Dönüşüme isyan!

Son yıllarda ülkemizde her alanda müthiş bir dönüşüm süreci yaşanmakta… Ve bu dönüşüm en hızlı, en pervasız, en ahlaksız, en tahrip edici boyutlarda sürmekte…

Sürece ilişkin bilgi ve deneyimim arttıkça dönüşüm kelimesine karşı alerjim, tepkim, rahatsızlığım da artıyor… Özellikle de son yıllarda sistem tarafından kullanılan ‘Kentsel Dönüşüm’ söylemine karşı…

Neden gelişim, iyileşme, ıslah değil de ısrarla “Dönüşüm’ …

Nasıl oluyor da aslında yıkım, sürgün anlamına gelen, ‘soylulaştırma’, ‘zorla tahliye’, ‘yerinden etme’ kavramlarıyla tanımlanan bu süreç, rantçılar tarafından halka ‘kalkınma’, ‘gelişim’, ‘iyi yaşam’ hayali olarak yutturulabiliyor…

‘Dönüşüm’ kelimesinde bana aykırı gelen, insani olmayan, insafsızlığı, vicdansızlığı, ahlaksızlığı çağrıştıran bir şeyler var, bir türlü ısınamıyorum bu kelimeye…

Dönüşümde mevcut olanın korunması, yaşatılması, sürdürülmesi yoktur çünkü; yıkım vardır, Yok etme vardır; tepeden inme projelerle insanları yerinden etme vardır;

Kentsel Dönüşüm dendiğinde hedeflenen, yerlerin asıl sahiplerine verilmek üzere dönüştürülmesi değildir… mevcut fiziki yapıyı yıkarak yeni bir yapı inşa etmek, bu şekilde değeri arttırılmış yeni yerleri alım gücü yüksek üst gelir gruplarına pazarlamaktır tek dert…

Bizim yaşadığımız, yuva dediğimiz evlerimizi müteahhitler için ucuz arsalara dönüştürme planıdır bu!…

Bunun için bütün yasal alt yapı hazırlanmış, en son “Afet Yasası” ile en vurucu silah da icat edilmiştir. Talana uydurulan bir kılıf olarak karşımıza çıkan Afet Yasası ile vatandaşın evinin değeri pula düşürülmekte; tapusu üzerindeki tasarruf hakkı yok edilmekte; barınma hakkı, mülkiyet hakkı ayaklar altına alınmaktadır.

İnşaat sektörü yaşasın; Türkiye’nin her karışında siteler, alış veriş merkezleri yükselsin, halkın alın terini, emeğini gasp ederek yeni zenginlen çıkarılsın, buna da ülke kalkınması, gelişme, densin…

Yapılanlar ülke yararına, vatan millet uğruna diye övülsün, yüceltilsin, gariban halkımın evine yurduna vatan için, ülke için, kalkınma için denerek bu şekilde devlet eliyle, yasalarla el konulsun…

Kentsel Dönüşüm adı altında bir masal anlatılıyor insanlara… Evi olmayanları ev sahibi yapmak; olanların evini ise daha güzeliyle değiştirmek…

Yok ya, kapitalizmde kim kime bedava bir şey vermiş!…

İnsanın ‘elimizdekileri de almasalar da’ diyesi geliyor… Alıyorlar da zaten!…

ELİMİZDEKİLERİNİ DE ALIYORLAR!…

ALIN TERİMİZLE YAPTIRDIĞIMIZ EVLERİMİZE DEVLET GÜCÜ KULLANARAK, YASA YOLUYLA, KAMULAŞTIRMA TEHDİDİYLE ZORLA EL KOYUYORLAR!…

Depremi bahane ediyorlar! Depremi bahane ederek sağlamlaştırılması mümkün binaları dahi yıkıma zorluyorlar! Sonra buraların değeri arttı diye o yerin gerçek sahiplerinden neredeyse bir lüks daire fiyatında farklar istiyorlar;

Yani evimizi kaybettiğimiz yetmiyor, bir de borçlu çıkarılıyoruz!

Borcumuzu ödeyemezsek ne oluyor, ‘bizim çocuklar gelecek, siz gidin’ diyorlar!…

Bu arada nerenin risk alanı olacağına karar veren Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yani onlar; Binalara sağlam ya da riskli raporu verecek olan yine Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın lisans verdiği, belirlediği firmalar yani onlar; ihaleyi alanları belirleyenler de onlar, yani inşaatları yapacak olan müteahhitler de onların müteahhitleri;

Yasaları çıkaranlar onlar, uygulayanlar onlar, mahkemeye giderseniz, mahkemede bilirkişilik yapacak kişiler onların rektörünü, dekanını atadığı üniversitelerin atayacağı uzmanlar;

Bu arada mahkeme uzarsa yürütmeyi durdurma kararı da verilemiyor artık; yani mahkeme süreci tamamlanana kadar eviniz çoktan yıkılmış oluyor…

Yasa risk alanında kaldığınız sürece tapularınızla ilgili bütün tasarruf hakkınızı elinizden almış durumda; ben istemem, vermem, katılmıyorum deme hakkınız yok; Vaat edildiği gibi gıcır evleri rüyanızda görmeye devam edin siz; bir ev fiyatı kadar daha borçlanmayı göze alırsanız belki proje alanında kalabilirsiniz; yoksa TOKİ evlerine sürülüyorsunuz; o da bedava değil, onun için de belli bir miktar borçlandırılıyorsunuz!…

Bu arada evlerinizin değeri deprem riski nedeniyle pula dönüştüğü için, yani eviniz enkaz sayıldığı için, olur ya ben ev istemiyorum paramı alayım gideyim derseniz o zaman da sadece enkaz bedeli alabiliyorsunuz…

Enkazı da size kaldırtıyorlar; kendileri kaldırırlarsa ödeyecekleri enkaz bedelinden düşüyorlar bunu…

Ne kadar insaflılar değil mi?

