşur sanıyorum. Ancak birden her şey düzelecek değil.Yavaş yavaş olacak. Biz çok karamsar değiliz. Birden olmaz her şey. Düşünün ki Madımak’ta 37 canın yakıldığı günlerden bugünlere geldik. Bu gün Madımak’ın kütüphaneye, müzeye dönüştürülmesi çalışmaları var. Olacak da. Sonrasında kurulacak olan Alevi Enstitüsünden yetişen dede ve babaların, tıpkı cami imamları gibi kadroları ve sosyal güvenceleri olacağı konusunda hükümetle hemfikiriz.

ENSTİTÜ KÜLTÜR BAKANLIĞI’NA BAĞLI OLACAK

– Sözünü ettiğiniz enstitü diyanete mi bağlı olacak?
– Bu enstitü sanırım diyanete bağlı olmayacak. Kültür Bakanlığı bünyesinde ya bir genel müdürlük ya da bir daire başkanlığı olarak kurulacak sanıyorum. Çünkü diyanet biraz daha katı bu gibi konularda. Her iki tarafta da radikal düşünceler var ancak ben sayın Bakan Faruk Çelik Bey’e de canı gönülden inanıyorum. Çünkü her tarafı dinliyor takip ettiğim kadarıyla. Sonuçta bu muhafazakâr bir hükümet. Ancak sonunda bir sonuç alınacağına inanıyorum.

MİTİNGLERLE İLGİLİ HABERLEİR BİLE DİNLEMİYORUM!

– 8 Kasım’da yapılan Alevi mitingi hakkında ne düşünüyorsunuz. Sizin vakfınız katıldı mı bu mitinglere?
– İnanır mısınız, mitinglerle ilgili haberleri bile dinlemiyorum. O mitinglerin amaçlarını ben çok iyi biliyorum. Yıllardır yaşadığımız olaylar bunlar. Biz ülkenin birlik ve beraberliğinden yanayız. Burası Türkiye Cumhuriyeti devletidir. Bu devleti ben oğluma bile bırakmak istemem. Ha, bu gün benim istediğim, sizin istediğiniz hükümetler olmayabilir ama Türkiye Cumhuriyeti payidar kalacaktır. Buna artık toz kondurmayız biz. Bunlar bir görüş meselesidir. Bir takım insanlar çözümsüzlükten çözüm arayarak yola çıkıyorlar.

ÜNLÜ OLMAK İSTEYEN İNSANLARIMIZ VAR!

– Alevi toplumunda açılıma ilişkin ortaya çıkan çok parçalı yapıyı nasıl değerlendiriyorsunuz?
– Aleviler araştırmayı çok severler. Perdenin önünde oynamak isteyen insanlarımız var bizim. Şimdi bu grupların gerisisindeki insanlarımıza baktığımızda bir tanesinin bunlara katılmadığını görüyoruz. Siyasete atılmak, ticarete girmek, ünlü olmak isteyen insanlarımız var. Bu sorunları ben çözmeyeceğim artık. O kadar akademisyenlerimiz var. Bunlar bir yuvarlak masa etrafında toplanırlar, medenice fikir alışverişinde bulunurlar. Hepsi birden anlaşamazlar ama on buluşmadan birinde anlaşsalar onda birini yapmış sayılırsın. Ertesi sene onda ikisini yapmış olursun. Yani bunlar bütün diyaloglar kanalıyla olacak işler. Bağırmalarla çağırmalarla olmaz.

NOEL BABA’YA KARŞI ABDAL MUSA!

Burası Abdal Musa.Abdal Musa Tekkesi, 1300’lerden 1820’lere kadar, II. Mahmud döneminde tekkeler kapatılıncaya değin hizmet verdi. Abdal Musa’nın Demre’deki Aziz Nikolaus’un zaman içinde oluşturduğu Hıristiyan güçbirliğine karşı Anadolu’da İslam güçbirliğini oluşturmak göreviyle buraya geldiği söyleniyor.

– Kim söylüyor bunu?
– Bu tezi başta Prof. Dr. İzzettin Doğan olmak üzere bilim adamlarımız savunuyor. Anadolu’nun İslamlaşması ve Türkleşmesi adına çaba gösterdi Abdal Musa. Böyle bir yerde yaşıyoruz biz. Şimdi bu çalıştaylar bittiği zaman bir yere bağlanacaktır sanıyorum.

BİR CEVAP BIRAK