Dizilerle ilgili uyarı ve talimat…

Dizilerle ilgili uyarı ve talimat…

0
PAYLAŞ

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “Muhteşem Yüzyıl” dizisiyle ilgili sözlerini işgüzarlık olarak nitelendirenler oldu. Kimisi gündem saptırma girişimi olarak gördü, bazılarına göreyse amaç, dış politikamızla uyumluyeni gündem oluşturmaktı.

Kanımca o sözler hemuyarı, hem de talimattı; beni asıl ilgilendiren yönü bu…

Önce o cümleleri ve ardından olup bitenleri anımsayalım; bir filmin dramaturjik yapısını inceler gibi…Başbakan’ın sözleri şöyleydi: “Biz öyle bir Kanunitanımadık. Ömrünün 30 yılı at sırtında geçti. Sarayda, o gördüğünüz dizilerdeki gibi geçmedi. Ben o dizilerin yönetmenini de, o televizyonun sahiplerini de milletimin huzurunda kınıyorum. Bu konuda da ilgilileri uyarmamıza rağmen yargının da gerekli kararı vermesini bekliyoruz. Bu milletin değerleriyle oynayanlara, milletçe gereken dersin, gereken cevabın hukuk içinde verilmesi gerekir.”

Altını çizdiğim kelimeler önemli; bu konuşma sinema sektörümüzün gidişatını değiştirmek amacına uygun olarak düzenlenmiş…

Tam da bu yüzden üyesi olduğum Senaryo Yazarları Derneği (SENDER) basın açıklamasında Başbakan’ın sözlerini sansür amaçlı olarak değerlendirdi ve kınadı. Tabii ki başta senaristler olmak üzere, yaratıcı insanların özgür çalışabilmelerinden yanayım; ama bu yazının konusu bu değil.Çünkü sansür işin sadece bir kısmı. Mesaj ve talimat, teşvik ve tehdit de var o sözlerde.

Talimat, başta TRT olmak üzere ilgili tüm devlet kurumlarına, örneğin RTÜK’e ve savcılara ve “durumdan vazife çıkaracak” herkese, mesela maliye müfettişlerine de yönelik. Hukukçuların değerlendirmesi de yayımlandı; anlaşılan savcıların yapabileceği bir şey yok, ama devlet onlardan ibaret değil, dizinin ve eseri yayımlayan kanalın sahibi olan şirketlerin baskı altına alınması kuvvetle muhtemel. Gazetelerde diziyi yapan şirketin “nasıl da çok” kar ettiğine ilişkin haberler çıkması boşuna değil.

Mesaj ise yine devletin ilgili kurumlarına, ama asıl önemlisi AKP taraftarlarına ve hükümetin yakın çevresindeki şirketlere yönelik, şöyle tercüme edilebilir: “Yeni konumumuza uygun davranın, Osmanlı’yı yücelten projeler üretin, destekleyin.”

TRT devlet televizyonu;iktidarın projelerine uygun program ve filmler yapmaya çalışıyor. Bazen açıkça talimat alıyor, örneğin Dışişleri Bakanı’nın arzusu üzerine bir proje oluşturuyor, bazense “durumdan vazife” çıkartıyor. TRT’nin bu yaklaşımı -konumu gereği- doğal kabul ediliyor, izlenme oranları listesinde üst sıralara çıkamaması da. Oysa kurulduğu günden beri AKP ile yakın ilişki içinde olan bazı şirketlerin sahibi olduğu TV kanalları da var. Asıl önemlisi hepsinin parası var, reklam aracılığıyla kanallara baskı yapma gücü var. O şirketlerden birine ihtar verilmedi sadece, diğerleri de göreve çağrılmış oldu. Büyük holdinglerin sadece üçü “Artık ‘Muhteşem Yüzyıl’a reklam vermiyoruz” derlerse o kanal o diziyi sürdüremez, bunu herkes biliyor.

Nitekim Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın 28 Kasım’da “Hükümetin açıklaması” olarak medyaya yansıyan sözleri çok net: “Burada gerçeklerle örtüşmeyen pek çok sanal sahnelerle uydurma birtakım yönleriyle beraber tanıtılan bir Kanuni söz konusu. Kanuni’nin yaptıklarını doğru gösteren bir diziye kimsenin itirazı olmaz, olması da düşünülemez. Bizim itirazımız dizinin bizim tarihimizin gerçeklerine uymaması, gerçeklerden öte tarihe iftira içerecek pek çok özeli barındırması nedeniyledir.”

Biri yargıyı göreve çağırdı, diğeri sallanan parmağın hedefini biraz daha açıyor, “ağır suç kabul ederiz” demeye getiriyor.

Kimi suçlayacaklarmış: Bu tür dizileri yapanları, yönetenleri, o eserleri gösteren TV kanallarını… Kanalları verdikleri reklamla ayakta tutan kim? Büyük şirketler.

Ki herkes Başbakan’ın Aydın Doğan’la nasıl savaştığını ve kimin sahadan yenik ayrıldığını çok iyi anımsıyor.

Konunun farklı yönleri tartışılıyor; ben siyasetçi değil, sinemacıyım, cümlem tek: O konuşma sinema sektörümüzün gidişatını değiştirdi bile…

BİR CEVAP BIRAK