Doğanın dengesi

Doğanın dengesi

0
PAYLAŞ

Doğada çıplak gözle göremediğimiz bir denge var. Bu dengenin varlığını sezemeyen donanımsız kişiler yaşamın her türlü hileyi kaldırabildiğini sanırlar. Dünyayı kendine yontmak gelişmemiş ruhların yaşam felsefesidir. Onlara göre akıllı insanlar yasal ya da yasadışı tüm olanakları kullanmayı bilmelidir. Ahlaki anlamda özenli davranan her kişi bu geri insanların gözünde düpedüz aptalıdır. Çıkarını bilmeyen aptalı onlar “enayi” diye nitelendirirler. Bu insanlara doğada bir denge olduğunu, buna göre bireylerin ancak doğaya uygun davrandıklarında düzgün bir yaşam sürme olanağı elde edebileceklerini, doğaya aykırı davranışların ilk elde yarar sağlar gibi görünürken sonradan sayısız zararlar getireceğini kolay kolay anlatamazsınız.
Bilgi ve ahlak açısından geri kalmış adam özellikle kendi çevresi için bir eşsiz insan örneği oluşturmak ister. Bu örneği oluşturmaya çalışırken kendisinin bile dayanamadığı çirkin yanlarını işlemeli örtülerle örterek başkalarından gizlemeye çalışır. Buna karşılık başarı saydığı bir takım kazanımlarını kimseden saklama gereği duymayacak hatta bunları cilalayarak sergilemek isteyecektir. Çıkarı için ona buna zarar veren onun bunun hakkını yiyen bir adam bu durumunu nereye kadar gizleyebilir? O bu arada örnek bir babadır: babasının kumaşından biçilmiş bir evlat yetiştirmektedir. Babanın kısa yoldan elde ettiği güzellikleri evlat daha da kısa yollardan elde etmek için çalışacaktır. Gün gelir o geri adam kendinde eleştirmeyi düşünmediği hatta bir onur gibi taşıdığı şeyi çocuğunda gördüğü zaman tedirgin olur: kendine yakıştırdığı küçüklükleri yavrusuna yakıştıramaz. Hatta işi garip bir biçimde ben seni böyle mi yetiştirdim yüzsüzlüğüne kadar götürebilir. Biraz kafasını kullansa benden ancak böyle biri çıkardı deme rahatlığını gösterecektir.
Gündüz üç kişinin canını yakmış olan baba akşam beş kişinin canını yakmış olarak eve dönen çocuğuna dayanamaz. İçi elvermez buna. Ama o gene de içten içe yırtıklığın üst noktalarına doğru koşan çocuğuyla övünecektir. Çocuklar her zaman babalarını örnek mi alırlar? Bazı durumlarda bunun tersi olmaz mı? Olur. “Baban ne iş yapıyor” dediğimizde “Üçkağıtçılıkla geçiniyor, onu bunu dolandırıyor” diyen gençler tanımışızdır. Günde on kişiyi çarpan adamın çocuğu beş kuruşun hesabını vermek isteyen biri olabilir. Babaya tepkidir bu. Denge kendini bulmuştur. O zaman baba çocuğunun varlığında kendi zavallılığının açıklamasını bulur. Utanır mı yoksa çocuğunu enayi mi sayar, orasını bilemeyiz. Bir evladın dalavereci babaya benzemesi de bir evladın dalavereci babayı aşağılaması da aynı ölçülerde acıdır.
Bazen dürüst babalar berbat çocuklar yetiştirirler. Burada doğanın dengesi sözkonusu değil mi? Dürüst olmak yetmez dostlarım, yaşamda dürüstlüğü bilinçle etkin kılmak gerekir. Babalar çok zaman eğitici olmanın gereklerini bilmediklerinden ya da eğitici olma yükümlülüklerini unutarak doğanın dengesini bozarlar. Eğitim sabır işidir. Çeşitli kolay yani kötü eğitme yolları vardır. Bunların en kötüsü ve en çok kullanılanı öğüt verme yoludur. Baba her şeyi bilen olarak tüm yetersiz varlığıyla çocuğuna doğru yolları göstermeye kalkar. Sözle eğitme yöntemi eğitim sorununu kısa yoldan çözümleyip çıkma yöntemidir. Bir on dakika öğüt verir adam, sonra paltoyu şapkayı alıp haydi evlat hoşça kal diyerek arkadaş toplantısına gider. Çocuk da babadan on dakika sonra çıkar. Onun nereye gittiğini şeytan bile bilemez. Baba bir gün kötü eğitici olmanın sonuçlarını toplamaya başlar ve ihanete uğramış insan ruhsallığıyla bir yandan öfke bunalımlarına girer öbür yandan çareler düşünür. En kötü eğitim biçimlerinden biri de çocuğa her istediğini vererek onu sağlam kazığa bağlamak cinliğidir. Cin baba olanaklarını zibidi prensin ya da şapşal prensesin her arzusunu canla başla yerine getirmek için sonuna kadar kullanır. Yemedim yedirdim ayağı bununla ilgilidir. Yavru yerli ayakkabı giyer mi? Onun sefil ayakları markalara layıktır. Adam sanır ki küçük şımarık verileni aldıkça iyileşecek, istediklerini elde ettikçe kendini bulacaktır.
Doğada bir denge var dostlarım, buna göre şaşmaz bir biçimde iyilikler iyilikleri kötülükler kötülükleri doğuruyor. Emek vermekle tembellik etmek aynı anlama gelseydi, hak yemekle hakka saygılı olmak arasında bir ayrım olmasaydı, dürüstlükle yoldan çıkmışlık iyiliğin iki ayrı görünümü olsaydı, alçaklık yüceliğin bir başka biçimi sayılsaydı kötü mü olurdu. Doğanın kendine göre bir ussallığı var, onu atlatmak olası değil. Atlatabilene aşkolsun!

BİR CEVAP BIRAK

15 − seven =