Devrim gerçeği

Bir toplumu ileriye iterseniz çok geçmeden geriye sıçrar. Aristoteles’in diliyle söylersek o durumda toplum dönüşümün ağır koşullarında doğal yerini özlemiştir. Karşıdevrimlerin yasası bu olmalı. Bir şey kendinden başka bir şey değildir: hiçbir şey belli bir zamanda kendinden daha az ya da daha çok bir şey olamaz. Yani toplumsal yapı yaşamı dönüştürebilecek gücüllüğe ulaşmamışsa ileriye doğru köklü dönüşümler olası değildir. Gene de devrim vardır ve süreklidir, dönüşüm iki ileri bir geri de olsa aralıksız sürer: yaşam bireyleri de toplumları da ileriye doğru zorlar. Bu durum doğallığın yasası gereğidir. Bırak olduğu gibi kalsın desek de dinletemeyiz. Bireylerin yaşamı da toplumların yaşamı da geriye çeken ögelerle ileriye iten ögelerin sesli sessiz savaşımında anlatımını bulur. Devrimler de karşıdevrimler de süreklidir. Devrimler ve karşıdevrimler kardeştir. Devrim bir takım heyecanlı gösterilerin ötesinde toplumsal bilinçlenmeyle ilgilidir. Bilinç gelişimleri yaşamı ileriye iter, bilinç yetmezliğiyse geriye çeker. Toplumsal bilinç sorunlu bilinçtir, dönüşürken birbirine uyar ya da uymaz bin türlü ögeyi barındırır. Bilinç dediğimiz etkin ve yönelgen güç gelişime eğilimlidir. Bilinç bilinçsizliği örter ya da zorlar, devrim bu yüzden karşıdevrime her zaman baskın çıkar. Devrimleri çok zaman belli bir yerde belli bir zamanda gerçekleştirilen dönüşümler diye, bir defalık oluşumlar diye düşünürüz ve Devrim’i bekleriz. Oysa devrim süreklidir: uzamda ve zamanda içiçe geçmiş devrimler toplumsal dönüşümün ve giderek evrensel dönüşümün genel görünümünü çizerler. Devrim görünür olduğu kadar görünmez bir olgudur. Tarih bilincine ulaşmış olanlar bunu olayların oluşum süreçleri arasından sezerler.

Toplumlarda bazı hızlı ve şiddetli dönüşümler devrim diye belirlenir. Oysa toplumların yaşamı sürekli devrimlerden oluşur. Toplumlar gerçekleştirdikleri sesli sessiz devrimlerle evrensel akışa katılırlar. V. yüzyıldan sonraki ve XI. yüzyıldan önceki Ortaçağ devrimin sessiz ve alttan alta geliştiği bir dönemdir hatta bu dönemde olan bitenler bize daha çok bir karşıdevrim izlenimi verir. XI. yüzyıldan sonraki Ortaçağ gerçek anlamda bir ardarda gelen devrimler dönemidir. Tarihle ya da daha doğrusu kültürle sağlam bağları olmayanlar yavaş dönüşümleri sezemezler. Önemli olan bütün görünenlerin ardında yatan belirleyiciyi görebilmektir, görülmez olanı görebilmektir. Kaba gözle ancak sağlık önerilerini ya da cinayet haberlerini ya da paralıların aşk ilişkilerini izleyebiliriz. Olayların temelindeki etkenleri göremeyenlerin arasında kendilerini “devrimci” diye nitelendirenler de vardır. Her zaman dilimi kendi devrimlerini yaşar. Tarih insanlığın doğal evrensel akışa ilgisiz kalan ya da bu akışın dışına düşen herhangi bir dönemden geçmediğini bize anlatır.

Devrim kavrayışından habersiz devrimcileri bir yana bırakırsak, insanlığın gerçek yüzlerini ve değişim koşullarını araştıranların bu sürekli devrim olgusunu hiç tartışmasız benimsediklerini görürüz. Tarihin sağladığı aydınlatıcı verilerden yararlanmayı bilmeyenler koca tarihi birbirine bir zaman çizgisi boyunca bağlanmış kopuk kopuk olayların bir toplamı olarak görürler. Oysa tarih bir bütündür, birbirinden kesin çizgilerle ayıramadığımız dönüşümlerin oluşturduğu bir bütündür. Dönüşümlerin yalıtık bütünlükler olduğunu söyleyemeyiz. Bir tarihsel olguyu bütünden soyutlayarak ya da yalıtarak almak gerçekliğin dışına düşmektir. Bir şeyi özerk bir bütün olarak ya da kendisi olarak anlamak olası değildir: inanca dayalı düşüncelerin dışında tüm alanlar mutlak’a yabancıdır. Öte yandan devrimler bir bütünde açıklanırlar. Örneğin estetik düzeyde bir devrim ancak siyasal toplumsal iktisadi devrimin bütününde anlatımını bulabilir. Devrim gibi ya da devrimin ürünü gibi görünen biçimsel oluşumlar yalancı doğum sancılarına benzerler, bir süre sonra sönüp giderler.

Her gerçek devrim kurumsal düzeyde köklü dönüşümleri getirir. Onda hemen bütün eski kurumlar yerlerini yeni kurumlara bırakırlar. Bir devrim sağlam kurumlara dayanmadığı zaman tükenir ve karşıdevrimlere çok kolay geçit verir. Gerçek devrim yalnız kurumları değil görenekleri ve alışkıları da değiştirir. Bu da devrimin yaşama geçmesi ve kalıcılaşması demektir. Her gerçek devrim giderek öncüleri için de kitleler için de ülküsel bir değer kazanır. Yerleşmiş ya da tam anlamında gerçekleşmiş bir devrim zamanla bir anne gibi çürüyerek ya da eskiyerek yeni dönüşümlere olanak sağlar, yeni devrimlerin yolunu açar. Sürekliliğin anlamı budur. O zaman yeni kavramlar oluşur, eski kavramların içeriklerinde dönüşümler olur, özgün fikirler doğar. Bu arada karşıdevrimin yasaları da alttan alta işlemektedir. Karşıdevrim bir karşısavdır ama devrimi giderebilecek ya da devrimle boy ölçüşebilecek bir güç değildir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

four × four =