Dünyada özür politikaları ve Tr (I)

İnsan hakları konusunun gerek devlet yapıları içinde gerek uluslararası ilişkilerde artan önemi, dünyadaki son yüzyıllık demokratikleşme sürecinin en çarpıcı göstergelerinden biridir. Devletler ve toplumlar arasında yoğunlaşan “özür isteme/özür dileme” trafiği de, insan hakları alanının vazgeçilmez bir parçasıdır. Özellikle 2. Dünya Savaşı bitiminden itibaren, gitgide daha çok sayıda topluluk, bulundukları ülkelerin devletlerinden veya onları daha önceden göçe zorlamış eski devletlerinden, kendilerine yahut atalarına yapılmış kötülükleri ve kıyımları tanımaları ve resmen özür dilemeleri için talepte bulunmakta, bu talepler de giderek daha çok karşılık görmektedir.
İnsan hakları uluslararası planda ilk telaffuz edilmeye başladığı zamanlarda, devletlerin genellikle de yayılmacı emellerle birbirlerinin içişlerine müdahale etmek için kullandığı basit bir gerekçe olmanın ötesine gitmiyor, en azından, gerisinde gerçek insanî motifler bulunsa da, bu gerekçe olma özellikleri fazlasıyla sırıtıyordu. Oysa bugün durum çok daha karmaşıktır; bir sürü özel çıkara zemin ve kılıf olma özelliğini yer yer hâlâ sürdürse de, insan hakları, artık kendi içeriği ve özerkliği olan bir alandır. Günümüzde devletler, insan haklarıyla ilgili meseleleri istedikleri gibi gündeme sokup gündemden çıkarma lüksüne sahip değildir. Aynı şekilde, resmî özür talepleri de, devletlerin umursamazlıkla veya salt inkârcı tepkilerle geçiştirebileceği konular olmaktan çıkmıştır. Bu sorunlarla başı dertte olan çoğu devlet, şimdi daha nüanslı ve pozitif politikalar geliştirme arayışı içindedir.
Resmî bir özür doğrultusundaki talep ve beklentiler arttıkça, bunların nitelikleri ve sonuçları da çeşitlenmektedir. O kadar ki, bu alanda belirli bir sınıflandırmaya gitme ihtiyacı kendini epeydir hissettirmekteydi. Melissa Nobles’un yeni çıkan kitabı (The Politics of Official Apologies, Cambridge University Press, 2008), bu ihtiyacı karşılamaya yönelik dikkate değer bir çalışma. Bu yazıda, Nobles’un kitabındaki analizlerin tanıtım ve eleştirisine fazla girmeksizin, ortaya koyduğu bazı verilerden yararlanarak dünyadaki çeşitli resmî özür girişimleri üzerinde hızlı bir tur yapmak istiyorum.
MIT’de (Massachusetts Institute of Technology) siyasal bilimler profesörü olan Nobles, analizini iki temel sınıflandırma çerçevesinde geliştirmiş. Birinci sınıflandırma, özür talebinde bulunanla dileyen arasındaki dört farklı durumla ilgili: Birinci durumda, özür talebinde bulunanlarla bu talebi bir şekilde kabul edip özür dileyenler var. Bunlara aşağıda geleceğim. İkinci durumda, özür talebinde bulunanlarla bu talebi reddedenler var. Bunlara Nobles’ın verdiği bir örnek, 13’ü Demokratlar’dan 7’si Cumhuriyetçilerden oluşan 20 kişilik bir Temsilciler Meclisi gurubunun 1997’de Kongre’ye sundukları, siyah Amerikalılardan ülke tarihinde tabi oldukları uzun ve vahşet dolu esaret rejiminden dolayı özür dilenmesini öngören yasa teklifinin reddedilmesidir. O günden bu yana Amerika kendine siyah bir başkan seçmiş olmasına rağmen, bu yasa hâlâ Kongre’den geçmiş değildir.
Nobles’un verdiği diğer bir örnek, çocukların ailelerinden zorla koparılması yoluyla yerlilere uygulanmış olan asimilasyon ve “soykırım” için talep edilen özürün Avustralya federal hükümeti ve liderlerince reddedilmesidir; ancak bu örnek artık geçerli değildir, çünkü Nobles’un kitabının baskıya girmesinden az sonra sözkonusu özür yeni Avustralya başbakanı Kevin Rudd’dan nihayet gelmiştir. Nobles’ın verdiği Kanada örneği de benzer şekilde geçerliliğini yitirmiş sayılır, zira Avustralya başbakanının hemen ardından, Kanada başbakanı Stephen Harper’dan da Kanada Kızılderililerine dönük bir özür gelmiştir. Aslında, kitabın yayınlanmasından bu yana geçen kısa süre içinde, İtalya başbakanı Berlusconi’nin Libya’dan özür dilemesi, ya da Japonya’nın daha geçen gün köle gibi madenlerde çalıştırdığı eski savaş esirlerinden özür dilemesi gibi, başka özür girişimlerine de rastlamak mümkündür. Hatta, Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’ın Alevilerden özür dilediğine ilişkin son haber doğruysa, benzer girişimlere sınırlı da olsa halihazırda özür karşıtı bir isteri fırtınasının koptuğu Türkiye’de bile rastlandığı söylenebilir. Lâkin özür talebini reddedenler kategorisinde bizim tabiatıyla en âşina olduğumuz örnek, Türkiye’nin Ermeni talepleri karşısındaki tutumudur.
