Doğuştan yetenekli

Doğuştan yetenekli

0
PAYLAŞ

Çoğumuz yeteneğin bir doğa vergisi hatta tanrı vergisi olduğuna inanırız. Birçok insan bu dünyaya yetenekli geldiğine inanır. Yeteneğin ne olduğunu da pek bilmeyiz ya. “Yetenek” yerine “yeti” diyen, “yeti” yerine “yetenek” diyen değerli aydınlarımız vardır. “Ben doğuştan sanatçı olduğuma inanıyorum” diyebilen birine şu soruyu sorabiliriz: “Doğuştan sanatçısın da neden aklı başında bir allahın kulu önemsemiyor seni?” Bu sorunun yanıtı doğuştan yetenekli sanatçı kardeşimizin kafasında hazırdır: “İnsanlar sanata bu kadar ilgisiz kaldıkça elbette bizim değerimiz anlaşılmayacak.” Gerçekten sanatçıların büyük bir bölümüyle sanat izleyicilerinin çok büyük bir bölümü arasında iletişim kanalları kopuktur. Sanatçı izleyiciye ulaşamaz, izleyici olacak kişilerin de sanatla pek bir bağları yoktur. Bu durum sanatçının yetersizliği kadar izleyicilerin özellikleriyle de ilgilidir. “Sanki en iyisini versek alacaklar mı?” savunması hem haklı hem haksız bir savunmadır. Siz iyisini verin, bakalım alıyorlar mı almıyorlar mı? Kaldı ki onlar sanat yapıtlarını algılamakta eksikli de olsalar sizlere sanatçı olarak biraz da bu eksikliliği gidermek adına insanlara en iyisini vermeye çalışmak düşer.

Siz genelde öyle yapmıyorsunuz. Niteliksiz izleyicinin karşısına yetersiz sanatçılar olarak çıkmayı yeğliyorsunuz. Alan razı satan razı ilişkisi sanatçıyla izleyici ilişkisi olmamalı. İzleyici ne kadar yetersiz olursa olsun, niteliksiz bir sanat üretimini her zaman gönülden alkışlayacak değildir. Niteliksiz sanat sanatla yoğun ve yüksek ilgisi olmayan ve onu bir vakit geçirme aracı sayan insanları bile sonunda bıktırır. Hele izleyici zaman zaman raslantıyla da olsa nitelikli yapıtlarla karşılaşıyorsa ve o yapıtları şu ya da bu bakımdan kendine daha yakın buluyorsa sizin sözde sanatınızdan yavaş yavaş elini çekecektir. Şu sav baştan sona yanlıştır: bilinç düzeyi aşağıda olan ve buna bağlı olarak sanat beğenisi çok zayıf olan izleyici her zaman kolay kavrayabileceği o düzayak sanattan yana olacak ve her zaman onu arayacaktır. İnsanın kötüyle yetiniyor olması hatta kötüye alışmış olması onun iyiyi algılayamayacağı iyiden anlamayacağı anlamına gelmez. Sanatın doğrudan doğruya değil ama dolaylı olarak eğitici olmak gibi bir yükümlülüğü varsa o zaman sanatçıdan izleyiciye doğru bir bilinç akışının sözkonusu olması gerekir.

Gerçekte her sanatçı ömür boyu öğrenci olmak gibi bir yükümlülük altında olduğunu bilmek ve öncelikle kendine söylediği doğuştan yetenekli olma yalanını ve sanatıyla ilgili bütün yalan yanlış bilgileri bir yana bırakıp kendini gerçek sanatçı olarak yetiştirmek zorundadır. İki oyunda oynamış adam tiyatrocu, iki şiir yayımlamış adam şair, iki üç sayfada biraz başkalarını ama daha çok kendini anlatmaya kalkmış adam öykücü, iki tuval boyamış adam ressam olduğu zaman sanat bir gariplikler alanı olup çıkıyor. Gündelik sanatçı için iki şey önemlidir: para ve tanınmışlık. Yeni yetme genç kızlar bak kim geçiyor diye ağızlarının suyunu akıttıklarında değmeyin ağanın keyfine. Hele beyimiz cebine de üç beş kuruş koydurmayı becerdiyse bu sanatçı olma işi tamamdır.

Sanat güç iştir. Doğuştan yeteneklilik bir masaldır. Her sanatçı kendini kendi sanatı yönünde eğitmek zorundadır. Bazı sanatlar için okullar vardır. Okul gerçek anlamda okulsa yararlıdırlar. Okul ne kadar yararlı olursa olsun sanatçı kendinin öğretmeni olmakla yükümlüdür. Tiyatro okulunda size öğrettikleri şeyler önemli şeylerse temel bilgiyi sağlamışsınız demektir. Ancak serüven ondan sonra başlar. Ondan sonra siz kendinizi özel özellikleri olan bir sanatçı olarak yetiştirmekle yükümlüsünüz. Büyük sanatçılar kendi okullarından yetişmiş ve öğrenme serüvenini ömür boyu sürdürmüş kimselerdir. Şiirlerde romanlarda tat yoksa, tiyatrolar adam eğlendirmek için bile yeterli değilse, filmler insanı şöyle bir düşündürmeye bile yetmiyorsa sanatçı doğuştan yetenekli olsa ne olur olmasa ne olur! Sanatçıyı sanatçı yapacak olan iki kaynaktan biri ayık kafayla yaşamı gözlemleme istemi öbürü insanı kitaplarda tanıma çabasıdır. Evlerin ve meyhanelerin pencereleri dünyayı olduğu gibi görmeye yetmez. İnsanı tanımadan sanat yapamaz mıyız? Yaparız elbet, neden yapamayalım. O durumda yaptığımız sanat işte öyle bir sanat olur. Her kör satıcının bir kör alıcısı olduğu gerçeği sanatın alanında da geçerlidir. Kendimizi sanat adına gülünç etmeyi göze alıyorsak yapacağımız şey doğuştan yetenekli olduğumuza inanıp kendi kör alıcılarımıza ulaşmanın yollarını aramaktır.

BİR CEVAP BIRAK