Devrimci Mevlana Irak’ı görseydi?

DEVRİMCİ MEVLANA IRAK’I GÖRSEYDİ NE DERDİ?

Mevlana’nın  “yapılmak yıkılmaktır, topluluk dağınıklıktır, sağlamlık kırılmakta; murat muratsızlıkta; varlık yokluktadır” diye başlayan (Dördüncü cilt, 2341 sayılı bölüm) bir söylemini okudum yakın bir zamanda. Daha bu ilk cümle çarptı beni ve inanılmaz bir devrimci ruhla karşı karşıya olduğumu hissettim…

Şöyle devam ediyordu büyük üstat:

“Her şey bunlara benzer, öbür zıtlar ve eşler de bunlar gibidirler.Birisi geldi, bir yer bellemeye koyuldu. Ahmağın biri de dayanamadı, bağırmaya başladı; ‘Bu yeri  ne diye belliyorsun, toprağı ne diye yarıp darmadağın, perişan ediyorsun?’
Adam, ‘Ahmak’ dedi, ‘Benimle uğraşma sen  yapılmayı yıkılmada bil! Yeryüzü kazılarak, alt üst edilerek çirkinleştirilmeseydi, yıkılmasaydı, nasıl gül bahçesi ve buğday tarlası haline gelirdi? Düzeni alt üst olmasaydı, nasıl olurdu da gül bahçesi, tarla, bostan haline gelirdi. İçi iltihaplı yara, neşterle deşilmedikçe  nasıl iyileşir ve kapanır? İlaçla, kanın balgamı, safranı temizlenmezse, hastalık nasıl şifa bulur? Terzi elbise yapacağı kumaşı parça parça keser. Neden kesiyorsun diye kimse terziye çıkışabilir mi? Bu kıymetli atlası neden parçaladın, ben parçalanmış kumaşı ne yapayım der mi? Her eski binayı yeniden yapabilmek için önce yıkarlar onu! Böylece dülgerlerin de, demircinin de, kasabın da işi yapmaktan evvel yıkmaktır! Helile ve Belile’yi de havanda döverler, un ufak ederler. Eski hali yok olur ama bedenin yapımını sağlar, kabız illetini defeder! Buğday değirmende öğütülüp ezilmeseydi, nasıl ekmek olurdu da soframızı süslerdi?”

Şimdi düşünüyorum da “Devrim Tarihi derslerinde” devrimi ve devrimciliği tanımlamak için bir sürü literatür, bilimsel terim, süslü sözcükler ararken, Mevlana’nın, yaşamda herkesin tanık olabileceği basit örneklerle çok açık ve net bir şekilde ifade ettiği o şeyi, o özü anlatmaya çalışmıyor muyuz aslında?

Devrim diyoruz,  kurulu düzeni,  var olan sistemi yıkmak ve yerine daha adil, daha iyi bir sistem getirmektir. Ama devrimin ilerici bir devrim olabilmesi için eski sistemde olduğundan daha çok kişinin iyiliği, mutluluğu ve yararına olması gerekir; yani  toplumu oluşturan geniş kitlelerden destek alması, bir anlamda  toplumsal olması gerekir. Aksi bir girişim, ufak bir azınlığın, sistemi kendi çıkarı için,  güç kullanarak değiştirmesi olur ki,  buna da devrim değil karşı devrim denir ancak…  

Mevlana’nın yukarıdaki söylemine de baktığımızda, bütün parçalanarak, örneğin, kumaş kesilerek, demir dövülerek, yara deşilerek, toprak bellenip alt üst edilerek, olan form  bozuluyor, yok ediliyor ama yerine güzel şeyler, yararlı şeyler oluşturuluyor… Yani Mevlana burada gerçek bir ilerici devrimden bahsediyor…

Bütün bunları düşünüp de, günümüzde yıkılan, yakılan, alt üst edilen Irak’ı hatırlamamak elde mi? Şimdi Irak böylesi yıkılıp yakılırken ve eski sistem yok edilerek yerine yeni bir sistem oluşturulurken, Mevlana’nın bu durum karşısında düşünceleri ne olurdu acaba? Şu anda bellenen toprakların bir gün, gül bahçesine, tarlaya, bostana dönüşebileceği umudunu halen taşıyabilir miydi Mevlana…

Acaba o hiç düşünmüş müydü, bazılarının bellediği ya da kazdığı topraklara gül ya da buğday yerine kan ve zehir ekebileceğini ve sonra ölüm biçebileceğini… Delinen cerahatın iyileşmek yerine, paslı, mikroplu bıçakla delindiği için, daha da azdırılarak kangrene dönüştürülebildiğini… Söylemesi çok ağır ama yinede söyleyemeden geçemeyeceğim, Mevlana’nın mezarında kemikleri sızlamaz mıydı acaba, bu terzinin kestiği kumaşı insanlara  giysi niyetine değil  kefen niyetine biçtiğini görseydi… 

Üzgünüm ama,  bunca ölüm, bunca yıkım, bunca güç, bunca  zor, bunca kuvvet, bunca silah bunca tank, bunca bomba, daha da arkası geleceklerle kan gölüne dönüşmüş bir “Orta Doğu” , daha iyi şeyler düşündürtmüyor ne yazık ki bana…  

______________

* Yrd Doç. Dr.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here