Bunlar bir avuç zengin ettikleri müteahhidin kalkınmasını ülke kalkınması olarak anlatıyorlar, bunun reklamını yapıyorlar; Kentsel Dönüşüm mağduriyetlerini böyle aklamaya çalışıyorlar…

Evet onlar birileri için hayalleri süsleyecek evler yapıyorlar; mazlumların, mağdurların göz yaşlarıyla, zorla boşaltmak zorunda kaldığı evleri müteahhitlere ucuz arsa olarak sunarak, parası olanlar için lüks, konforlu, yapay cennete benzeyen binalar inşa ediyorlar…

ÖRNEK: Ayazma halkının gözyaşları içinde terk ettikleri evlerin yerine Ağaoğlu sitelerinin inşa edilmesi… Sulukule halkının elinden bedavaya alınan evlerin değeri 1 milyon TL’leyi bulan, bakanlara, bürokratlara verilen villalara dönüşmesi…

Tam da bu yüzden Kentsel Dönüşüm halklar için bir yok oluştur, yok ediliş sürecidir; sürgün edilme, yerinden edilme sürecidir… Sokağından, mahallesinden, yıllarca yaşadığı yerlerden zorla top yekun gönderilme projesidir!…

Kaybetmektir; eksilmektir, yoksullaşmaktır; ötekileştirilmektir…

Acıdır, gözyaşıdır, haksızlıktır, adaletsizliktir…

Halkların haklarını yok ederek sermayeye hak sağlamaktır; Zenginlere yaşam alanı açmak için yoksulların yaşam alanlarına zorla el koymaktır;

Dönüşüm yapısal bir değişimdir, kökten yok ediştir. Mevcut olanın yerine başka bir şeyin getirilişi, yeni var oluşlara zemin hazırlamak için eskiden orada olanları yok ediş planıdır.

Eski yok edilmeden yeni oluşturulamaz çünkü… Eski sahipler gönderilmeden yeni sahiplere yer açılamaz…

Dönüşümün kurbanı yeri geldiğinde bir yerdir, bir mekandır, yeri geldiğinde bir sınıf, bir halktır; yeri geldiğinde bir mahalle bir bina, yeri geldiğinde bir semt, bir kenttir.

Bazen bir yaşam biçimi, kültür, tarih, bazen alışkanlıklar, gelenekler, davranış kalıpları, inanç biçimleridir…

Dönüşüm, bir zamanlar Sulukule’de yaşayan ama artık orada olmayan Sulukule halkının dönüşümüdür!…

Bir zamanlar Tokludede’de yaşayan ama artık orada olmayan TOKLUDEDE halkının dönüşümüdür!…

Yok edilen Ayazma halkıdır…

Bir zamanlar var olan bir mahalle, meydan, okul, park, herhangi bir toplumsal hafıza mekanımızdır; silinmek istenmektedir hafızalarımızdan, yok edilme tehlikesi ile karşı karşıya olan Taksim’dir, Gezi Parkı’dır, Emek sinemasıdır, İnci Pastanesidir; Haydarpaşa’dır, Tarlabaşı, Fener-Balat-Ayvansaray, Tophane, Süleymaniye, Zeyrektir…

Güzelim İstanbul’un Silüetine inen demir bir pençe; Haliç Metro Köprüsüdür…

Dönüşüm, ustaları ölse de eserlerinin yaşatıldığı şehirken, şimdi bu eserler tamamen yok edilerek ustaları ile birlikte sanatlarının da öldürüldüğü şehirdir; İstanbul’dur…

Tokludede’de Osmanlı tarihi ahşap evlerinin son örnekleri yıkılırken, o evler sayesinde yaşamakta olan sanat, ustalık da yok edilmiştir bu şekilde; Tokludede’yi yıkanlar bir zamanlar bu evleri inşa eden ustaların sanatlarını, hünerlerini de ölmüşlerdir; bir tarihi gömmüşlerdir Tokludede’ye…

Bu anlamda dönüşüm ideolojik bir tercih, ideolojik bir süreçtir…

Bütün bu yaşananlar tesadüfi değil bilinçli bir yeniden inşa etme projesidir. Var olanı, mevcut olanı yerinden etmek, kendi sermaye sınıfına yer açmak, kendine yaşam alanı açmak projesidir.

Bu mücadele aynı zamanda bir sınıf mücadelesidir. Sermayenin emeğin bütün kazanım alanlarını ele geçirme, emeği mevcut yaşam alanlardan silme mücadelesidir. Bunu çok iyi anlamak ve sermayenin bu topyekun saldırısına karşı topyekun bir savunma yapabilmek için mutlaka emek cephesinin birlikteliğini sağlamak gerekmektedir.

Saflar netleşmiştir!…

Bütün yasal, kamusal olanakları elinde tutan bir sermaye gücüne karşı emeğin elinde olan tek güç ise birliktelikten doğan güç, dayanışma ve ortak mücadeledir.

Tek çare ‘DÖNÜŞÜME BAŞ KALDIRMA, İSYAN’ dır!…

‘DÖNÜŞÜME İSYAN’ , bizi yok etmek isteyenlere, yaşadığımız mahalleden, caddeden, evimizden, sokağımızdan, meydanımızdan, parkımızdan, okulumuzdan, deremizden, tarlamızdan, ormanımızdan bizi söküp atmak isteyenlere karşı yaşamsal bir duruş, bir var oluş mücadelesidir…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.