Devlet çocuğunu döver!

Son günlerde yaşananları anlamaya çalışıyorum ama pek mana verememiştim, fakat öyle bir olay yaşadım ki, olayların sanki dili olmuş gibi oldu!
PKK ve devlet arasında uzun zamandan beri bir ilişki söz konusu olduğunu biliyoruz. Adı konulmamış savaşın başladığı günden beri bu adı konulmamış ilişkiye şimdilerde bir ad verilmeye çalışılıyor. Zaman zaman gazeteci kimliği ile gidip görüşenler, arabulucu olanlar, PKK hakkında kitap üretenler bu ilişkinin canlı tanığı olmaya devam ediyorlar. Çatışma zaten bir ilişki değil midir?
Çocuklarını büyüten bazı ebeveynlere şahitlik edersiniz, hatta ana haber bültenlerine kadar düşer. Kış günüdür, çocuk okuldan gelmektedir, biraz geç kalmıştır. Baba köprü üzerinde onu beklemektedir. Kız çocuk biraz geç kaldığı için bir eşya gibi tokatlanır, tekmelenir, bir çuval gibi alınır elle ve yere çarpılır. Baba hırslıdır, üşümüştür. Belki biraz önce bir kahvededir, oradaki oyunda belki kaybetmiştir, kaybetmenin getirmiş olduğu belki bir kırgınlık vardır, belki bir arkadaşı ona laf çarpmıştır. Bir çok olasılık vardır, hangisini sayabiliriz ki, fakat sonuçta bir eziklik duygusu içinde olduğunu kabul edelim. Eziklik duygusunun hıncını biraz geç gelmiş kızından köprü zerinde alır. Yerden yere çarpar ve tesadüfen bir kamere onu kayıt altına alır. (Ana haber bültenine çıkmasaydı soruşturma dahi açılmayacaktı büyük olasılıkla.) Baba tutuklanır ve çocuk ile röportaj yapar haber peşinde koşan muhabir. Çocuk; “babam beni biraz hırpaladı ama ben hep onun yanında kalmak istiyorum, çok seviyorum.” diye belirtir, gözyaşlarını silerken.
Olay, ana haber bültenini izleyen hepimizin gözleri önünde oldu. Birkaç dakika için belki yuh buda mı olur diye iç geçirdik. Bizin dışınızda ve bizden uzak olduğu içinde pek keyifli haber olarak izlemiş de olabilirsiniz.
Dramlar artık keyif vermeye başladı, o yüzden nerede drama varsa, kameralar orayı gösterir oldu. Çünkü, çok izleyici topladığı için ekrandan yayınlanıyor.
30 yılı aşkın bir olay yaşamaktayız. İlk başlarda askerin sesi olan muhabirler olayın yaşadığı yerlerde dramları gözler önüne serer ve terör toplu olarak naletlenirdi. Arkadan keyifli bir film yayınlanırdı. Sonraları bu keyifli filmlerin yerini Kemalettin Tuğcu öykülerine taş çıkaracak senaryolar ekranları doldurmaya başladı.
Ebeveynler çocukları sürekli dövüyor, akıllansınlar diye… Sürekli kendi istedikleri gibi çocuk olmasını istiyorlar. Her dayak sonrasında biraz ödül veriyorlar, sonra bir aykırı davranış gördüğünde yeniden dövüyor. Pavlov bile bunlara bakarak sanırım deneyimini yapmıştır.
Ödül ve dövme ile hizaya getirme.
Dövmek eğitimin parçası. Çocuk, dövmeye karşı gelirse sokakta yaşayan olacaktır ya da yok olacaktır. Sokakta yaşayarak zengin olanların hikayesi sürekli anlatılır. Dünyanın en zenginleri arasında yer alanlar bile ilk başlarda bulaşıkçılık yaptığını anlatır, hatta bazıları mağarada doğduğu hikayesini inanarak anlatır. Bir mafya çatışmasında vurulur, kahraman olur!
Devlet PKK ilişkisi de sanki çocuk ebeveyn ilişkisi gibi olmaya başladı. Devlet saldırıyor, vuruyor, öldürüyor, tutukluyor, topluyor ve sonra açılım diyerek ödüllendiriyor. Sonra yeniden vuruyor, öldürüyor, yumruk atıyor, sonra gel diyor biraz daha görüşelim. PKK ise yaramaz çocuk gibi evi terk etmiyor, sürekli dayak yiyor, vuruyor, öldürüyor, dağları ataşe veriyor, sonra bu işin başka yolu yok, gel oturalım konuşalım diyor. Masa etrafında toplantı öncesi kavga derinleşiyor, karşılıklı öldürüyorlar, dövüyorlar, sonra kavga eden iki taraf değilmiş gibi muhatabı başka yerde arama biziz diyorlar. Kaçıncı defa masa etrafında buluşuyorlar, kaçıncı defa bilek güreşine tutuşuyorlar? Ben bilmiyorum, sayamadım da, bu konuda kitap yazanlar daha iyi bilir, fakat dışarıdan seyreden biri olarak böyle algılıyorum. Neden insanlar öldü, neden cezaevlerine kondular, neden yaralandılar, neden biber gazı ile saldırıldı, neden bayraklara sarılı genç insanlar?
Devlet içinde bulundurduğu tüm renklere karşı aynı derecede acımasız, ama bazılarını özel koruyor, besliyor. O kadar çok besliyor ki, gökyüzü ve şehirlerde karanlık noktalar çoğalıyor, tüm renkleri yutan siyah lekeler gün be gün büyümekte. Mağdur olduğunu söyleyenler, mağdur yapmaya başladılar. Mağdur yaparken de eskiden kalma alışkanlık ile mağdur oldum mağdur oldum diye dans yaparak gülmektedir.
Devlet erkini elinde bulunduranların özgürlük anlayışı sanırım, benim dediğim tarzda hareket edersen ve benim istediğim gibi olursan özgürsün diyor. Farklı olanı ve farklı davranışlara karşı tahammülü yok. Tahammülü bittiğinde gözü kararıyor, köprü üzerindeki baba gibi yerden yere vuruyor, tekmeliyor, küfrediyor, bağırıyor… Ana haberlere çıktığında ise bütün dünya görüyor, çocuk ile gidip röportaj yapılıyor, çocuk; “babam beni biraz hırpaladı ama ben hep onun yanında kalmak istiyorum, çok seviyorum.” diyor.
Her iki tarafta demokrasi istiyor, her iki tarafta özgürlük istiyor, her iki tarafta askerin vesayetine karşı, her iki taraf da anlaşmak istiyor, her iki tarafta bu sorunun çözülmesi tarafı. Masa başına geçmeden başlıyorlar bir birlerinin güçlerini kontrol etmeye, hangisi daha güçlüyse masaya o yumruğunu daha sert vuracak! Yumruğu masaya sert vurayım derken bu ülkenin gençleri bayrak içinde görüldükçe karşılıklı olarak hınç ve nefreti beslemeye devam ediyor.
Devlet çocuğunu döver, biat et der. Çocuk artık güçlenmiştir, hayır der.
PKK’yı ortaya çıkaran devlettir, eğer devlet (12 Eylül kurucu devlet) olmasaydı PKK diye bir örgüt olmayacaktı. Kurucu devletin yasaları ile kurucu devlet gibi bakanlar artık sorunu yok saymıyor ama sorunu daha da derinleştirmekte ve toplum içinde; öfke, nefret, hınç, öç alma duygusunu beslemeye devam etmektedir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.