Domuz gribi geldi, çocuk yuvaları kapandı!

Domuz gribi geldi, çocuk yuvaları kapandı!

0
PAYLAŞ

Domuz gribi etkisi, sağlık sektörüne bir can suyu getirirken, başka sektörlerinde canını alan özelliğini göstermektedir. Bir yanda bayram edenler, öte yandan yas tutanlar, bu virüs ile kendisini bir kere daha gösterdi!

Domuz gribi uyarıları arasında kulaklarınıza gelen bir duyuru belki dikkatinizi çekmemiştir. 4 yaş ve altında çocuk yuvasına gönderdiğiniz çocuklarınızı okullara göndermeyin, risk grubundadırlar. Bu risk grubuna hizmet eden bir sektör vardır, o da çocuk yuvaları ve çocuk yuvalarına taşıma hizmeti veren firmalar.

İstanbul sokaklarında dolanırken, bir zamanlar bahçesinden çocuk sesi gelen yuvaların boş olduğunu gördüm. Sadece boş olması bir ifade etmiyordu, devren satılık ya da kiralık olarak ibarelere de rastladım. Çocuk yuvaları satılıktı, çocukların o ilk eğitim aldıkları ve sosyalleştikleri sektörde bir şeyler oluyordu. Bu değişimin sonuncunu, riskin ortadan kalktığı zaman göreceğiz, çünkü zayıf sermaye ile kurulan bu yuvalar, güçlü sermaye ile kurulan ve bu riski yaralı atlatanların etkisi ile yok olacaktır. Yeni bir tekelleşmeye doğru adım atılmaktadır. Sermaye el değiştiriyor, hizmette olan standartlaşmaya markalar geliyor gözüküyor.

Yaşantımız bir bant üzerinde gidiyor ve bandın başında bulunan firmalar değişiyor gibime geliyor. Seri üretim, seri büyüme ve seri tüketim yaşantımızı ve günlük davranışlarımız belirlemeye başladı. Seri üretim yapan ürünleri tüketmeye alışırken, seri üretim yapan yerlerden yetişen bireyler diğerlerine göre daha şanslı olduğu ilan edilecektir!

İlk eğitimin alındığı yerler, modern yaşam içinde, aileler olmaktan çıkmıştır. Aileler, çocuklarının bütün geleceğini belirleyecek davranışları ve sosyalleşmesini biçimlendiren çocuk yuvalarına emanet etmektedirler. Çocuklar, ailelerin mesai saatleri içinde, yemek yemeyi, tuvalet eğitimini, öğlen uykusunu, belki de ilk aşkını orada yaşayarak öğrenecektir.

Yeni bir kuşak yetişmektedir ve bu kuşağın ileride ne gibi sorunlar ile karşılaşacağını söylemek şimdiden mümkün değildir. Çünkü eğitim sistemimizde, bu çocuk yuvalarının bant üretimi tarzına uygun, sınav peşinde koşan, sınıfı ve sınavı geçmeyi hedef koyan, hayat dedikleri üniversite diploması olarak görülen, bir kulvarda, çocuklar biçimlendirilmektedir. Bu bant içinde üretilen çocukların, ne kadar doğal olacağını sorgulamak gereklidir, çünkü çocuk sadece eğitim ile değil, eğitim sırasında aldığı bilgi, gıda da bu bakış açısının ürünü olarak kendisini göstermektedir. Çünkü çocuk için üretilen fabrikasyon besinler, seri olarak aynı ağız tadı ile üretilen yiyecekler, belirli standartta üretilen ve damgalı olan besin maddeleri tüketen bir canlı konumuna gelmiştir. Çocuk oyuncakları da standartlaşmıştır, çocuklar üretilen oyunalar ve oyuncaklar çocukların hayal dünyasını biçimlendirmektedir. Seri üretilen oyuncaklar yaşantımızın vazgeçilmezi konumuna gelmiştir, çocuğun kendisi ürettiği oyuncaklar, artık bizim çocukluk anılarımızda kalmıştır.

Çocuk belirli bir sterilize ortamda büyütülmekte ve bu sterilize ortama uygun bilgi ve yaşam kalitesi ile çevrelenmektedir. Çocuk yuvaları modern yaşamın ve çalışma koşullarının zorlaması ile ortaya çıkan bir ihtiyaçtır. Her hangi bir devlet zorlaması yoktur. Fakat bu yuvaların standartlara uygun biçim alması ve bu standartlara uygun çocukların yetiştirilmesi kaçınılmazdır, çünkü devlet geleceği için bir standardı kendisine biçim olarak kabul eder ve bu biçimin yaşam bulması için mücadele eder.

Türkiye’de ise çocuk yuvaları iktidarın hedeflerine yönelik olarak biçimlenmektedir. Bugün çocuk yuvalarında çalışan eleman kalitesi ve görünümü sizce nasıl bir standart içinde çocuklar yetiştirilmektedir? Domuz gribinden sonra hangi sermaye grubu ayakta kalacaktır? Gelecekte nasıl bir tüketim alışkanlığımız olacaktır? Çocuklarımız gerçekten bizim mi olacaktır, çocuk yuvasında büyüyen, okullarda okutulan, sınav maratonunda yerlerini alan çocuklar, acaba gerçekten bizim midir?

Domuz gribi sendromunun bu kadar büyütülmesi acaba sermaye içinde yeni bir hareketlenmeyi de yanında mı getirmektedir? Korku toplumları ve sermayeyi biçimlendirmek için uygulan en iyi yol olduğunu 6- 7 Eylül olayları ve onun öncesi olayları görmek yeterlidir. Korku toplumu biçimlendirir! 12 Eylül bunun en iyi örneği olarak yaşamadık mı?

http://cemoezkan.blogcu.com

BİR CEVAP BIRAK