Devrim deyince

PAYLAŞ

Fransız Devrimi dediklerinde aklımıza hemen 1789 gelir. Tarihten haberli olmayanlar Fransız Devrimi’nin 1789’da olup bittiğini düşünürler. Eh devrim dediğin de hemen oluvermeli ki bir şeye benzesin. Otuz kırk yıl sürecek şeye devrim demek biraz garip olmaz mı? Çok kişi böyle düşünür. Bazı solcularımız “hemen devrim” öngörüsüyle yola çıkmışlardı. Bu istek gönüllere ferahlık vermek açısından doğrudur, tarih ve toplumbilim bize bu konuda daha değişik şeyler söylese de. Bizim Cumhuriyet devrimimiz de resmi olarak 1923 tarihini taşır. Her devrim ancak gerçekleşmeye başladığı anda devrim olmaya başlar ya da devrim olma şansını elde etmeye başlar. 1789’da da 1923’de de her şey olmuş bitmiş değildir yalnızca başlamıştır. Devrimlerin başlama koşulları da eskilere dayanır. Fransız Devrimini doğuran iktisadi ve toplumsal etkenler bir yana, kültür düzeyindeki en yakın etkenler enaz bir yüzyıl önce oluşmaya başlamıştı. Fransız aydınları arasında devrim ruhunu oluşturan güçlerden biri ingiliz filozofu John Locke’un görüşleridir. Bu zatın doğum tarihi 1632’dir. Bu çok değerli filozof devrim düşüncesine temel olacak görüşlerini dünyada yaymış ve 1789’dan seksen beş yıl önce ölmüştür.
Devrim ruhunun itici gücü diye bilinen Jean-Jacques Rousseau devrimin resmi başlama tarihinden yani 1789’dan yetmiş yedi yıl önce dünyaya gelmiş, on bir yıl önce de göçüp gitmişti. Devrim ruhunun oluşup yerleşmesinde ve yayılmasında katkıları olan birçok ad sayabiliriz, çoğu 1789’u görmemiştir. Devrim kavramının çağrıştırdığı izlenimlere karşın hiçbir şey birdenbire başlamıyor birdenbire bitmiyor. Çöküşler de öyle. Eski Yunanistan’ın çöküşü ne kadar uzun sürmüştü, daha sonra eski Roma’nın çöküşü de. Devletlerin çöküş öykülerini anlatan inceleme kitapları var mıdır bilmiyorum, olsa ne kadar yararlı olurdu. Osmanlı’nın çöküşü epeyce uzun sürmüş ve oldukça geç bir zamanda gerçekleşmiştir. Şimdi onu diriltmeye kalkanlar ondan kalan hangi ögeleri bir araya getirecekler de bir Osmanlı devleti kuracaklar? Osmanlı’dan kalan hanedanın toplu fotoğrafları bile bu konuda pek umut verici değil. Tarih geriye sarmaz. Tarih bilmeyenlerimize bunu anlatmak zordur. Biri bir gün “Tarih tekerrürden ibarettir” dedi diye tarihi döngüsel olaylardan kurulmuş sayanlar kendilerini gülünç ediyorlar. İnsanın dileklerini tarih alanına yansıtması yeni değildir. Tarihi olduğu gibi görmek kendi saplantılarımıza göre görmekten daha kolayken nedense birileri hiç durmadan geçmişin olaylarını kendi kafalarında eğip bükerek sözde yeni toplum tasarıları geliştirirler. Bilinç yetmezliği insanı tarihin pırıl pırıl bilgilerine değil tarihe benzer bir şeyin batağına kolayca götürebiliyor. Ondan sonra uydur dur.
Fransız Devrimi 1789’da başladı diyelim. Ne zaman bitti? Bittiğini gören var mı? Birileri bir bitiş tarihi verebilir. Fransa’nın bugünkü görünümü devrim ilkelerinin sonuna ulaşılmış olduğu izlenimini veriyor mu size? Bir düzenin tam anlamında kurumlaşması yılları gerektirir. Öyle ya, var olan kurumları yeni bakış açılarına göre bir güzel onaracaksınız ayrıca yeni kurumlar getireceksiniz. Yeni bir düzen yepyeni sağlam temeller üzerine oturur, bu olmadığında düzenin adı yenidir. Bizim Cumhuriyet devrimimiz çok sağlam kurumlarla yaşama geçmek zorundaydı. Eski düzene yeni ceket giydirmekle devrim yapılamaz. Devrimden sorumlu olan ya da kendini devrimden sorumlu gören aydınlar sorumluluklarını yerine getirmekte istekli ve atılgan olabildiler mi? Görünüşü kurtarınca özü kurtarmış oluyor muyuz? Bu kurumlar gelişmeleri için gerekli olan demokratik işleyişe hiçbir zaman kavuşamadılar, böyle olunca gelişme şansı elde edemediler, çoğu çeşitli kişilerin ya da toplulukların elinde kuruldukları gibi kaldı. Bugünün acıları kurumlaşamamış olmanın sonucudur. Bunları düşündüğümüzde aklımıza görevlerini yeterince yapmamış aydınlar geliyor. Aydınların bilgi ve ahlak açısından yeterli olup olmadıklarını elbette sorun edebiliriz ama vardı da mı vermedik deseler ne diyeceğiz? Onları en çok tembellikle ve bu yüzden önünü görememekle ve karşıdevrime geçit vermekle suçlayabilirsiniz.
Devrimlerin başlangıç noktaları azçok bellidir. En azından belleğinizi zorlarsanız bir tarih söyleyebilirsiniz. Devrimlerin başlama tarihleri görelidir, bitiş tarihlerini gören de bilen de olmamıştır. Yaşam sürer, dönüşümler bazen hızlı ve yoğun olur, o tür dönüşümlere devrim deriz. Yaşam zaman açısından da uzam açısından da içiçe geçmiş süreçlerden oluşur. Bitti dediğimiz hiçbir şey bitmemiştir, bir oluşum bir başka oluşuma dönüşmüş, bir durum daha üst bir durumda açıklanır olmuştur. Devrim bir inanç işi değil bir bilinç işidir.

CEVAP VER