Dilenciler Operası

PAYLAŞ

Nihayet dilenciliğin de bir tür emek işi olduğu, kabul edildi.
Ottowa’da 2005 yılında kurulmuş Dilenciler Sendikası‘nın, yıllar süren mücadelesiyle, bugün Kanada sokaklarında avuç açıp ekmek parası kazananların alın teri döken emekçi olduğu su götürmez bir gerçek olarak ortaya konuldu.
Ayrıca sokaklarda çalgı çalanı, türlü şaklabanlıklarla gösteri yapıp fal bakanı, funambulist-ip cambazı, takla atıp gözden sürme çekenleri de emekçi sayıldı, deftere yazıldı.

Dilencilik kınanacak iş değildir; artık, emekçi sınıfına dahil edilmiştir.
Bereket, dilencileri barındıracak iyi niyetli sokak, cadde ve onların kaldırımları illâ ki, şehirlerin bir yerlerinde vardır.
Zannederim ki, dilencisi olmayan ¨cemiyet¨ de bulunmaz.
Zira dilenci bir ihtiyacı karşılayan insandır. Emeğiyle, harcadığı zaman ve aldığı risk ile önünden gelen geçenleri mesut etmektedir, onlara iyilik ve hasenat göstermeleri, şefaat ihsan etmesi için fırsat sunmaktadır; daha ne olsun!

Bir büyük iş görüşmesine gidiyorsunuz, kaldırımda telâşla yürümektesiniz, ¨Ah bu iş bir olsa da, rahat yüzü görsem !¨ diyorsunuz, önünüze çıkan insanı öpecek, hatta kucaklayacak durumdasınız, işte tam o sırada köşede, ıslak ve mükerreh kaldırımlarda birisi size dua edecek gibi yalvaran bakışlarla bakıyor; eller cebe…
Demek ki, bu adama ihtiyacınız vardır; sizi rûhen rahatlatmıştır.
İşte bu sosyal görevi yerine getiren dilenci bir emekçi değil de, ya nedir?
‘Ottawa Panhandler’s Union’ adıyla 2003’de kurulan, iki yıl yasal-hukukî mücadeleden sonra sertifikasını alan sendika, bugün Dünya Endüstriyel İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na –IWW – dahil edilmiştir.
Sendika denilince grev hakkının olması icap etmez mi, eder!
Dilenciler Sendikası’nın da grev hakkı vardır ve hatta bunu kullanmıştır; gülmeyiniz…
2009 yılında Ottowa ve Toronto Belediyeleri sokaktaki dilencilere zabıta memuru gönderince, sendika karar almış ve iki günlük grev ilan etmiştir. Ottowa’lı ve Toronto’lu hamiyetperver, yardım sever, eli ve gönlü açık herkes iki gün boyunca mendiline, ters çevrilmiş şapkasına, klarnet çalarken önüne koyduğu kutusuna para atacak insan bulamamıştır.
Büyük kayıp, ne eziyet!

Sokaklar böyle sus pus kalınca belediye zabıtaları geri çekilmiş, dilenciler-çalgıcılar-taklacılar-bul karayı al parayı yapanlar tekrar kaldırımlarda zûhur etmiştir. Grev deyip geçmeyin!
Serserilikte doktorasını yapmış ne kadar adam varsa, bu sendikanın üyesidir.
Âidat olarak alınan para ise bir mâktu, kesinleşmiş ücret değildir; gönlünüzden ne koparsa, hesabıdır…
Dilenciler, sendika âidatlarını Allah ne verdiyse, ondan bize ve bizden size diye ödeyen insanlardır.
Öteden beri, dilenciliği, bir tür Titanist Hareket sayarım: Dilencilik insanın bir büyük kudret karşısında meydan okumasıdır.
Dilenciler, aslına bakarsanız, in aeternum damnatus- ebediyen lânetli insanlardır ki, dilenmeden duramazlar.
O nedenle başka iş yapabilmeleri de mümkün değildir.
Kuzey Amerika’nın Kanada ve ABD’sinde sokakları kaplayan işsiz-güçsüzler/evsiz-barksızlar ve bunlara ilâveten ¨cemiyetin¨ marjinal kesiminde yaşayan hüner sahibi kim varsa, hep dilencidir.
New York Metro istasyonunda, yirmi yıl evveliydi. Bir Zenci-siyahî sokak çalgıcısı dilenci, bildiğimiz yağ tenekesinden kesilip yapılmış bir çöpçü tenekesine tel bağlayıp, akıl almaz bir hünerle onu müzik aleti bançoya çevirmiş ve kâh yerleri süpürüp, sonra, kâh tımbırtatarak – ama ne tıngırdatma!- gelen geçeni mest etmiştir; o sanatçı tarifesinden dilenciyi unutamam!
Cazın ustası Dave Brubeck‘in ¨Take 5¨ melodisini, tenekeden çöp sepetine bağlı sapın üzerindeki tellerde çalıyordu.
Buna para verilmez de, gidip Broadway Müzikallerine koltuk başına 60 Dolar bayılmak mı gerekir!
Bertolt Brecht’in yazdığı Dilenciler Operası’nı izleyecekseniz, o başka!
Diğer adı, Üç Kuruşluk Opera’dır; dilenciler 3 kuruşa talim eder ya…
Hâsılı, Kanada ve ABD’de dilenciler örgütlendi, sendikalaştı; yakında 1 Mayıs gösterilerinde meydanlara çıkıp dilenecekler.
Ben derim ki, herkesin zaten bir dilenciliği vardır.
Mesela sizin gittiğiniz otelden tırtıklamak istediğiniz 50 gr’lık şampuanlar, başkasının lokantada topladığı peçeteler, bir ötekisinin uçaktan inerken çantasına tıkıştırdığı havayollarının tel maşa-Çin işi battaniyesi, bazılarının arkadaşlarından ufak tefek zoraki hediyeler alması gibi şeyler de vardır. Dilenciliğinize bereket!
Benim de kitap dilenciliğim var, itiraf ederim.
Birisinin elinde aradığım bir kitap görmeyeyim, dilenci oluveririm.
Ne yapar eder, o kitabı elde ederim.
Geçenlerde, Mülkiyeli dostum Fuat Traktan, sırf facebook’ta paylaştı diye merakına düşüp bir kitabına dilenci oldum; sağolsun sadaka vermekte gecikmedi, Türkiye’den buraya postaladı.
Mini etekli, sarışın ve sık sık kapıma gelmezse hasret çektiğim postacı hanım, ayağıma kadar getirdi; pek sevindim!
Fakat, ben kitap dilencisi olmakla beraber, Ottowa Panhandler’s Union üyesi de değilim.
Yazarlar birliği olan Uluslararası Pen Kulüp üyeliğim devam ediyor, ki aidatlarını da peşin peşin öderim, aidat dilenciliği yapmam, fakat elinizde kitap görmeyeyim, dilenciliğim tutuverir.

CEVAP VER