Direkt Ticaret Tüzüğü

Direkt Ticaret Tüzüğü

0
PAYLAŞ

Komiser Stefan Fule’nin, kısa süre önce yürürlüğe giren Lizbon Anlaşması’nın beklemede olan önerileri omnibüs prosedürü temelinde AP’ye sunma olanağı tanıyan maddesine göre, KKTC hava ve deniz limanları üzerinden AB ile doğrudan ticaret yapılmasını öngören “Doğrudan Ticaret Tüzüğü”nü AP Uluslararası Ticaret Komitesi’ne sunması, gerek Kıbrıs Türk tarafında gerekse de Kıbrıs Rum tarafındaki gündeme bomba gibi düştü.

Tüzüğün işlerlik kazanabilmesi için önce Komite’de onaylanması arkasından Avrupa Parlamentosunda sonra da Devlet Başkanları Konseyinde de onaylanması gerekiyor.

Papadopulos kendi döneminde Lüksemburg Uzlaşısı’na atıfta bulunmuş ve “Doğrudan Ticaret Tüzüğü”nün onaylanması prosedürün dondurulması için (ortakların) rızasını sağlamayı başararak tüzüğün komiteye gönderilmesini önlemişti.

Tüzüğün, KKTC’de Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yarış başlamışken ve KKTC’nin varlığının devam ettirilmesi ilkesi ile Egemenliğin paylaşılamayacağı savını yürüten Cumhurbaşkanlığı adayı Eroğlu’nun, kendine en yakın takipçisi Talat’a neredeyse yüzde ondört gibi büyük bir fark attığı bir dönemde komiteye sunulması yanıltıcı olduğu kadar biraz da kafa karıştırıcı.

Lizbon Anlaşmasındaki “Nitelikli Oylama” yöntemi, Birliğe üye ufak ülkelerin Birliği kendi çıkarları doğrultusunda kullanmasını engelliyor. Nitelikli Oylama’nın özelliği Konseyde bir kararın kabulü için üye ülke sayısının %55’nin olumlu oyu yani 15 “Evet” oyu ile birlikte bu 15 evetçi ülkenin toplam nüfusunun da AB nüfusunun %65’den yani yaklaşık 325 milyondan fazla olmasını şart koşuyor olması.

Kıbrıs Rum Hükümeti’nin sürecin sonunda Konseydeki “Nitelikli Oylama” nedeni ile Fule’nin bu girişimini daha başlangıçta baltalamak ve durdurabilmek için her yolu deneyeceği kesin. Rumlar, “Doğrudan Ticaret Tüzüğü” ile ilgili hazırlanacak rapora olumsuz oy verilmesi veya Rum çıkarlarına karşı olan maddelerde değişiklik yapılmasını sağlamak amacıyla önce komisyonda sonra da Avrupa Parlamentosu’nda her olanağı kullanarak çirkin girişimlerde bulunmaktan hiç çekinmeyecekler.

İlk atacakları adım, AB Hukuk Dairesi’nin görevli Rum ve Yunanlı hukukçuların baskısı ile 2004 yazında verdiği Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nün “Uluslar Arası Hukuk’a uygun olmadığı” bilirkişi görüşünü masaya koyup, daha konu tartışılmaya açılmadan reddedilmesini sağlamak yönünde olacak.

Birinci adım başarılı olmazsa, atacakları ikinci adım da aynen Mali Yardım Tüzüğünde olduğu gibi KKTC hava ve deniz limanları üzerinden AB ile Doğrudan Ticaret yapılmasını Rum tarafının iznine bağlamaya çalışmak olacak.

Aslında Fule’nin bu girişiminin perde arkasında Talat ile Hristofyas’ın sürdürdüğü görüşmelerin başarısız olduğu yatmakta.
AB kendi değerlendirmelerine göre, müzakerelerin bir çıkmaza doğru gittiğini ve Rumların da Kıbrıs konusunu öne sürerek Türkiye-AB ilişkilerini zehirlemekte olduklarını saptamış durumda.

Direk Ticaret Tüzüğünün Konseyde onaylanması, zincirleme reaksiyon gibi önce Türkiye’nin hava ve deniz limanlarının Rum bayraklı ticari taşıtlara açılmasını getirecek, bunun sonucunda da Gümrük Birliğini bahane ederek Rumların öncülüğü ile Türkiye-AB katılım müzakerelerinde dondurulan sekiz başlığın açılması gelecek.

Bir başka gerçekte AB’nin, 2004 yılından günümüze Kıbrıslı Türklerin nazarında kaybettikleri güveni, inancı ve prestiji de Talat ile geri alamayacaklarının farkına varmış olmaları. Halkın büyük çoğunluğunun Eroğlu’nu benimsemesi nedeni ile de bugünkü fiili durumu biraz daha pekiştirip, Eroğlu ile ilişkileri geliştirerek KKTC halkını kazanmayı hedeflemeleri. Zaten kafa karıştıran kısım da burası. Aynen ÖRP’nin, misyonunu tamamlayınca gözden çıkarılıp bir kenara atıldığı gibi.

_____________________

* Prof. Dr. Ata ATUN
http://www.ataatun.com

BİR CEVAP BIRAK