İdil Üner…

Yazmış olduğu “Ölümün Gölgesi Yok” adlı romanı ile “34. Orhan Kemal Roman Armağanı”nı kazanan, 1981 ile 2000 yılları arasında Berlin Eğitim Senatörlüğü’nde görevli olarak bulunmuş olan değerli hocam Adnan Binyazar, Cumhuriyet gazetesi için 1996’da Berlin’de yapmış olduğum bir söyleşide Almanya’da yetişen Türk gençleri için şunları söylemişti:


“…Gençler açısından büyük bir kültür çatışması olduğu kanısında değilim. Ancak kendi aile ortamında gördüğü kültür ile Almanya’da almış olduğu kültür arasında dengesizlikler olabilir…
Yabancı bir kültürle ilişkide bulunan insanlar arasında oluşan olaylar normaldir. Bu kültürel zenginleşmenin bir halidir… Kültürümüzün bozulması diye bir şey yok, ancak bir yönlendirmeden söz edebiliriz. Hiçbir zaman burada yaşayan bir adam artık Türkiye’deki adam değildir. Davranışları farklı, dünyaya bakışı farklıdır… Önceki yıllara göre, Almanya’da yetişen gençlerin de toparlandıklarını gösteren çok kanıt var…”


Almanya’da doğup büyüyen veya Almanya’ya küçük yaşta gitmiş olan Türk gençlerimize senelerce “kayıp kuşak” veya “kimlik bunalımı yaşıyorlar!” ya da oluşan toplumsal olaya “kuşak çatışması” denildi. Her ne kadar ilk senelerde kendilerini Alman kültüründen uzak tutmaya çalıştılarsa da, Türkiye’den beraberinde getirdikleri kültürle Alman kültürünün az da olsa kaynaşmasından oluşan -ki buna Adnan Binyazar “kültür zenginleşmesi” diyor- kültürde çocuklarını büyüttüler. Ve yine kendisinin de dediği gibi “Almanya’da yetişen gençlerin de arasında toparlandıklarını gösteren çok kanıt var”. Son birkaç yıldır müzikte, politikada, sporda, tiyatro ve sinema… gibi  sanat dallarında bunun kanıtını yaşıyoruz. Örneğin “Duvara Karşı” filmi ile Berlin’de büyük ödülü kazanan Fatih Akın, politikacı Cem Özdemir, futbolcu 17 yaşındaki Nuri Şahin, boksta Almanya adına 1996 yılında Olimpiyat ikincisi olan Oktay Urkal, hem tiyatro hem de film dalında İdil Üner gibi… Bu örnekleri çoğaltmak mümkün… Hepsi de İdil Üner’in dediği gibi ” Her iki kültürün olumlu yanlarını” alıp “kültür zenginleşmesi”nden faydalanan ve kendilerini “hem Almanyalı hem de Türkiyeli” hisseden gençler. İşte bunlardan İdil Üner, 2005’in Ekim’inde Berlin’deki Tiyatrom’da norway. today adlı oyunun yönetmenliğini yaparak ilk defa Türkçe sergiledi. Oyunun prömiyerinden sonra kendisiyle sohbet ettim.


İdil Üner, 1971 Berlin doğumlu. Müzisyen, oyuncu ve yönetmen. 1992 – 1996 yılları arasında Berlin Güzel Sanatlar Akademisi Oyunculuk Bölümü (UdK Berlin) mezunu. 1990 ile 1992 yılları arasında da Tiyatrom’da “Polisler”, “Düğün Dernek Kreuzberg” gibi oyunlarda oynamış. 1993 yılından bu yana film ve tiyatro sanatında başarılı olan genç sanatçımız, birçok Alman tiyatrolarında ve televizyon filmlerinde Alman sanatçılarla oynamış. 2001’de yazdığı ve yönettiği “Osman’ın Otelindeki Aşıklar” adlı kısa metrajlı filmiyle “2001 Ulusal Kısa Film Altın Ödülü”nü kazanmış. 2003 yılında da “Histeri” adlı oyunu yöneten İdil Üner, Fatih Akın’ın “Kısa ve Acısız”, “Temmuz’da” adlı filmlerinde oynamış.