Bir özür talebini reddetmek anlaşılır ve sıkça görülen bir durumdur da, böyle bir talep yokken özür dilemek kolay rastlanır bir şey değildir. Kral 1. Charles’ın ünlü sözüdür: “Ne yap yap, suçlandığın ana kadar asla bir savunu veya özüre girişme!” Bu söz, çok genelgeçer bir davranış kuralına işaret eder; ancak Nobles’a göre bu kurala aykırı düşen örnekler de yok değildir. Sözgelimi, Amerika’da Kızılderililerin işlerine bakan yetkili daire (U.S. Bureau of Indian Affaires), görünürde hiçbir taleple karşılaşmamışken, eski küçültücü ve baskıcı uygulamalarından dolayı Kızılderililerden özür dilemeyi uygun görmüştür. Keza, Yeni Zelanda hükümeti ve onun sembolik hükümdarı Kraliçe 2. Elizabeth, kral atasının öğüdünün dışına çıkarak, Maori yerlilerinden el koydukları topraklar için özür dilemiştir. Muhakkak ki bu girişimlerin belirli bir fayda hesabına dayanan özgül arka planları vardır, ama görünürde herhangi bir taleple karşılaşılmadan alınmış karar ve inisiyatiflerdir bunlar. Üçüncü tür ilişki durumunun örnekleri de, bunlardır.
Nobles’ a göre, ne herhangi bir özürün talep edildiği, ne de buna karşılık verildiği, ancak ortada özür istenecek ve dilenecek şartların pekâlâ mevcut olduğu dördüncü tür bir durum daha vardır ki o da, gelecekteki potansiyel gerilim alanlarını içerir. Latin Amerika’da yaygın bir kıyım, mülksüzleşme ve esarete tabi tutulmuş olup da, henüz devletlerinden özür dileme aşamasına gelmemiş türlü yerli ve karaderili guruplar ve bu guruplara tabiatıyla henüz yanıt verme ihtiyacı görmeyen devletler, bu alanlara örnek sayılabilir.
Nobles, yaklaşık son yüz yılda ve dünya ölçeğinde yaptığı taramada, birinci tür ilişki durumuna örnek olabilecek toplam 72 adet “resmî özür” tespit etmiş. Yukarıda işaret ettiğimiz gibi, bu rakam bugüne kadar daha da artmış, belki 80’i bile bulmuş olabilir, zira “özür” trafiği hayli yoğun. Nobles’un ikinci temel sınıflandırması, “özür”de bulunan öznelere ilişkin. 6 kategoriden oluşan bu özneleri, nispeten iyi bilinen örneklerinden seçerek şöyle özetleyebiliriz sanırım:
1) Devlet başkanları ve hükümet yetkilileri (44 adet). Örnekler:
a) 1970’te, Batı Almanya Şansölyesi Willy Brandt’ın Varşova Gettosu kurbanları anısına dikilen bir anıtın önünde diz çökmesi.
b) 1972’de, Çin’i ziyaret eden başbakan Tanaka’nın, “Japonya, son savaş sırasında Çin halkına verilen muazzam zararda kendi ağır sorumluluğunun farkındadır” sözleriyle yaptığı açıklama.
c) 1976’da, Başkan Gerald Ford’un Japon asıllı Amerikan vatandaşlarının 2. Dünya Savaşı boyunca karantinada tutulmasının “yanlış” olduğunu belirtmesi ve Başkan Roosevelt’in bunu mümkün kılan gözaltı emrini resmen kınaması.
d) 1990’da, Mihail Gorbaçev’in savaş tutsağı Polonyalı askerlerin 1940’da Katin ormanında katledilmesinden Sovyetler Birliği’ni sorumlu tutarak, bunun Stalinizmin en büyük suçlarından biri olduğunu belirtmesi.
e) 1993’te, Güney Afrika Başkanı Klerk’in aparteid dönemini kapatan özürü.
f) 1995’te, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ın, işbirlikçi Vichy hükümeti tarafından Nazilere teslim edilen 320,000 Fransız yahudi için özür dilemesi.
g) 1997’de, Kraliçe Elizabeth’in İngiliz sömürge birliklerinin binlerce sivil Hintliyi öldürdüğü 1912 Amritsar katliamı için özür dilemesi.
h) 2001’de, Polonya başbakanı Kwasniewski’nin 2. Dünya Savaşı sırasında ülkesinde katledilen Yahudileri öldürenlerin Nazi askerleri değil, Polonyalılar olduğunu açıklayarak, kendi şahsı ve halkı adına özür dilemesi.
