Dünyada kaçacak bir delik yok…

“Ayrı ayrı ulus-devletler arasında bölünmüş bir dünyada ‘devletsiz’ bir kişi haline gelme tehdidi, insanın var olan yurttaşlık statüsünü hemen her zaman evhenişer haline sokabilir” (Pierson, Modern devlet, Çiviyazıları, İstanbul, 2000, s.211)

Yurttaşlık fikri yeni değildir. Örneğin  Heater, insanlık tarihini kapsayan ikibin beşyüz yılı aşkın sürede yurttaşlığın beş ayrı bağlamda geliştiğini ileri sürer:
Yunan kent devleti; Roma Cumhuriyeti ve imparatorluğu; Ortaçağ ve Rönesans kenti; Ulus-devlet ve Acun-kent(kozmopolis) fikri (Heater, Citizenship: The Civic Ideal in World History, Politics and Education, Londra, Longman, 1990,sf.161).

Fakat modern ulus-devletin kurucu bir ilkesi olarak yurttaşlık dediğimizde Brubaker’ın dile getirdiği şu tanımlayıcı özellikler önemlidir: “Ortak haklar ve ortak yükümlülükler yaratan sivil eşitliğin kurulması; siyasi hakların kurumsallaştırılması; yurttaşlar ve yabancılar arasındaki ayrımın yasal ussallaştırılması ve ideolojik olarak vurgulanması; ulusal egemenlik öğretisiyle yurttaşlık ve ulus olmak arasındaki bağın bütünleşmesi; yurttaş ile devlet arasında, eski rejimin aracılı, dolaylı ilişki karakteristiğinin yerini, yakın doğrudan ilişkilerin alması.”(Brubaker, Citizenship and National in France and Germany), Cambridge, MA: Harvard Ünv.yay. 1992, s.35.)

Aslında sizi daha fazla  soyut tanımlamalara boğmadan konuya giriş yapmak istiyorum. Yurttaşlık birtakım haklar ve imtiyazlar bütünüdür. Bu anlamda bu haklardan ve imtiyazlardan yararlanan birilerinin olma durumu, diğer tarafta bu imtiyaz ve haklardan dışlanmışlığın olduğu bir durumu da betimler.

Örneğin tarihin bir dönemine kadar köleler, mülksüzler, kadınlar ve bugün göçmenler yurttaşlık statüsünden faydalanamayan kategorileri oluşturur.

Yurttaşlar medeni (ki en önemlisi mülkiyet hakkıdır), siyasi (seçme ve seçilme hakkı) ve en son sosyal  olmak üzere değişik haklarla donatılmışlardır. Bunlardan medeni hakların gelişme dönemi 18.y., siyasi hakların gelişme  dönemi 19.yy, sosyal hakların gelişme dönemi de 20. yy. dır.

Günümüz Modern devleti, medeni, siyasi ve sosyal hakların üçünü de kapsamasına rağmen evrensel hakların gerçekleşmesi bakımından hala daha eksiktir. Bugün insanlık hala yurttaşlık haklarının kapsamını genişletme mücadelesini sürdürmektedir. Özellikle kadınlar bu evrensel hakların bir çoklarından yoksundurlar; Ayrıca insanlığın istihdam ya da çalışma haklarında kat edileceği daha çok önemli mesafeler bulunmaktadır.

Yurttaşlık aynı zamanda bir sosyal kapalılığı işaret eder. Yani Yurttaşlık haklarının geçerli olduğu belli bir ülkeyi ve belli kategoride bulunan insan gruplarını ifade eder. Örneğin günümüzde herkes bir ulus-devletin yurttaşıdır dediğimizde aslında her yurttaşın aynı zamanda bir siyasi topluluğun üyesi olduğun anlaşılır.

Bir ülkenin yurttaşı olmak bize birtakım imtiyazlar ve haklar getirirken, bu statüyü kazanamayan kişiler açısından da bir sosyal kapalılık durumu ortaya çıkarır. Bu statüyü elde edemeyenler, çalışma izni, oy kullanma, sosyal güvencelere sahip olma gibi en temel haklardan faydalanamaz durumdadırlar. O yüzden yurttaşlıktan dışlanmayı göze almak kolay bir iş değildir; kimse imtiyazsız, sosyal kapalılığa muhatap bir grup içinde yaşayacağını bile bile ülkesini terk etmek istemez. Kısaca bir siyasi topluluğa ait olmadan yaşamanın zorluklarını göze alamaz.

Bir çok insan kendi ülkesindeki yurttaşlık haklarını yetersiz bulsa bile, başka bir ülkeye sığındığında kabullenmek zorunda olacağı mülteci ya da göçmen konumunun handikaplarını çekmek yerine, ülkesinde kalmayı, eksik haklarla ama yurttaş olarak yaşamayı tercih edebilir.

Ülkesini sevmek, bir topluluğa, bir ulusa aidiyet, bunlar tabii ki insanları bulunduğu siyasi topluluğa bağlayan manevi değerlerdir. Ama esas olan insanlığın artık sınırları belli olan, tanımlanmış bir dünyada yaşıyor olması ve  başka bir dünya arzulayanlar için kaçacak bir deliğin bulunmamasıdır.

Yaşadığı siyasal ortamı beğenmeyen bir insan öncelikle buna tepki verir ve o sistemi değiştirmeye çalışır. Eğer sistem bu değişikliği gerçekleştirmesi için açık kapı bırakmıyorsa mutsuz olur, acı çeker. Ama yine de mutsuz olarak da olsa o sistemde yaşamaya devam eder. Çünkü yeni bir siyasal ortama girmek, yeni bir siyasal topluluğa aidiyet hissetmek, en önemlisi o siyasal sistemin kazanımlarına sahip olma mücadelesini vermek, ülkesinde çektiğinden daha az acı verici olmayacaktır.

Peki hiç bir siyasal ortama ait olmak istemezse bir insan; kimsenin hayatına karışmayacağı, haklarına müdahale edemeyeceği, özgürce, hesapsız yaşayacağı bir yer ararsa…

Böyle bir yer yok işte…

Bulunduğu yerden memnun olmayanlar için dünyada kaçacak bir delik yok ne yazık ki…

_____________

* İÜ’de Öğretim Üyesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.