Doğadan insana dersler… -1-

Yiyecek aramak için araştırmaya çıkmış olan devriye görevlisi, bulduğu ufacık bir kırıntıyı dahi asla orda kendi yemez, kabilesiyle paylaşmak için yuvasına taşımaya kalkar hemen… Diğer taraftan, karıncaların haiz olduğu, bilimin açıklayamayacağı iletişim teknolojisi, insanlığın şu anda ulaştığı teknolojik iletişim doruklarından bile daha yukarıdadır belki… Çünkü bir nevi telepati sistemleri ve duyargaları olmalı ki, eğer kendi taşıyamayacakları kadar çok yiyecek madeni bulmuşlarsa, yardım istemek için merkeze telepatik sinyaller gönderip, bulundukları yerin koordinatlarını verdiklerini düşünebilirsiniz… Çünkü dakikalar içinde aynı ebada, cinse ve kabileye mensup arkadaşları müthiş bir hız ve telaşla birerli koldan disiplinli bir tek sıra halinde buluntu mahalline ulaşırlar… Hiçbirisi oradaki ganimetten bir ısırık bile almayı düşünmez… Yiyecekler, zor kış günlerinde adilce paylaşılmak üzere elbirliği ile yuvaya taşınacak ve kiler bölümüne istiflenecektir… 


Taşıma işlemi tam bir ekip çalışmasıdır, biri, ağırlığının kat be kat üstündeki bir kırıntıyı taşırken zorlanırsa mutlaka diğeri yardıma koşar ve bir ucundan tutar… Yuvaya sığdırma ve istifleme işlemi mikrobiomimari bir beceri gerektirir… Kilerin başına bir nöbetçi dikilmesi dahi gerekmez… 


Ama insanoğlunun asıl ders alması gereken, karıncaların adil paylaşım ilkesi ve sistemidir… Dünyada insan ırkı tükenip, sadece son iki tanesi kalsa ve bunlar 3 öğünlük bir açlık çekiyor bile olsalar, buldukları bir yılanı diğerinden kaçırıp, tek başlarına yemek için, birbirlerini parçalarlar, hatta öldürürler… Sonrasını düşünüp, bir kısmını ayırma hesabını bile yapmazlar, o anda tıka basa tüketirler… 


Küresel beşeriyetlerin dünyada milyonlarca yıldır sürdürdüğü ilkel ve dominant insan imparatorluğuna bu gözle baktığınızda anlarsınız savaşların, katliamların, soykırımların nedenini… Başkalarının haklarına zerre saygıları olmadığını, hayvanca paylaşımdan dahi uzak olduklarını… Tarih boyunca insanlar kendi cinslerinden öte, güçlü güçsüz bütün hayvanlara karşı da faşisttirler ve alacaklıdırlar… Vururlar, derilerini yüzerler, derilerinden giysiler yaparlar, kürklerini giyerler, parçalarlar, pişirirler ve yerler… Tüm semavi dinlerin kutsal kitaplarında bu hak, tanrının insana bahşettiği helal nimetler diye nitelendirilir… Bizim kadar modern! toplumlarda bile, aç bırakılmış, ya da kronik açgözlü insan gruplarına, bedava ekmek, mercimek, makarna dağıtmaya kalkın, bakın insanların nasıl birbirlerini çiğnediğini… Çocukların üzerine basarak, izdihamdan sıkıştırarak, mala ulaşma gayretlerini… Sürü ve kul kültürüdür bu, özel yerleştirilmiş, kanıksatılmış ve güdülen… Bu, yönetime seçilme enstrümanı olarak da kullanılır,  çocukların hayasızca öldürülüşünün neden/sonuç ilişkisi olarak da……


