Dinlemeyi bilmek

PAYLAŞ

Bu toplumun insanı durmadan monolog yapıyor, diyalog yapan yok gibi. Karşılıklı konuşuyorlar, buna nasıl monolog dersin? Böyle mi diyorsunuz? Karşılıklı konuşuyor olmaları, birinin durup öbürünün konuşuyor olması diyalog yaptıklarını gösterir mi? Kimse karşısındakini dinlemiyor. Şu adam sussa da ben bir güzel görüşümü bildirsem diye bekliyor. Meyhane muhabbetinin bir başka biçimi diyebiliriz buna. Meyhanede daha belirginleşir monologculuk. Meyhanelerde berbat bir uğultu vardır. Birileri bağıra bağıra kendilerini anlatmaktadır. Meyhanede insan doğruyu aramaz, yalnızca kendini savunur. Bu meyhane muhabbetine gündelik yaşamın her alanında raslayabiliriz. Kendine yüzde yüz inanmış olan insan karşıdakini neden dinlesin? Onun dinleyici değil de aydınlatıcı olması daha uygun değil mi?
Amaç bir doğruyu topluca ortaya çıkarmak olsaydı o zaman iş başkaydı. Şimdiki durumda doğru vardır ve bildirilmeyi beklemektedir. “Dinle hayvan herif, sana doğruyu anlatıyoruz, çeneni kapa da dinle” demek ister monologcu. Dinleyelim bakalım ne anlatıyor. Sözlerinin altında üstünde bir şey yoktur. Bilmediği konularda esip savurmaktadır. İnsanı tanımıyorsun, tarihten haberin yok, yöntem fikrinden uzaksın, bununla birlikte siyaset üzerine görüş üzerine görüş üretmek yürekliliğini gösteriyorsun. Ne kadar yazık seni dinleyip de söylediklerinden bir takım bilgiler derlemek gafletinde bulunanlara. Onlar zaten karmakarışık olan, çorbaya dönmüş olan belleklerini sayende biraz daha berbat edeceklerdir. Sen güzel güzel konuştukça onlar gerçeğin dışına biraz daha düşecekler. Ne gam! Herkes bir kafa karışıklığı içinde zaten… Kafaları birileri biraz daha karıştırmış ne çıkar! Karışık kafa her zaman daha iyidir.
Geçenlerde adamın biri televizyon kanallarından birinde 27 Mayıs’ın ne anlama geldiğini anlatmaya kalkmıştı. Belli ki 27 Mayıs’la ilgili hiçbir bilgisi yok beyefendinin. Henüz saçları siyah olduğuna göre o günleri yaşamış biri olmadığı gibi o günleri azçok bilenlere yakın biri de değil. Onun görevi doğru bilgi üretmek olmadığı için gerçeğe hiç uymayan savlarını arka arkaya hiç çekinmeden sıralıyordu. Neler neler söylüyordu. Onun söylediklerini burada size söylesem ne çıkar, iyice kafanızı karıştırmaktan başka ne işe yarar? Zaten anlattıklarını aklımda tutmayı düşünmedim. Delinin zırvalarını kafama almak gibi bir aptallığı gösterebileceğimi düşünmezsiniz sanırım. Ancak adamın söylediklerinden şu çıkıyor: bir takım kötü niyetli insanlar ya da düpedüz kötü insanlar melek gibi insanları alıp yerden yere vurdular ve ülkemizin demokrasi yolundaki gelişimini acımasız bir biçimde durdurdular. Bir tarihsel olguyu iyilerle kötülerin savaşımına indirgemek tam anlamında salaklıktır.
Düşmüş ya da düşürülmüş birilerini savunuyorsan be adam, hiç değilse azçok dişe dokunur yalanlar söyle. En azından efendilik et ve de ki buncağızlar da aklı başında bir şeyler değillerdi ama tepetaklak edilmeleri iyi olmadı. İşi en ucuz yanından meleklerle şeytanlar çekişmesine indirgediğin zaman kendini gülünç ediyorsun. Zaten adama soru soran falan yok. O tam bir monolog yapma durumunda bilgileri altalta diziyor. Gevezelik köpük gibidir, bir vardır bir yoktur. Gene de iz bırakır. En azından insanlar düşürülmüşleri en güzel şeylerin peşinde giderken haince yolu kesilmiş acınası kimseler olarak görürler. Bilgiyle tarihle yöntemle toplumbilimle iktisatla ilgisi olmayan insanların toplumunda bu gibi zavallılıklar derin yaralar açabilir ve açıyor.
Zaten amaç doğruyu ortaya koymak değil. Kimsenin böyle bir telaşı yok. Karıştırmayın lütfen. Kadrolar hazır. El altında programlanmış ya da kendilerini programlamış insanlar var. Solculuğun ne kadar kötü bir şey olduğunu anlatmak istiyorsanız bu iş için Necla Bilenbilir hanımı çağıracaksınız. Kendisi otuz iki yıldır bu çerçevede o kanal senin bu kanal benim konuşup toplumunu hiçbir karşılık beklemeden aydınlatıyor sağolsun. Özveriye bak Naciye! Onun karşısında solculuğun o kadar kötü bir şey olmadığını anlatan biri de olsun istiyorsanız denge olur ayağına, bunun için de Zühtü Yurtcanlı bey biçilmiş kaftandır. Manevi değerleri savunacaksanız Doçent Doktor Arif İnanırlar ne güne duruyor. Sağlık programı için karbonhidratçı arıyorsanız Profesör Doktor Can Canacankatan en uygunudur. Onun karşısına tereyağcı Profesör Doktor Arif Özyağcı’yı çıkarmak bu keyifçiler toplumunda son derece keyifli olacaktır. Bir de onların yanına “an itibariyle” düz geveze kontenjanından eski ansiklopedici ve dil uzmanı Sedat Serin beyi yerleştirdiniz mi sırtınız yere gelmez.
Monolog güzeldir. Hele beş altı kişinin bir arada monolog yapması kadar güzel bir şey yoktur. Gözler bulanıp kafalar iyice karıştığında geceyarısı olmuş ve yatma vakti gelmiştir. Başka bir programda buluşmak üzere iyi geceler…

CEVAP VER