“Norway today” oyunu ilk defa Türkçe


2003 yılında seyrettiğim “norway today” adlı oyuna hayran kaldım. İki genç insanın birlikte intihar etmelerini anlatan olmuş bir olayı anlatan bir tiyatro eseri. 2000 yılının Ağustos ayında gazetelerde bir haber yayınlanır. 24 yaşındaki bir norveçli Daniel ile 17 yaşındaki Avusturyalı Eva internet üzerinden birlikte intihar etmek üzere anlaşırlar ve Oslo’da buluşurlar. Birlikte kayalıklardan aşağıya atlayarak intihar ederler. Daha sonra bir seyahat rehberi tarafından orada bıraktıkları eşyalar bulunur. 1964 Prag doğumlu İsveçli yazar, mimar, müzisyen, rejisör Igor Bauersima norway.today oyununu bu gerçek olaydan yola çıkarak 2000’de yazmış. Şimdiye dek on altı dile çevrilen bu oyun, ilk defa Türkçe olarak Türkiyeli sanatçılar tarafından Türkçe olarak Berlin’de sahneleniyor. Çok materyelistçe düşünen bir dünyada yaşıyoruz. Böyle büyütüldük. Bir takım şeylerin sahibi olmak sanki bizi mutlu kılıyormuş gibi düşünce sistemine yöneltilmişiz. Malımız olduğu zaman mutlu, olmadığında ise mutlu olamayız gibi bir düşünce sistemi hakim toplumda. Ancak bu bir çok insanda boşluk yaratıyor.


Bambaşka bir dünya ile tanıştığımda 8 yaşında idim…


1971 yılında Berlin’de doğdum. Kişisel bir dürtü, istek, yetenek, dünyayı algılayış ve ifade etme biçimim beni daha küçük yaşlarda tiyatro sanatına yöneltti. Tiyatro sanatıyla ilk tanışmam 8 yaşında oldu. Ailemde sanatçı yok. Ancak sanata ilgileri var. Caz sevgim babamdan gelir. Onun caz plaklarıyla büyüdüm. 80’li yıllarda Tiyatrom’a ve diğer tiyatrolara giderdik. 8 yaşında çocuk tiyatrosuna gittiğimde bambaşka bir dünya ile tanıştım. Bu dünyanın dışında bir dünya idi sahnede izlediğim. Hemen provalara katılmaya başladım. Ancak derslerimi ihmal eder diye ilk zamanlar fazla ilgilenemedim. İlk oyunumu lisede iken oynadım. Profesyonel olarak ise 19 yaşında “Düğün Dernek Kreuzberg” oyununda oynadım. Arkasından “Polisler” ve “İki Efendinin Uşağı”nda oynadım.


Ve Berlin Güzel Sanatlar Akademisi (UdK)


Tiyatrom’da oynadığım sırada yaptığım işi bilinçli yapmak ve eğitimini almak istediğim için 1992 yılında UdK’nın sınavlarına girdim ve kazandım. 1993 yılında da Alman televizyon filmi olan Tatort’ta  oynadım. 94 yılında Das Geheimnis, 96’da Aachen Grenzlandtheater, 97’de Bonn, 98’de Fatih Akın’la “Kurz und Schmerzlos, 98’de Dealer, 2000 yılında Bella Martha, 2001’de kısa metrajlı film olan “Osman’ın Otelindeki Aşıklar”ı yazdım ve Fatih Akınla oynadığım bu filmi yönettim. Bu film ile ödül aldım. 2002 yılında da Tiyatrom’da sergilenen Histeri adlı oyunu yönettim. 2003 yılında “Saniyes Lust”, 2004 yılında ise Fatih Akın’ın yönettiği “Duvara Karşı” filminde oynadım.


Fatih Akın üzerine…


Bir yönetmen, kendi vizyonunu gerçekleştiriyorsa ve ona sadık kalıyorsa, muhakkak yaptığı sanat dalına katkısı oluyordur. Bu Fatih Akın olabilir, ya da Alman yönetmen olabilir. Para, pul, çok seyirci değil de, gerçekten içten, hissettiklerini realize etmek ön planda ise; başarılı olur ve uğraştığı sanat dalına katkısı olur. İşte Fatih Akın bunu başardı!.. Kendisi kişilik olarak ta çok güçlü bir yönetmen; bunun da ödülünü aldı!..


Oyunculuk ve yönetmenlik…


Oyunculukta size verilen teksti ezberliyor ve sahnede oynuyorsunuz. Yönetmenlik ise daha zahmetli bir iş. Ancak her ikisi de birbirini tamamlıyor.


Ben Türk kökenli Almanyalıyım…


Ben Almanya’da doğdum, büyüdüm. Almancayı mükemmel konuşuyorum. Burada eğitim aldım. Kendimi Türk kökenli, Almanyalı sinemacı ve oyuncu olarak görüyorum. Her iki kültürden faydalanan, iki kültürün iyi yanlarını işimde kullanan bir sanatçıyım…


Rollerin klişeleri hep aynı…


Almanlar da beni Türk kökenli bir sanatçı olarak görüyorlar. Bana gelen projelerde çok titiz davranıyorum. Çünkü rollerin klişeleri hep aynı. Bunlarla diğer Türk kökenli sanatçılar gibi ben de mücadele ediyorum.


Hedeflerim…


Bu son yönettiğim norway today oyununu Hülya Karcı ile Almancadan Türkçeye çevirdik. Bundan sonra Türkçe bir oyunu Almancaya çevirmek istiyorum. Ancak genç yazarlardan seçmek niyetindeyim.


adem-dursun@versanet.de

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.