Oysa karınca sürülerinin yönetim ve paylaşım hiyerarşisinde, en küçük karıncanın bulduğu yiyeceğe, büyük cüsseli karınca, aç bile olsa, asla göz koymaz, bebeler korunur… Zayıf daha fazla zayıflatılmaz, semirmiş daha fazla semirtilmez… Karıncaların derebeyleri kilerden çaldıklarıyla şişip, parlak ve sağlıklı! bir hayat yaşarlarken, çalmayanların avurtları çökmez, gözlerinin feri kaçmaz… Öyle insani ahlaksızlar programlanmamıştır o küçük dünyalarda… Racon gereği, küçük karıncanın malını taşımaya bile yardım etmez daha büyük karınca, yanlış anlaşılmasın diye… İnsanlarda ise büyükbaşlar götürür malı… Ve büyükbaşlar paylaşırlar aralarında… Ölmüş bir arıyı, ya da sineği, farklı sıkletlerdeki karıncalar, ortak ganimet olarak paylaşabilirler, ancak birisinin ağzından diğerinin gasp ettiği, önce kapmak için diğerine çelme taktığı görülmemiştir, insanlıktan eski karıncalar tarihinde… Kimse kimsenin rızkını sofrasından çalmaz…


Demek ki ahlakın, kültürle, görgüyle, hayatın zorlamaları ile ve insanlıkla bir alakası yoktur diye düşünebiliriz… Dinlerin ahlak öğretilerini dinlemez din tacirleri… Dinmez  aç dinginliği, dizgin tutanların…  Erdem, karıncalanmamış içgüdüsel manevi değerlerin, genetiği ile oynanmamış hormonsuz cevherler içinde, bir nevi vakumlanma işlemiyle, son kullanım tarihine kadar gen koruyucularca korumaya alınmasıdır karıncavari değerlerin… Dondurulmuş insanlık çözülüp çürürken küresel kaşınma ile, diğer tarafta nakış gibi işlenir karıncasal görgüler sonraki nesillerin tek hücreli beyinlerine… 


Ama dünyanın şu anki son kullanım tarihine ulaşmasında çok hücreli insanın rolü çok hayvanidir… Buna rağmen, hiçbir hayvan hakaret etmek, ya da aşağılamak için  aklından geçirmez bağırıp çağırmayı, küfrederken “ sen bir insansın “ demeyi… Oysa insanlar dinlerin vermeye çalıştığı manevi değerleri bile kişisel kazançları ya da çıkarları için kullanacak kadar küçüktürler karıncalardan… 


Ki karıncalardan milyonlarca kat ağır, milyonlarca kat iri olan hemcinsimiz yaratık, binlerce millik göç uçuşlarında, ekip çalışması ve enerji paylaşımı için, dönüşümlü V biçiminde uçan kazlardan, üremek için dünyanın her yerinden gelip, sadece binlerce mil uzaktaki Mexica körfezinde buluşan ve üreme görevlerinden sonra, sadece yavruları aynı yoldan onbinlerce mil geri dönen yılan balıklarından, yeni doğmuş yavrularını dondurucu soğuktan korumak için ayaklarının arasında, eşleri avdan dönene kadar 4 ay süreyle ısıtırlarken, binlercesi omuz omuza yumak haline gelen ve dışardan daha sıcak olan içeriye doğru nöbetleşe yer değiştiren penguenlerden full time ders almak zorundadır, dünya okulunu bitirme sınavında çakmamak için… 


Ama, daha çok öldürenin kazandığı savaşlardır dünyanın üstünde durduğu öküz boynuzları, ciğeri çalıp çırpmaya yatkın adamların haksız varlıklar edinebilmesidir başarı,  ezmektir zafer, gücün aczi yok etmesidir bu gezegenin gerçekleri… Ta ki başka evrenler kat edildikten sonra, total ilahi adalete, uzayın derinliklerinde bir yerlerde ulaşana kadar sürecektir insanın bu doymamış, çiğ evrim süreci belki de… 


Karıncaların dönüşümlü liderlik sistemleri, yönetim tarzları, demokratik paylaşımları, adalet anlayışları, iş bölümleri, ekip çalışmaları, sadece erdem örneği içgüdülerine ve nesli devam ettirmek adına odaklandıkları kolektif çıkarlarına hizmet eder… Tıpkı, cihat gibi, haçlı seferi gibi ya da siyon yayılımı gibi dini gerekçelerle kılıflandırılmış, nefse karşı mağlubiyetle tetiklenmiş ihtiras savaşlarının, insanın kendi neslini bile tüketmeyi göze alması operasyonu gibi değil mi? Bunun adı da, insanın insanlığa faşizmidir… 


Güçlü olan zayıfı yenebildiği için, güçtür aslolan… Güce şu veya bu yolla ulaşmaktır mübah hedef… Ama bu güç, küçük karıncanın ekmeğinde gözü olmayan o büyük karınca kadar olgun, gözütok ve güçlü olamaz hiçbir zaman… 


