Devlete küsmek ve İmarzedeler

Bulunduğumuz kentin takımı birinci ligte şehir stadında önemli bir maç yapacak. Ancak biletler bitmiş stada girebilmek olanaklı değil. Genciz ya, maça girebilmek için çeşitli yollar arıyoruz. Stadın uygun bir yerinde duvardan atlayarak içeriye girmenin olanaklı olduğunu görünce karar veriyoruz stada gireceğiz. Birkaç genç denedi başardı. Biz de ayni gayrete soyunduk ve duvardan atlayarak içeriye girmeyi başardık.  Ancak duvardan içeriye atlar atlamaz  şansımıza karşımıza bir polis dikildi. Kaçak olarak girdiğimiz için başladı ağız dolusu küfürler savurmaya, öbür atlayanlar gibi söylenenleri duymazdan gelerek kaçıp uzaklaşsaydık, polisin yapacağı bir şey yoktu. Çünkü atlamalar devam ettiği için duvarın altında beklemek zorundaydı.


Biz, polisden küfür yemeyi gururumuza yediremediğimiz için, polisin karşısına dikildik, ne bize,  ne de başkalarına küfür etmeye hakkı ve yetkisi olmadığını duvardan atlayarak stada girmiş olmamızın cezası neyse çekeceğimizi söyledik. Yine ayni ağır küfürleri tekrarlayarak bize “S…. git  nereye şikayet edeceksen et…” diye yanıt verince, doğru  stad binasında yeri bulunan amirleri durumunda ki başkomisere gittik olayı anlattık ve bize küfür eden polisten şikayetçi olduk.


Başkomiser önce inandırıcı biçimde “Ya öyle mi sana küfür etti demek vah vah…” diyerek, başladı yanaklarımız okşamaya, beş on saniye geçmeden döndü suratımıza okkalı bir tokat patlattı. Sonra da başladı alay vari konuşmaya “Demek polis sana küfür etmiş öyle mi vah vah…”. Üç beş dakika geçmeden yanında hazırolda duran polise atın bunu içeriye dedi. Bizi bir odaya kapattılar, bir saat geçtikten sonra başkomiser denilen adam tekrar bizi odasına getirtti ve biraz gözdağı verdikten sonra, genç ve üniversite öğrencisi olduğun için seni bu seferlik affediyorum, S…. Ol git bir daha buralarda görünme dedi ve bizi serbest bıraktı.


Günlerce olayın tesirinde kaldık. Üzüntüden uyuyamadık. Durumu İçişleri Bakanlığı’na kadar intikal ettirmek konusunda ki kararlılığımızı, arkadaşlarımız engellediler. Dedikleri doğruydu. Biz garip ve tek başına 18 yaşında bir üniversite öğrencisi (Türk vatandaşı), hakarete ve darba uğradığımız için şikayet edeceklerimiz,  bir grup polis ve amirleri başkomiser! Tek başımıza yukarılarda kime derdimizi ve haklılığımız anlatabilirdik. Olayın etkisi ve derin üzüntüsüyle  sağ kolumuz davul gibi şişti ve bir hafta süreyle evden dışarı çıkamadık.


O günden beri, devletimizin başında bulunan ve ülkemizi yöneten pek çok sayıda ki, siyasetçi ve bürokrata, yani devletimize hiç mi hiç güvenimiz kalmadı!
Tertemiz hayallerimizi…  Üniversite birinci sınıf öğrencisi iken, bir polisin ağır küfürleri ve amiri durumunda ki başkomiserinin suratımızda patlayan okkalı tokatıyla,  yıllar yıllar önce bir Anadolu kentinin şehir stadı’nın duvarı dibindeki çimlelerle kaplı toprağına gömdük. O günden beri vatanımızı, bayrağımızı her şeyin üstünde tutacak denli sevmemize karşın, devletimin, ülkemin başında ki yönetici diye geçinenlere, devleti temsil edenlere KÜSKÜNÜZ!


Gelelim asıl konumuza… Bu topraklar üzerinde yaşayan; vatanlarını, ülkelerini, bayraklarını canları kadar seven 37 bin insan, yıllardır devletine ve yaşama küskün olarak ömür tüketmekte!


Türkiye Cumhuriyeti Devletine güvenerek bir bankaya yatırmış oldukları birikimlerini, geri alamamanın ızdırabıyla adeta bitip tükenmekteler! Devlete güvenmişler, ellerinde ne var ne yok İmar Bankasın’na yatırıp hazine bonosu almışlar, mevduat hesabı açtırmışlar, sonra da devlete güvenmenin büyük darbesiyle yaşamları alt üst olmuş.


37 bin İmarzede, bizim yıllar önce devleti temsil eden bir karakol komiserinden yediğimiz okkalı tokat gibi, ülkeyi yönetenlerden yedikleri tokatla yıllardır ailece sefaletin, perişanlığın ve çaresizliğin içersindeler!


Tükenişe giden sürecin ızdırabına dayanamayarak hayatlarına son vermiş olan çaresiz insanlarımızın vebalini, devletin başındakiler öbür cihanda nasıl ödeyecekler! Merak ediyoruz! O bankaya para yatırırken bana mı sordular diyerek, yetkili makamlardaki hiç kimse kendisini soyutlayamaz!


Aileleri ile birlikte 130 bin dolayında insan, ülkenin başındakilere yıllardır feryat figan bağırıyorlar; “Yeter artık, bitirin bu ızdırabımızı verin bize İmar Bankası’na yatırdığımız çocuklarımızın ev bark ve gelecek paralarını!…”


Buradan Sayın Başbakan’a, Bakanlar Kuruluna ve AKP milletvekillerine sesleniyoruz. 37 bin İmarzedenin ızdırabını dindirin!  Sizlerin de ailesi, çocukları ve yuvası var. Bir ailenin çöküşü, her gün gözyaşı döken anne ve babasını gören evlatların, çocuk yaşta uğradığı ağır travma o masum yavruları ne duruma getirir düşünebiliyor musunuz?


Bütün maddi varlıkları, devletine güvenmenin faturası olarak bir anda uçup gitmiş olan bir ailede, bu durumu hangi ana baba ve evlat “kader” deyip karşılayabilir ve hiçbir şey olmamış gibi normal yaşamına devam edebilir?


Son söz:


Sayın Başbakan! Her gün önünüze konulan kürsülerde, televizyonlarda ve Meclis kürsüsünde, çeşitli rakamlar vererek ülkenin gidişatının mükemmel olduğuna dair beyanatlar veriyorsunuz.  Devlet bütçesi madem Ocak 2006’da 2 milyar dolar fazla vermiş, bunu her yerde siz ya da bakanlarınız söylüyor, o halde böylesine muhteşem ekonomik tabloda, 37 bin insanın ızdırabını dindirmek hem çok kolay hem de büyük sevaptır.
Bekliyoruz Sayın Başbakan, bu yönde ki önemli kararınızı!…


BEKLİYORUZ!..


E-mail: burhanaozbey@yahoo.com


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.