Diyarbakır dışında yaşayan insanlar neden korkarlar ki?

Diyarbakır dışında yaşayan insanlar neden korkarlar ki?

Diyarbakır´a travmatik olaylara maruz kalan çocuklarla nasıl psikodestek çalışması yapılıyor ve benim katkım ne olabilir diye araştırmalar için gittiğimde hem travmanın büyüklüğü karşısındaki hissettiğim acizlik duygusu hem de burada çalışan öğretmenlerin, çeşitli dernek üyelerinin, çalışanların duyarlılığı, dayanışması, bilgi ve tecrübesi beni çok etkiledi. Anlatılan her yaşam hikayesi büyük bir duyarlılık, saygı ve empatiyle anlatılıyordu.

Anlatılan her yaşam hikayesi veya ölüm, anlatanın hayatının bir parçasıydı sanki, öylesine kabullenilmiş ve içsellestirilmiş acı.

Konuşmalarda ya öldürülen çocuklardan, akrabalardan, yakınlardan, komşulardan bahsediliyor ya işkencelerden ya da çocuklarını silah veya bomba seslerinden nasıl koruyabilecekleri gibi gündelik hale gelmiş ve belki artık kanıksanmış boş çabalardan.

Aynı cümleler otuz kere konuşulmuş, aynı olay bir kaç kez anlatılmış olsa da gene de ilk kez anlatılıyormuş gibi dinleniyor. Yaşanan acıyı paylaşma çabası büyük, çünkü acı ve öfke büyük.

İki çocuğunu kaybetmiş bir anne savaş durumunun bir tokat gibi insanın yüzüne indiğini söylüyor. Çocuklar öldükten sonra daha ağır oluyor bu tokat diyor. Sorulan soru hep Neden – Niçin? ”Dört çocuğunu kaybettiğini duyunca bir annenin sesini çıkartamıyorsun, ben de kaybettim diyemiyorsu”, diye anlatıyor. İki oğlunu kaybetmiş bir anne dört çocuğunu kaybetmiş annenin acısı yanında nerdeyse vicdan azabı duyduğunu, bu anneyi nasıl teselli etmesi gerektiğini bilemediğini söylemesi ölümün, kaybetmenin yaygınlığı, yaşamın bir parçası haline gelmiş olması, ürkütücü bir boyut kazanıyor. Neden – Niçin sorusunun sıklığı bir taraftan çaresizliği ifade ediyor olsa da diğer taraftan buradakilerin öfkelerini ve dirençlerinin arttığını da gösteriyor. Bu kayıpların, çekilen bu acıların, boşaltılan köylerin, yakılan evlerin, katledilen hayvanların, devletin uyguladığı ezme-sindirme politikasına karşı direnişi arttırdığı kesin.

Anlatılan travmatik olayların yoğunluğu buranın uzun yıllardan beri savaş bölgesi olduğunun bir göstergesi. Yakılan, kaybolan, öldürülen insanlar, yapılmış işkenceler, JİTEMin öldürme metodları buradaki insanların konuşma konuları. Birbirlerine kendilerini en çok etkileyen travmatik olayları anlatmak yaşamın bir parçası.

Rojava derneğinden bir yetkili travmanın derin etkilerini bir hayvanın yaşadıklarıyla ifade etti: Papağanını çok seven, ona Kürtçe “arkadaş” anlamına gelen “Heval” adını veren birinin de hikayesi bu aslında. Güneydoğuda yaygın olan kuş merakıyla papağanı Heval´e birkaç kelime de öğretmiş bu kuşsever. Kendisi Sur içinde çatışmaların birdenbire başlamasından dolayı bölgeyi hemen terketmek zorunda kalınca, Heval’í almaya fırsatı olmamış. Ancak bir hafta sonra çatışmaya ara verildiğinde, halkın ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri için kısa bir süre ateşkes ilan edildiğinde evine koşmuş papağanını alabilmek için. Heval’i canlı bulmuş ancak Heval’in bütün tüyleri dökülmüş yaşadığı stresten, Heval hem çıplak, korumasız bir kuşa dönmüş, hem de öğrendiği kelimelerin hepsini unutmuş, kelime dağarcığında artık sadece yeni öğrendiği “bomm” varmış. Savaş Heval´e bildiği herşeyi unutturmuş, ona korkuyu ve savaşı öğretmiş.

Çocukların davranışlarında ise günlük yaşamın içinde korkunun ne kadar kanıksandığı, ne kadar hayatlarının bir parçası olduğu görülüyor şaşırtıcı bir şekilde: Sur sınırları içindeki bir ilkokulda çalışan öğretmen ders sırasında kurşunlar uçusmaya başlayınca korkar, bir dolabın arkasına saklanır ve çocuklara da masanın altına saklanmalarını söyler. Çatışmalardan sonra mevcudu 28’den 15’e düşen sınıftan sadece iki çocuk masanın altına saklanır, diğer çocuklar gülerler ve öğretmene “korkma, korkma öğretmenim, artık sen de bunlara alış!” derler!

Birinci sınıfta okuyan bir çocuğun amcasının kızı markette alışveriş yaparken kafasına bomba parçası isabet eder ve ölür; çocuk ‘ben artık okumak istemiyorum, gerilla olacağım!’ diyor artık. Çocuklar polislerin evleri bastığını, evlerdeki gıda maddelerini, yiyecekleri birbirlerine karıştırarak kullanılmaz hale getirdiklerini biliyorlar. “Polis evimize geldi, evlerinizden çıkmayın bize güvenin dedi, ama ben buna inanmıyorum, ben barış istiyorum”, diyor sokaktaki çocuk.

