Doğan’ın vergi kaçırmasına dair…

Vergi kaçırma açısından “cennet” sayılan ülkemizde, uygulama hataları, yanlış hesaplamalar, bilmeden ve istemeden yapılan kusurlar veya her neyse vergi kaçırma gibi niyetler taşıması sonucu Aydın Doğan Grubu duvara tosladı.
Suçlamanın niteliği: Vergi kaçırmak

Türkiye’de belki de Dünyada ilk defa eşi görülmemiş bir ceza kesildi Doğan Grubuna: 3.755.000.000 TL.

Benim dikkatimi çeken herkesinpara cezasının büyük oluşuna odaklanmasıydı.
“Bu kadar da pes yani”

Ne demek “bu kadarına pes”
Eğer yoksa ve işlenmemiş bir suç isnadı varsa, bu bir kuruş da olsa aynı, bir lira olsa da aynı.
Hatta bir trilyon da olsa..
Ne farkeder ki?

Kimse çıkıp “ Nerden çıktı bu, ben ülkenin vergi rekortmeniyim. Vergi kaçırmak bana yakışır mı” diye savunma yapmıyor.

Ya ne yapılıyor?
Herkes Aydın Doğan’ın haklılığı yönünde tepki veriyor:

İç ve dış basındaki tepkiler de aynı.
Buyrun gözatalım:

The Daily Telgraf “Hükümet Doğan Grubundan intikam alıyor”
The Newyork Times “Tüyler ürpertici bir örnek”
The Wall Street Journal “Erdoğan tenkitci basını boğmak istiyor”

AGİT’ten tepki : “Basın özgürlüğü tehlike altında”
Aydın Doğan’ın kanalı CNN’den vecize (!) “ Doğan ile medya savaşı AB başvurusunu tehlikeye atar.”
Aydın Dağan’ın kızının başkanlığını üstlendiği TUSİAD “Bu bir demokrasi sorunudur” kehaneti.

The Guardiyan “ Dehşet verici ceza”
Hürriyet: “ Dünyada eşi görülmemiş ceza”

Şimdi de aynı grup, Maliyenin istediği teminatı fazla buluyor.
Hatta teminatın basın özgürlüğünü ortadan kaldıracağını iddia ediyor Doğan medyası.
Yani tam da Nasrettin Hoca fıkrasına döndü durum.
Evi soyulan Nasrettim Hocanın suçlanması gibi…

Bu olay beni yıllar öncesine götürdü.
1987 öncesi. Aydın Doğan’ın sadece Milliyeti’i var.
Medyada tekel olmuş değil henüz.
Hürriyet yine birinci gazete ve teknolojık yeniliklerin de öncüsü. 1980 sonrası sayfa nakli teknolojisini Fransa’dan alan Hürrriyet’in zamana karşı verdiği yarışı da kazanmış durumda.
Yani artık eskisi gibi gazete sayfaları uçaklarla matbaalara gönderilmiyor. Kurulan faksimile sistemi ile sayfalar aktarılıyor. Aydın Doğan bunu öğreniyor ama yarışa katılmak için bu teknolojinin alınması gerek. ,
Sistem çok pahalı olmalı ki Aydın Doğan aynı sistemi ithal etmiyor, Hürriyet’ten kiralamayı tercih ediyor.. Milliyet sayfaları da matbaalara aynı sistemle aktarılıyor.

Biz haberciler bunu duyunca tabii ki haber atlatma yarışından geri kalmamak için Ankara’ya geçilen Milliyet sayfalarına gözatmadan edemedik. Yani hangi haberler var, hangisi büyütülmüş, hangisi Hürriyet’te yok gibi biraz merak, biraz da ayağımıza gelmiş fırsattan yararlanmak için olsa gerek Milliyet sayfalarını didik didik ediyoruz her akşam.

Aydın Doğan ile Hürriyet’in patronu Erol Simavi günlerden bir gün Ankara’dalar.
Hürriyet’in Rüzgarlı Sokak’taki tesislerine geldiler bir ara.
Ben de Hürriyet Haber Ajansı Bölge Temsilcisi olduğum için birinci kata indim. Aydın Doğan’a Milliyet sayfalarını Istanbul’dan Ankara’ya nasıl nakledildiği gösteriliyor. Teknik servis izah ediyor Aydın Doğan’a faksimile teknolojisinin nimetlerini.

Sonunda Ankara Otelinde akşam yemeğine davet edildik.
Hürrriyet’in Ankara sorumluları hepimiz erkenden otelin lobisine gitttik.
Barda oturan Doğan ve Simavi’nin sağ ve solunda yerlerimizi aldık. Sohbetin bir yerinde Aydın bey “ Bu sayfa nakli harika birşey. Zamanı durduruyor adeta. Ama mahzuru şu. Milliyet’in özel haberleri Hürriyet’ciler tarafından okunup çalınıyor” dedi.

Erol bey birden bizlere döndü:
“Arkadaşlar bakın Aydın bey sizleri suçluyor. Siz Milliyet’in haberlerini gerçekten çalıyor musunuz? Ben size hiç Milliyet’in haberlerini çalın diye emir verdim mi?”
Hep birlikte “Yok efendim, sizden en ufak bir talimat bize gelmedi” yanıtını verdik.
Erol Simavi devam ediyor:
“Bak işte duydun. Ben onlara çalın demem. Ama bunlar gazeteci takımı. Bunlara güvenilmez. Bunlar haberleri kesinlikle çalmışlardır. Çaldık da demezler”

Aydın Doğan şaşkın, Erol bey gülüyor.
Erol beyin son sözü şu oluyor:
“Haberini çaldırmak istemiyorsan sen de aynı teknolojisi ithal et kardeşim.”

Evet kıssadan hisse.
Hiç bir patron “çalın” demez.

Ama acaba bu vergi işinde de “kaçak” ya da “çalma” fiili acaba alt kademedekilerden mi kaynaklandı?
Bir “vergi kaçırma” var ama kimse üzerinde durmuyor.
Ateş üstündeki kızgın kestanelere kimse dokunmak istemiyor.
Varsa yoksa TC Maliyesine ve hükümete bindirmek.
Daha ilerisi, basın özgürlüğü elden gidiyormuş(!)
Dahası demokrasiye darbe imiş (!)
Hatta bu vergi kaçağı rakamının yüksekliği nedeniyle AB’ye bizi almazlarsa şaşmayalım imişiz (!)

Yabancı gazetelere, Avrupa’lı sözcülere, medya grubu yazarlarının savunmalarına karşı söylenecek söz yok.
Hepsi rakamın cesametinden şikayetci.

Bir kuruşluk hırsızlık ile bir trilyonluk hırsızlık arasında ne fark var birileri çıkıp bana anlatmalı.

Ah Nasrettin Hoca ah…
Keşke yaşasaydın.
Şu Doğan Grubu yazarları seni görünce kaçacak delik bulamazlardı sanırım.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.