Devrimde Devrim


“Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek
devrim mücadelesi sürecek elbet.”

(ÖDP etkinlikleri konuşmaları mutad kapanış sloganı.)


                                                                                                                                     

Devrim, bir toplumsal yapının çoğunluk yararına/ tarafından köklü toplumsal altüst oluşun/dönüşümün adı olarak tanımlanabilir. “Kök”den de murat edilen mülkiyet ilişkileri ve genel anlamda üretim ilişkileri ve toplumsal işbölümüne yönelik müdahaledir.
Varolanı pekiştiren reformculuk karşısında, varolanı dönüştürme faaliyetidir devrim. Üretim içi ilişkilere yönelik nispi müdahaleleri reformizm (islahatçılık), üretim ilişkilerini dönüştürmeyi de devrimcilik olarak tanımlamak mümkündür.

Toplumdaki nicel değişimden nitel dönüşüme geçişin adı ise devrim, bu sınıf mücadelesinin kabının da taşmasıdır aynı zamanda.

Neoliberalizmin, ulus devletleri neoliberal devlete dönüştürmesi (transformasyon) ise devletçi kapitalizmden global kapitalizme geçişin adıdır.

İngiliz kapitalizminin Hindistan’ın yapısını değiştirmesini, ilk “toplumsal devrim” olarak değerlendiren Marx’ın yaklaşımı, bugünün küreselleşmesinin yarattığı dönüşüm/tahribatı anımsattırır.

Halbuki emperyalizmin dönüştürücü etkisi kadar, tutucu yapıları pekiştirici yanını da gözardı etmemek gerekir.

“Sanayii devrimi”, “digital devrim”, “cinsel devrim”, “şapka devrimi”, “karanfil devrimi” gibi esnek bir kavramsal kullanım, belli bir alandaki dönüşümü/geçişi ima etmektedir. Ama bu biçimiyle bile varolanın reddi ve/ya da varolandan kopuş söz konusudur.

Marksist bir perspektiften bakıldığında kültürel/siyasal devrimleri kapsayan üstyapı devrimleri ile toplumsal formasyonların dönüşmesini içeren alt yapı devrimlerini ayrıştırmak/tasnif etmek gerekmektedir.

İhtilalin de İngilizce’de karşılığı revolution olduğuna göre, ayaklanma “rebelling”, toplu kalkışma yoluyla gerçekleştirilen ihtilal/devrim, bir yapıyı devirerek siyasal/toplumsal  kopuşu gerektiren bir kökten değişimin adı olmaktadır. Toplu kalkışma/ayaklanma ise devrimin ilk adımıdır. Siyasal bir devrimin başarısı ve derinleşmesi, bizi toplumsal devrime götürür.

Darbeyi ise siyasi elitler arası hesaplaşma olarak değerlendirebiliriz.   

“Sürekli devrim”, “kesintisiz devrim” gibi yaklaşımlar, basamakçı/ evrimci olan ve devrimi ‘anlık’, ‘hızlı’ düğüm çözümleri gibi ele alan yaklaşımların yetersizliğini gösterir.
Bu arada devrim/reform karşıtlığı, aktüel siyasette devrimcilerin, reformizme kapılmadan, reformlar için mücadele edebileceklerini de gözardı ettirmemelidir.

Farklı devrim teorilerinin farklı kavramsal yaklaşımlara sahip olmaları gereğinden yola çıkarak kavram fetişizmleri sorgulanabilir. Devrimcilik kavramların sabitleştirici hegemonyasına karşı da isyanı gerektirir.

Devrim toplumsal delirmeyse, yaşanan hayatın dışına çıkmaksa, kavramları da delirtmek gerekir. U. Eco haklıdır, “sadece deliler gerçeği söyler.”

Devrimi hep kendi dışımızdaki bir alana ait bir mesele gibi nesneleştiriyoruz. Halbuki “devrim yapılmaz, devrim olunur” yaklaşımı gibi, biz devrim olmadan, hiç devrim olur mu?

 


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

3 × 4 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.