Çocuklardaki davranış değişikliği bir çok alanda görünüyor. Birçok çocukta kekemelik gözlendiği gibi aileler çocukların uyku problemlerinden de bahsediyorlar. Değişen şeylerden biri de çocukların oyunları. Çocuklar artık teneffüste yakalamaca vs. gibi oyunlar oynamak yerine dört kişilik gruplar halinde ’kanasçılık oyunu’ yani keskin nişancılık oyunu oynuyorlar. Oyun kahramanları artık Spiderman, Superman vs. değil, dedikodulara göre Sur`da bulunan dört tane keskin nişancı. Çocuklar patlama seslerinin kaynaklarını ayırt edebiliyorlar artık, hangisi kurşun sesi, hangisi mayın sesi biliyorlar. Savaş çocukların oyununun ana teması haline gelmiş durumda, anlattıkları konuların da:

Öğrencilerden biri, bütün komşularının taşındığını ve karşı apartmanda da hiç kimsenin kalmadığını ve herkesin göç edip başka semtlere taşındığı için damda mahsur kalan kedinin günlerce soğukta aç kaldığını anlatmış; ve bir kaç gün sonra kedinin açlıktan ve soğuktan damda öldüğünü görmüş. Öğretmenler bir taraftan bu hayatları tehdit altında olan çocuklardaki ekolojik bilincin de gözle görülür şekilde değiştiğini fark ederken, diğer taraftan çocuklardaki sosyal dayanışmanın ve derslerine karşı ilginin kuşatma sonrası çok arttığını gözlemliyorlar. Ziyaret ettiğim bir okulda iki ay boyunca okula gidemeyen, hatta evlerinden bile çıkamayan bu çocuklardaki öğrenme açlığı, öğrenme isteğinin artmış olduğu gözle görünür durumdaydı. Sınıfta yabancı birinin olmasına rağmen birkaç dakikalık ilgi dağınıklığından sonra çocukların konsantre oldukları tek şey dersleriydi. Bu savaş ortamında karşımda parmak kaldıran, çok akıllıca sorular soran, öğretmenin sorularını cevaplandırmak için can atan çocuklar vardı. Bu çocukların elinden ya evleri ya ev eşyaları alınmış, bazıları yerlerinden edilmiş, babalarının çalışma alanları imha edilmişti ve hatta bazılarının yakınları öldürülmüştü. Çocuklar için ölümden bahsetmek artık anormal değildi. Ve bu çocuklar bütün bunları bir kenara iterek öğrenmeye konsantre olabiliyorlardı.

Travma nedir?

Fiziksel ve psikolojik bütünlüğümüzü tehdit eden ve kişide yarattığı stres, onun dayanabilme gücünü aşan her türlü olay travmadır. Psikolojik travma, hiç beklemediğimiz bir anda varlığımızı tehdit eden, yaslandığımız temel hayat referanslarımıza inen ani bir darbedir. Bizi geçmişimiz ve geleceğimizden belli bir süre için koparan bir zamansızlık halidir. Ayrılık ve boşanma, iş kaybı, aile içi şiddet, tecavüz, trafik kazası, ani hastalık, sakat kalma ve ani ölümler kişisel travma listesine girerken, savaş, terör, doğal afetler, büyük çaplı ekonomik krizler toplumsal travmalar başlığı altında ele alınır. Diyarbakır`da süregelen savaş durumunu yaşayan bu çocuklar ve aileleri, toplumsal travmanın etkisini en ağır şekilde yaşama riski en büyük olanlardır. Travma sonucu gelişen davranışsal tepkiler, uyku ve yeme bozuklukları, sosyal çevreden uzaklaşma, kendini ihmal etme, içe kapanma, konuşmama, dikkatsizlik ve dağınıklık vs. olabildiği gibi, hiçbir şey olmamış gibi davranmak da travma karşısında gösterilen belli başlı davranış biçimlerinden biridir.

Doğal felaket hastalık veya kaza gibi amaçlı sebep olunmayan travmatik olaylara kıyasla, insanların amaçlı bir şekilde sebep oldukları felaketlerin kişi üzerinde bıraktığı iz çok daha derindir. Sınıflarında ders çalışan, sokaklarda oynayan, gene okula gidebildikleri için çok mutlu olan bu çocuklarda yaşamış oldukları ve hala yaşadıkları travmanın nasıl izler bırakacağını henüz bilmiyoruz. Ancak bu çocukların kimliği, insan ilişkileri ve dünyaya dair varsayımlarının, kendi ve diğer topluluklara dair algılarının, dünya görüşlerinin sarsılmamış olması imkansızlık sınırındadır. Diyarbakır´da olduğu gibi süreklilik gösteren travmatik bir durumda yaşamsal bütünlüğe yönelik tehdit son bulmuyorsa, zaten travma yaşamış bir toplumda tekrar tekrar travmanın yaşanması derin bir güvensizlik duygusuna ve kapanması zor yaralara yol açar. Bu yaraların boyutlarını şu an bilemiyoruz, ama çok büyük olacağı kesin.

Bu çocuklara gerekli psikolojik desteğin sunulması, dirençlerini arttıracak çalışmaların yapılması için gerekli kaynak ve imkanların bulunması sadece bu çocukların ruh ve beden sağlıkları için değil, sadece Diyarbakır ve bölgesi için değil, bütün toplumun refahı için acilen gerekli. Artık samimi olmayan “biz kardeşiz” nakaratını bırakıp birşeyler yapmamız lazım, en azından çocuklar için. Ve hemen, şimdi!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

nineteen + 20 =