Dil değişiyor

PAYLAŞ

İtalyan dilinde bir söz vardır: traduttore traditore. “Çevirmen haindir” anlamına gelen bu söz gerçekte çevirinin zorunlu olarak aslından uzak düştüğü gerçeğini anlatmak ister. Toplumsal yaşamlar apayrı özellikler gösterirken diller arasında uçurumlar vardır. Gerçekten çeviri zor iştir. Benim açımdan da son derece sevimsiz bir iştir. Birkaç kitap çevirmiş olmakla birlikte hiçbir zaman kendimi çevirmen olarak görmedim ve en sıkışık zamanlarımda bile çeviriden para kazanmayı düşünmedim. Belki yabancı dile “bihakkın vakıf” olsaydım, yabancı dili dilime yakın ölçülerde bilebilseydim böyle düşünmeyebilirdim. O zaman çeviri bir zevk olabilirdi. Her neyse, yeryüzünün bütün çevirmenlerine dünyanın en zor işlerinden birini yapmakta olduklarını düşünerek buradan şapka çıkarıyorum.

Şu sırada Shakespeare okuyorum. Artık yazarlığı enaza indirdim, okurluğu öne çıkardım. Size öneririm, ben onu yıllar önce okudum demeden yeni baştan okuyun Shakespeare’i. Bir daha bir daha okuyun. İngilizce bilmediğim için yazık ki daha çok çevirilerle yetinmek zorundayım. Fransız dilinde bütün kitaplarına ulaşamadım Shakespeare’in. Elimde Antonius ile Kleopatra’nın dört çevirisi var. Dört çeviri de bence son derece başarılı. Ama bu konuda yargıda bulunabilecek kişi ben değilim. Ben burada çeviri eleştirmeciliği yapacak değilim. Elimdeki dört ayrı çeviri dilin ne büyük bir hızla değişmekte olduğunu gösterdi bana. Çevirilerden birincisi Seniha Sami’nindir. 1946’da Hilmi Kitabevi’nce yayımlanmış. Neredeyse yetmiş yıl öncenin dil özelliklerini taşıyor. İkincisi Sabahattin Eyuboğlu’nun. 1967’de Remzi Kitabevi’nde çıkmış. O da bir elli yılı düşündürüyor bize. Üçüncü çeviri Saffet Korkut’un, 1997’de Milli Eğitim Bakanlığı yayınları arasında çıkmış. Dördüncü de Remzi Kitabevi’nden. Bende üçüncü baskısı var. İlk baskısı 2002’de yapılmış. Çok yeni. Bu da Bülent Bozkurt’un çevirisidir. Çevirmenler çevirilerini yaparken aynı kaynaktan mı yola çıktılar sorusunu hiç önemsemeden ben her birinden küçük örnekler vereceğim. Dedim ya, çeviri eleştirisi yapmıyorum, dilin ne büyük bir hızla değişmekte olduğunu birlikte görelim istiyorum. Bunun için dört çevirinin de en başından küçük örnekler alacağım.

“FİLO – Yok, lâkin generalimizin bu düşkünlüğü haddi aştı. Harb safları, tahşidatı üzerinde zırhlı Mars gibi parlayan o âmirâne gözleri, şimdi esmer bir alına meyil ve teveccüh ederek onun hizmetinde esir. Büyük mücadelelerin kargaşalığında göğsündeki tokaları parlatan o komandan yüreği, şimdi her türlü itidali terk etmiş, bir kıbtînin şehvetini serinleten körük ve yelpaze mesabesindedir.” (Seniha Sami çevirisi)

“PHİLO – Yoo, ama artık fazla ileri gitti / Bizim komutanın bu kadına düşkünlüğü. / Savaşta dizi dizi lejyonlara çevrilince / Mars Tanrının zırhları gibi ışıldayan / O yiğit bakışları Antonius’un / Şimdi, tanrılar önünde eğilir gibi, / Bir esmer yüzden başka şey görmez oldular. / O kahraman yürek ki, savaşta hızlı atınca / Şişip gevşetirdi göğsündeki zırhları / Şimdi, vazgeçip yiğitlikten, / Bir yelpaze oldu Mısırlı bir kadının elinde / Ateşli sevgisini soğutmak için.” (Sabahattin Eyuboğlu çevirisi)

“PHILO. – Yoo!.. Komutanımızın bu kadına düşkünlüğü haddini aştı artık. Saf saf sıralanmış cenk erlerini seyrederken zırhlar giymiş Mars gibi ışıldayan o mert gözleri şimdi artık bütün vazifelerini, bütün bağlılıklarını, dönüp kapkara bir çehreyi seyre dalmakta buluyor. Bir zamanlar, büyük savaş kargaşalığında göğsünden zırh halkalarını söküp atan o yüce yüreği şimdi yine hiçbir baskı tanımıyor, ama bu sefer sade şehvetli bir Kıptiye serinletecek bir körük, bir yelpaze olsun diye.” (Saffet Korkut çevirisi)

“PHILO – Bence bizim sevdalı komutan / İyice ölçüyü taşırdı artık. / Eskiden, o yaman bakışlarıyla, / Savaş zırhını kuşanmış Mars gibi / Birliklerini denetlerken, aynı gözler şimdi, / Esmer bir yüze takılı; başka şey göremiyor. / Bağrındaki komutan yüreği, bir zamanlar, / Büyük cenklerde dövüşlerde, / Göğsündeki zırhın bağlarını koparmışken, / Şimdi çığırından çıkmış, / Mısırlı bir yosmayı kızıştırıp soğutmak için / Körük ve yelpaze işi görüyor.” (Bülent Bozkurt çevirisi)
Her şey değişiyor dostlarım, dil de değişiyor. Değiştikçe saydamlaşıyor, arılaşıyor, durulaşıyor, anlatım gücünü artırıyor, kolay kolay dile gelmez diye düşünülen anlamları bile belli bir rahatlıkla dışlaştırabilecek özellikler kazanıyor. Bunda mürekkep yalamışların öngörüsünden çok halkın duyarlıkları belirleyici oluyor. Dönüşen yaşam önce halkın bilincinde biçimleniyor. Dilimiz bir zaman sonra durulacak. Gene değişecek ama bu hızda değil.

CEVAP VER