Dikensiz gül bahçesi mi?

Türk medya dünyası, son yerel seçimlerde hiç de başarılı olmuş değil.
Özellikle gazeteler…
Dahası “yandaş” medya yerlerde süründü denebilir.
Tabii “yandaş” gazete ve televizyonların üst yöneticileri bu başarısızlığı kabul etmeseler de gerçekleri örtemezler.
Bu açıdan bakınca hükümete destek veren “yandaş” meyda üst yönetimlerinde büyük tasfiyeler gündeme gelebilir.
“Gelmelidir” diyemiyorum, çünkü medyanın taraflı-tarafsız her iki kesimi hiç de iyi sınav veremedi.
Hepsi döküldü sayılır.
Trajlar yerinde saydı.
Kimisi ise büyük miktarda okuyucu kaybetti.

Başbakan Erdoğan’ın güvendiği dağlara da kar yağmış oldu.
Nedeni şu:
Erdoğan bu seçimlerden başarılı çıkmış olsa da, bunda kendisini destekleyen medyanın katkısı son derece sınırlı.
Tek başına şehirden şehire koşan Başbakan Erdoğan’ın hemen hemen bütün kanallar tarafından konu edilmesi, konuşmasının canlı yayınlarla halka aksettirilmesi sadece “yalakalık” veya “yandaş” olmaktan değil.
Hiçbir medya kuruluşunun elinde işleyecek malzeme yok.
Haber yok.
Belgeseller yok.
Diziler zayıf.
Yoruma ayırdıkları zaman sırasında ekrana çıkardıkları insanlar sınırlı.
Kimisinin yüzü eski, kimisi “eski eser” sınıfına girmiş durumda.
Ağzı laf yapanlar zaten ekrana çıkarılmıyor.
Neticede medyanın “ yandaş” bölümü daha başarısız oldu.

Tabii Bir şey gözden kaçırılıyor.
İktidarları destekleyen gazete ve televizyonlar hiç bir zaman izleyici ve okuyucu rekorları kırmazlar.
Halk muhalif ses ister.
Halk muhalif yazı bekler.
“Sahibinin sesi” türünden yayınlara burun kııvırır…
Eğer “sahibinin sesi” türü yayınlar traj rekorları kırsaydı, Türkiye’nin en zengin insanlarının çıkardıkları kurum içi yayınlar milyonlar satardı.
Siz hiç Koç veya Sabancı ailesinin çıkardığı, şirket içi yayınların yüzbinlerce basıldığını duydunuz mu?

Tabii, parti organı gibi davranan “yandaş” medyanın da adeta “ sahibinin sesi” gibi yayınlara yönelmesi o yayının küçülmesine yol açar.
Çünkü partili kişi, gazete satın almaz.
Çünkü partili kişi kendisine ait, kendi fikrini savunan gazeteden bir şey öğrenemeyeceğini bilir.
Partizan haberlere burun kıvırır.
Sonunda bu parti organları gün gelir kapılarını kapatmak, kepenkleri indirmek zorunda kalır.
Bakınız geçmiş dönemlere:
Demokrat Partiyi destekleyen Zafer gazetesi vardı. Şu anda değil, ihtilalden sonra dahi esamisi okunmaz hale geldi.

Bakınız Ulus Gazetesi’ne.
CHP ve İnönü, ardından Ecevit’i destekleyen parti organı Ulus,
1970’lerde kepenkleri açmamak üzere indirdi.

Bakınız Akis Dergisi’ne.
Adını hatırlayan çok azdır.

Demem o ki, parti organı veya organ gibi davranan gazeteler ve televizyonlar çok kar değil, hiç para kazanmazlar. Kazanamazlar. Trajları devamlı düşer ve ilan gelirleri de dibe vurur. İster istemez sonunda kadro tasfiyesine başvururlar.
Aslınd AKP’nin ve Başbakan Erdoğan’ın da bilmediği şey, kendisine kayıtsız-şartsız destek veren medya grubunun hiç umduğu gibi yararlı olmadığıdır.
Bu tür yandaç organlar bazen yarardan çok zarar dahi verebilirler.

Yani medya dünyasında “dikensiz gül bahçesi” beklentisi içinde olan, başta AKP ve kurmayları öncelikle Başbakan Erdoğan’ı ikna etmelidirler.

Ve demelidirler ki:
“Aman ha, yandaş medyaya talimat-malimat vermeyin.İster olumlu, ister olumsuz yayın yapsınlar, olaya sakın ve hiç müdahil olmayın. Çünkü her müdahale eğer duyulur ve dile düşerse, faydadan çok zarar verir partimize”

Bence bu tablo karşısında yandaş medyanın Başbakanın isteği ile değil, kendi patronlarının değerlendirmesi sonucu kadrolarında “ sadeleştirme” yapma hakları vardır.
Zarar eden gazete veya televizyonu neden yayında tutsunlar ki?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

fifteen + seven =