Bazı insanlardaki hayvan besleme sevgisinin içinde dahi farklı bencillikler gizlidir… İnsan sevgisinden kaçıp, ya da insan kazığından bıkıp, o hayvanın sevgisini sığınak olarak kullanmaları gibi… Sevgi, şefkat, sadakat gibi duyguları tatma ve yaşama ihtiyacı gibi… Bakın, komşunuzun köpeği her sabah gün doğmadan sizi uyandıracak kadar, ya da geceyarısı sizi irrite edecek kadar havlıyorsa ve komşunuz, onun sizi rahatsız ettiğini bile ince düşünmüyorsa, o hayvanı korumak için kanatları altına aldığı tezini, bu gelişmemiş bencil mantaliteye yakıştırabilir misiniz? Ya da apartmanınızın girişine yapılmış köpek kakasını eğilip alan insansever kaç tanedir civarınızda? Kendileri için başkalarının haklarını çiğneyebilen, ya da en azından umursamayan zihniyetlerin çevrecilik veya hayvanseverlik erdemleri olduğuna inanabilir misiniz? Onlar insanseverse ben hayvanım… Hadi bu sorularıma dogmatik hayvansever dernekleri cevap versinler lütfen… 


Gerçek ve bilinçli hayvanseverleri tenzih ederim… Gerçek insanları da… Ama çoğunluktaki amaç, genetik kodlarına etoburluk işlemiş olan vahşi insan açlığının, hayvanın etinden, sütünden, derisinden, kürkünden, boynuzundan, tezeğinden faydalandığı gibi, ruhundan da faydalanma operasyonudur… Enerji emip, kemik veren ilişkidir bu… Doğal ortamından uzaklaştırılıp, bencil bir sevgi için apartman katına sıkıştırılmış özgür köpeğin ağlamasını bu tür bir zihniyet anlayamaz… 


Derelerde, göllerde, denizlerde, doğal ortamında yüzmesi gereken balıkların suni akvaryumlara tıkıştırılmasına, dağlarda, bayırlarda, ormanlarda uçma özgürlüğü hakkına sahip kuşların, sırf ötüşlerini dinlemek için,  evlerin içinde kafeslere konmasına karşı çıkan bir hayvansever de görmedim… Peki medeni insanlık dünyasında hiçbir hayvanseverden duydunuz mu ipek ipliği elde etme işlemi için, kaynar islimhanelerde, kozalarının içinde ciyak ciyak yakılan ipekböceklerinin doğma hakkına, kelebek olup uçma evrimine sahip çıkan bir isyan? O zaman, çocukların haksız savaşlarda öldürülmesine karşı gürleyen samimi tepki nereye kadardır? Ne kadar insanidir peki timsah gözyaşları ? Ne kadar inandırıcı ve tesirlidir gözyaşları? Neye yarar? Peki ne kadardır bunlarla yeni imzalanan silah anlaşmasının ederi ? 


Duru akarsular belki bu yüzden çamurlanmamak için sonsuza kadar akmazlar… Kavak ağaçları belki bu yüzden kendiliklerinden devrilirler, insanca kesilmemek için… Balinalar kıyılara bunun için vururlar… İnsanlar ise birbirini vururlar ve ta kutuplardaki fok balıklarını… 


Bu kadar uzun yazdık da ne oldu? Dünya’mı değişecek? Kaç kişi okuyacak? Kaç kişi anlayacak? Yine bu liderler yönetecek dünya ülkelerini yarın? Boş nutuklarla…


Yine madde çizecek maneviyatı…


Yine İsrailin isi,  yine Hamas’ın hamaseti… Yine Amerika’nın a.. 


Kelebekler belki de bu yüzden bir günden fazla dayanamazlar bu haksız dünyaya…


O zaman ey göklerdeki  UFO’lar? Ey fay hatlarımızda birikmiş metan gazını çeken uzaylı iyi varlıklar, bizim kendi kendimizi düzelteceğimiz yok… El koyun bize…. Yön verin evrimimize gönül rahatlığıyla… 


Ya da eyy karıncalar, el koyun yönetimine gezegenin…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

twenty + three =