2) Hükümetler (8 adet). Örnekler:
a) Savaş ertesinde, Almanya’nın hayatta kalan Yahudilere ve İsrail’e “maddi ve manevi” borcunu ilan etmesi (“maddî kısmı yaklaşık 100 milyar DM).
b) 1988’de A.B.D.’de çıkarılan bir yasayla Japon asıllı Amerikalılardan özür dilenerek, her bir mağdur başına 20,000 dolardan toplam 1,25 milyar dolar tazminat ödenmesine karar verilmesi.
c) 1995’de, Yeni Zelanda’nın Maori yerlilerinden 1863’te ellerinden alınan topraklar için özür dileyen ve 112 milyon dolarlık bir tazminatla birlikte bu toprakların bir kısmını yerlilere geri veren bir yasanın çıkması.
3) Dini Kurumlar (12 adet). Örnekler:
a) 1965’te, Yahudilerin İsa peygamberin katili olduğuna dair içtihad niteliğindeki geleneksel inancın, İkinci Vatikan Konseyince “tedavül”den kaldırılması.
b) 1995’de, Cezvit cemaatlerinin “kadınlarla dayanışma” ilan ederek, o zamana kadar yüzyıllar boyu erkek egemenliğine zemin hazırladıkları için günah çıkarmaları.
c) 1998’de, Vatikan’ın Holokost karşısındaki sessiz ve hareketsiz tavrı için özür dilemesi.
Nobles’un listesine, Anglikan Kilisesi’nin geçmişteki sansür ve karalamalarından dolayı 2008’de Darwin’den dilediği özür de eklenebilir.
4) Örgütlü Guruplar ve şahıslar (5 adet). Örnekler:
a) 1998’de, Avustralya’da yerlilere dönük devlet politikaları için bir özür kampanyasının imzaya açılması.
b) 1999’da, Avrupa çapındaki uzun bir “dinlerarası diyalog” haftasının ardından, Hıristiyan bir gurubun yüzlerce üyesinin, Haçlı seferleri esnasında gördükleri zulüm dolayısıyla, Kudüs’teki Müslüman, Yahudi ve Doğu Hıristiyanlığı cemaatlerinden özür dilemesi.
5) Sivil toplum kuruluşları (1 örnek) : 1995’te, Uluslararası Haç Örgütü’nün 2. Dünya Savaşı’ındaki Nazi vahşeti karşısında sessiz kalmakla gösterdiği ahlakî düşkünlük için özür dilemesi.
6) Özel kurumlar (2 örnek): 2005’te, Morgan Chase Bankası’nın, bazı kurucu müessese ve şubeleri adına, 200 yıl önce siyah köleleri teminat olarak kabul edip sonunda köle sahibi haline geldikleri ve böylece köle ticaretine bulaştıkları için, bu kölelerin torunlarından ve genel olarak Amerikan kamuoyundan özür dilemesi.

Önceki haberHeykel misyoneri Maria…
Sonraki haberCB Talat ile kahvaltı
Adnan Ekşigil
Adnan Ekşigil 1953’te Istanbul’da doğdu. UCLA’da (University of California at Los Angeles) siyasal bilimler okudu, 1974’te mezun oldu. 1975 – 1981 arasında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 1980 darbesinin ardından, YÖK’ün de kurulmasıyla birlikte fakülteden ayrıldı. 1982 – 1987 yılları arasında Fransa’da yaşadı, çeşitli yayın ve çeviri işlerinde çalıştı ve gençliğinden beri hobisi olan tarımla bağlantılı bazı projelere katıldı. 1983 – 84 yıllarında Sorbonne’un (Université de Paris) Felsefe Fakültesi’nde en sevdiği Fransız düşünürlerden olan Jacques Bouveresse’in seminerlerini izledi ve DEA yaptı. 1991’de, Trakya’da önceden başlatmış olduğu kavak yetiştiriciliğini genişleterek, fide ve fidan üretimine dönük çiftlik kurdu. 1992 – 2004 yılları arasında, Boğaziçi Üniversitesi’nin Felsefe Bölümü’nde, Yeditepe Üniversitesi’nin de Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde yarım ve tam-zamanlı olarak belirli aralıklarla dersler verdi. 2007’ten beri zamanının önemli bölümünü Kanada’nın Montreal kentinde geçirmekte olup, halen eski ve “arkaik” tohum koleksiyonculuğu, ağaç fidesi üretimi ve fidancılık ürünleriyle ilgili çeşitli ticari ve deneysel faaliyetlerde yer almaktadır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

3 × 5 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.