Dolar Euro savaşı…

Küreselleşme Üçüncü Paylaşım Savaşı olarak yaşanmaktadır. Bu savaşın muharebelerini taraflar arasındaki ekonomik, siyasal ve fiziksel-askerî alanlardaki  mücadeleler oluşturmaktadır. Ekonomik alandaki çatışmalar borsalarda ve parasal alanda yapılmaktadır. Şirket evlilikleri, karşıt sermayenin değersizleştirilmesi veya para hakimiyetinin ele geçirilmesi ekonomik alandaki muharebelerin örnekleri arasında yer almaktadır. Birleşmiş Milletler vb gibi uluslararası örgütlerdeki müzakere ve kararlarda  veya ülkeler arasındaki siyasî görüşmelerde taraftar toplama ve üstünlük sağlama çabaları siyasal alandaki muharebelerin örneğini oluşturmaktadır. Enerji alanları üzerinde hakimiyet kurma mücadeleleri de fiziksel-askerî muharebe alanlarıdır.  Çatışmalar her üç alanda da  aralıksız sürdürülmekte olmakla beraber, zaman zaman bazı alanlar öne çıkmaktadır. Mayıs-Haziran ayları içinde yaşadığımız kriz,  küreselleş(tir)me devlerinin kendi aralarındaki mücadelenin Türkiye ekonomisindeki yansımasından başka bir şey değildir. Bu yansımanın Türkiye ekonomisi ve toplumu üzerindeki olumsuz etkilerini geçen yazıda kısaca açıklamaya çalışmıştım. Bugün, soruna daha geniş açıdan yaklaşarak devler arasındaki para alanları mücadelesinin nedenlerini ve etkilerini kısaca tartışmak istiyorum.

Devler arasındaki mücadelede ABD Merkez Bankası FED’in işi bir hayli zor. Bretton-Woods Anlaşmasından beri muteber bir dünya parası olarak kabul edilmiş olan dolar ABD’nin dış ödemeler açığını sadece kâğıt ve baskı maliyetiyle kapatırken, aynı anda uluslararası itibarını kaybetme riski ile de karşı karşıya gelmektedir. ABD’nin ulus ötesi askerî-stratejik harcamaları yanında, ihracatının da fonlanması  ile, doların uluslararası itibarının zayıflamaması arasındaki hassas dengenin korunması FED’in temel görevidir. FED bu görevini yerine getirirken, doğal olarak bu operasyondan aşırı etkilenebilecek olan çevresel konumlu ekonomilerde oluşabilecek riskleri fazlaca dikkate almamaktadır.

Kısa geçmişe bir göz atacak olursak, FED’in 1970’lerin ikinci yarısında ABD hazinesini fonlama işlevini reddetmesi sonucunda ülkeye dış kaynak girişi sağlamış olduğunu görürüz. ABD hazinesinin sermaye piyasasından borçlanması sonucunda faiz haddinin yükselmesiyle ABD’ye yönelen dış kaynak, ABD’de teknolojik atılım yapılmasına neden olduğu ifade edilmektedir. Irak işgali de bir boyutu ile dolar-euro para alanları arasındaki mücadelenin silâhlı çatışmaya yansımasıdır. Zira, Fransa Irak petrolünü euro ile işleme sokarak  dolar alanı aleyhine euro alanını genişletme girişiminde bulunmuş idi. Bu davranışı dolar alanına yönelik tehdit olarak algılayan ABD silâh zoru ile euro alanını dolar alanı lehine geriletme operasyonuna girişti.

ABD dünya patronluğu görevini giderek genişleyen boyutta yüklenerek dolar alanını genişletirken, aynı zamanda, elinde olmadan, dünya piyasalarında bollaşan doların uluslararası alanda değer kaybına uğramasına da zemin hazırlamış oluyordu. Dünya çapında hâlâ itibarı yüksek olan doların ABD’nin dış ödemeler açığını finanse etme işlevini sürdürebilmesi için, dolar alanının genişlemesi, fakat uluslararası düzeyde itibarının korunması gerekmektedir. İşte, FED’in faiz sihirbazlığı bu dengenin sağlanmasında önemli olmaktadır. FED, faiz oranlarında ince ayar yaparak, bir yandan doların uluslararası itibarını korumayı, diğer yandan da Avrupa Birliği ve Japonya ekonomilerine karşı üstünlük sağlamaya çalışmaktadır.

FED’in faiz yükseltmesinin ABD ekonomisindeki etkisi iki kanalda ortaya çıkabilir. Birincisi, faiz yükseltimi ABD’de olası enflâsyonist baskıyı frenleyerek diğer gelişmiş ekonomilere karşı bir avantaj elde edilmiş olur. İkinci olarak da, dolar üzerindeki faizin yükselişi diğer ülkelerde, bu arada özellikle de çevresel konumlu ekonomilerde doları değerli hale getirerek, ABD’nin ekonomik hakimiyetini yükseltir ve pekiştirebilir.

Buna karşın; FED’in faiz yükseltmesi sonucunda uluslararası malî kaynakların ABD’ye akmasını frenleyebilmek için diğer ülkelerde de faiz yükseltilmesi zorunlu olur. Tüm ülkelerde gerçekleştirilen faiz yükseltilmesi aynı şiddette dahî olsa, teknoloji  ve verimlilik avantajını elinde tutan ABD sonuçta avantajlı olur. Böylece, faiz silâhı ile ABD hem dış tasarrufu çekmiş, hem içte enflâsyonist baskıyı denetlemiş, hem de verimlilik ve teknoloji üstünlüğü ile diğer ekonomilere karşı üretim ve dış ticarette avantaj elde etmiş olur.

Farklı koşullarda tarih tekerrür ediyor gibi! Şöyle ki, 1944 Bretton-Woods Anlaşması sonucunda oluşturulmuş olan IMF (Uluslararası Para Fonu), gelişmiş ülkelerin yapay kur  değişiklikleri yoluyla dış ticarette avantaj sağlama manevralarını önlemek amacı ile ve bizzat gelişmiş ekonomiler için oluşturulmuş idi. Şimdi, aynı avantajı, bu kez faiz operasyonları ile sağlamaya çalışan ABD’ye karşı, Merkezi New York’ta olan IMF hayret verici şekilde sessiz kalmaktadır. Gücün karşısında kim eğilmez ki!

__________

* Prof. Dr. İstanbul Üniversitesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here