Din ulemasının konuyla ne ilgisi var?

Son günlerde konuşulan konulardan biri de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Leyla Şahin’in, temyiz başvurusunu reddetmesiydi. Bildiğiniz gibi  İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi Leyla Şahin, 1998 yılında derslere türban takarak girme konusunda ısrar edince disiplin cezası almış, kendisine yapılanın insan hakları ihlali olduğu gerekçesiyle AİHM’de dava açmıştı. AİHM’in ”Türkiye’nin insan hakları ihlalinde bulunmadığı” kararını vermesi üzerine, Leyla Şahin davayı temyiz etmişti. AİHM daha önce alınan kararı onayladı ve dava 10 kasımda sona erdi.


Konu hakkında birçok kişi görüş belirtti. Başbakan Tayyip Erdoğan bu kararın konuyla ilgili alınmış genel bir karar olmadığını, sadece bir dosya için verilmiş bir karar olduğunu söyledi. Bu kadarla da kalmadı türban konusunda mahkemenin söz söyleme hakkı olmadığını, söz söyleme hakkının din ulemasında olduğunun altını çizdi. Kimse din ulemasının konuyla ne ilgisi olduğunu sormadı bile… Müsaadenizle buradan soruyorum: “Din ulemasını konuyla ne ilgisi var?”


Bazı televizyon kanalları da Avrupa’nın değişik ülkelerinde yaşayan ve türban takarak devlet dairelerinde çalışan, avukatlık yapan kadınların Türkiye’deki türban yasağıyla ilgili görüşlerine yer verdi. Hepsi “Türkiye’de olsaydık okuyamazdık, çalışamazdık. Burada başörtüsü taktığımız için kimse bizim elimizden okuma ve çalışma hakkımızı almıyor” dedi.


Herkes bir şeyler söyledi ama hiçbiri Türkiye’nin laik, Avrupa’nın seküler sistem içinde olduğunu söylemedi. Sanki batılı ülkeler laik, Türkiye değilmiş gibi gösterildi.


Türkiye’de laiklik tartışması her zaman yapılmıştır. Özellikle İslami kesim, laikliğin inanç özgürlüğü olması gerektiğini ileri süren söylemlerde bulunur ve dinin devletin kontrolünde olmasını eleştirir. Bir başka kesim laikliğin belli bir dini ideolojinin iktidarı ele geçirme tehlikesine karşı, devletin dini kontrol altına alması olduğuna inanır. Bazıları da laikliğin aslında inanç özgürlüğünü ifade eden sekülarizmle aynı anlama geldiğini, teknik olarak bazı ayrılıklar olsa bile, her iki kavramın gerçek bir ibadet özgürlüğünü içerdiğini belirtir.


Oysa sekülarizmle laiklik aynı şey değildir. Sekülarizm, inanç özgürlüğünün uygulamaya geçirilebildiği en ileri aşamasıdır ve bu tür uygulamalar gelişmiş batı ülkelerinde doğal bir sürecin sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. O yüzden bu ülkelerin okullarında ve devlet dairelerinde türbanla dolaşmanızın bir sakıncası yoktur.


Laiklik ise sekülarizmden geri bir aşamadır ve uygulandığı ülkelerde hiçbir zaman din denetim dışı bırakılmamaktadır. Bırakılmamalıdır da. Çünkü söz konusu ülkelerde hakim olan dini ideolojinin niteliği ve nihai amacı bunu gerektirir. Eğer söz konusu din, uhrevi hayat kadar dünyevi hayatı da düzenlemeyi hedefliyorsa ve bunu “olmazsa olmaz” koşul olarak görüyorsa, bunun tek yolu mevcut sistemi yıkmak ve kendi rejimini getirmektir. Yani siyasi iktidarı ele geçirmek ve kendi kanunlarını koymaktır. İşte bu tehlikenin mevcut olduğu ülkelerde laiklik, hem başka inançları bu dini baskıdan koruyucu, hem de aynı dini ideolojinin mevcut sistemi tehdit eden mekanizmalarını kontrol edici uygulamalar bütünüdür. Bu uygulamaların olmaması halinde din, her an sistemi yok edecek potansiyel bir güç olarak mevcut bulunmaktadır.


İşte Türkiye bugün böyle bir tehdit altındadır. Çünkü İslamiyet, dünyevî ve uhrevî hayatın her ikisini de kendi kanunlarıyla düzenlemeye aday bir dindir ve bunu yapmak için de ilk iş olarak sistemi ele geçirmesi gerekmektedir.


Oysa batı uygarlığı, ortaçağı sona erdiren aydınlanma sürecinde Hıristiyanlıkla olan hesaplaşmasını bitirmiş ve onun tanrı ile kul arasında olması gereken özel bir ilişki biçimi olduğunu kabul etmiştir.


Bireyin dünyevi hayatında nasıl yaşayacağı, kiminle ne şekilde evleneceği, karısına veya kocasına nasıl davranacağı, çocuklarına mirasını nasıl paylaştıracağı gibi dünyevi sorunları bir yana bırakmış, sadece onun öbür dünyaya ilişkin beklentileriyle ilgili bir inanç sistemi oluşturmuştur. Bu anlamda Hıristiyanlık, hakim olduğu ülkelerde sistem için bir tehlike oluşturmamaktadır. Bu yüzden de kontrol edilmesine gerek yoktur.


Sekülarizm “çağdaşlaşma” demektir ve ekonomik olarak gelişmiş ülkelerde uygulanır. Sekülarizmin uygulandığı ülkelerde dinden devlet yönetimine siyasal bir talep gitmez. Bu ülkelerde din, devlet için tehlike oluşturmaz. Din dünya hayatına karışmaz ve dünya hayatını düzenlemez. Bu yüzden “Ben Müslümanım ve şeriata göre yaşayacağım ama, başkaları beni ilgilendirmez, onlar nasıl yaşarlarsa yaşasınlar” diyen sekülarist olamaz. Çünkü İslamiyet sadece kişinin hayatını değil, toplumsal hayatı da düzenleyen bir dindir.


Sonuç olarak şunu söylemek istiyorum. Laiklik, sekülarizm değildir. Laiklikte tamamen ibadet serbestisi diye bir şey söz konusu olmadığı için din kontrol altında tutulmalıdır. Aksi taktirde dini ideoloji, sistemi her an ele geçirmeye hazır bir şekilde beklemektedir.


Bu yüzden batılı ülkeleri laikliğin kalesi, Türkiye’yi de özgürlüklerin olmadığı bir ülke gibi görmekten vazgeçmek lazım artık. Özellikle de bu konuda.


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.