Don Juan’ın durumu

PAYLAŞ

Yanlış anlaşılmamak için şimdi gerektiğinden otuz kat daha özenli davranıyorum. Hiçbir zaman önüne gelen kadına asılan biri olmadım, bugün de önüne gelen kadına asılan ihtiyar zampara durumuna düşmek istemem. Eski bir Don Juan’ın ününe yakışmaz bu. Aşkın diyalektiği kitabımda da anlattım, yıllar yılı kadınlarla yakınlık kurmuş bir Don Juan için yaşlılık dönemi bir yıkım dönemidir. Ama ne olursa olsun yaşlılığında kendini gülünç etmez Don Juan. İşin şakasıdır donjuanlık. Aşklar yaşamışızdır ama gerçekte sevme yeteneğinden yoksun olan Don Juan’la bir benzerliğimiz olmamıştır. Don Juan’ın aşkla bir ilişkisi yoktur, o bir koleksiyoncudur, biriktiricidir, sayıyı artırmaya bakar. Biz bir duygu insanıyız, bir gönül yakınlığı arayıp durmuşuzdur. Ama yaşlılık kapıyı çaldığında kim ne derse desin sonumuz aynı: yaşlılıkta sevmek hakkınızı yitirirsiniz. Ondan sonrası hikayedir. Don Juan ya gene donjuanlık etmek adına kendini gülünç edecek ya da şöyle yaşına uygun hayızdan nifastan kesilmiş, memur emeklisinden dul kalmış kendi halinde bir hanım bulup evlenecektir. Ne kadar acı!

En iyisi onurlu bir serseri eskisi biçiminde köşemize çekilmektir. Susmak ve hayır demek. Hiçbir şey istememek yani. Bu zor mu? Hiç zor değil. Ben de emekli olur olmaz dünyadan el etek çekmek istedim ama bırakmıyorlar. Kendi köşenize çekildiğiniz zaman artık şu ya da bu konuda suç işler duruma düşmekten kurtuluyorsunuz. Artık ders anlatmamak, toplantılara katılmamak, bir yerlerde eskilerin deyişiyle ahkam kesmemek… O zaman kim benden neyin hesabını soracak? İnzivaya çekilmek öyle tatlıymış ki! Bırakırlarsa. Genç bayanlar bile elimizi öpmeye başladığına göre bize artık bir köşeye çekilmek düşer. Bu korkunç bir şey mi? Bilmem, benim için değil. Ama dış dünya vantuz gibi çekiyor. Orada başınızı önünüze eğip kadın konusunda kimse sizi yanlış anlamasın diye elinizden geleni yapıyorsunuz. Nenize gerek bundan sonra! Genç kadınlara asılan bir köhnemiş kişi durumuna düşmek ne acıdır! Son zamanlar anladım ki bu duruma düşmekten kurtulmam olanaksız. Neden mi? Anlatayım.

Bizim en büyük zorluğumuz doğallığımızdır. Doğallığımızın kurbanıyız bizler. Bir serseri her şeyden önce doğaldır yani olduğu gibi davranır. Biriyle karşılaşırsınız, bütün içtenliğinizle güldüğünüz olur, şaka yollu bir şeyler söylediğiniz olur, bir gün tutar ona bir kitabınızı armağan edersiniz. Bunları hep doğallıkla yaparsınız, bir şey elde etmek için değil öylesine yaparsınız, üstelik dikkati elden bırakmadan yaparsınız. Zaten artık aşk falan istediğiniz yoktur. O korku içinizde hep vardır: ya beni yanlış anlarsa ya da anlarlarsa? Bunun için tüm eski rahatlığınıza karşın ilkokula yeni başlamış gibi önünüze bakarsınız. Neredeyse boynunuzu büküp, sesinizi inceltip “Size abla diyebilir miyim?” gibilerden bir saflık gösterisine gireceksinizdir. Ama karşıdaki sizin bu duruşunuzdan bir takım anlamlar çıkarır. Belki de kadınlık onuru okşansın diye bir takım anlamlar çıkarır.

Siz ne kadar özenli olursanız olun, karşınızdaki ya da karşınızdakiler önyargılı olduktan sonra sonuç değişmeyecektir. Her çekinikliğiniz bir olta atma gibi değerlendirilecektir. “Ulan adi herif, ulan eski toprak, bırak bu masum erkek ayaklarını, biz senin gibileri çok gördük!” Ben ne yaparsam yapayım, bir de bakıyorum ki karşımdaki buluttan ya da benden nem kapıvermiş. O zaman erkek arkadaşından sözetmeye başlıyor. Bir çeşit alınganlık bu. Ne diyeceksiniz, “Ya, öyle mi, ne güzel!” diyorsunuz. Ne var ki o an sizin içinize bir kurt düşüveriyor. “Ben ne yaptım ki böyle oldu gene?” deyip kendinize kızmak gibi kolay bir yola sapıyorsunuz. Yani dostlarım içinden çıkılmaz bir durum.

Bu işten kurtulmanın tek yolu, dostlarım, siz inziva deyin ben mutlak emeklilik diyeyim, öyle bir şey yaşamaktı. Ama bunu bir türlü beceremedim. Beceriksizliğim burada da önüme çıktı. Bakıyorum biri telefona asılmış, alacaklı gibi yazı istiyor. Sanki kiracısısınız da beyimize dört aydır kira ödemiyorsunuz. “Hastalandım, şekerim çıktı ve tansiyonum yükseldi, şu sıra yazı falan yazamıyorum” deyip kestirip atmaya bakıyorum. Gene de olmuyor. Bir de kıramadıklarım var. Bir ağabeyimizi kıramadığım için haftada bir yarım gün derse gitmeme ne buyurursunuz? Ben ki bir güzel söz vermiştim kendime, bir daha herhangi bir üniversitenin kapısından girmeyeceğim, girersem şöyle olsun böyle olsun demiştim. Gün oluyor alıp başımı gidiyorum, gün oluyor telefonu açmıyorum. Çalsın dursun, bana ne! Benim ne aşk aradığım var ne başka bir şey. Artık son kalan yıllarımı dinginlik içinde geçirmek istiyorum. Okumam gereken ne çok şey var. Ömrüm yetecek mi benim bunlara? Hiç sanmıyorum. Zaten yaşam önünde sonunda yarım kalmaya mahkûm bir serüven değil mi?

CEVAP VER