Dostlarınızın dostları dostunuzdur

Devrimcilikten, Alman Yeşiller Partisi’ne, oradan da Alman Sosyal Demokrat Partisi’ne transfer olan bir arkadaşımız vardır. Bu arkadaşımız Alman politikacısı olmasına rağmen, Almanya’nın iç ve dış politikası hakkında pek sık yazı yazmaz. Onun yazılarının konusunu ağırlıklı olarak Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti oluşturduğunu görmekteyiz. Buna bir itirazım yok, yazmak istediği konuyu mutlaka kendisi seçecektir, şu konuyu yaz diyecek hakkımız yok. Kim bilir, yazdığı bu konular belki de Alman politikasının kapsamındadır.

Almanya merkezli bir skandal olan Deniz Feneri ile ilgili Türk kökenli bir Alman politikacısı olarak neler yaptığını gerçekten bilmek isterdim. Zira Türkiye’den Deniz Fener skandalı ile ilgili araştırma yapmak için Almanya’ya gelen bir milletvekilinin “Almanca bile bilmediğini” konu edinerek, onun çalışmasını küçümsüyordu. Deniz Feneri skandalı konusunda doğaldır olarak yazamaz diye düşünüyorum. Aksi taktirde TBMM’ni ziyaret edip, orada Eğemen Bağış’ın uzun süre misafiri olup da görüşmüş olduğu “Milletvekili dostları” ne dereler kendisine! TBMM gittiğinde bir daha hiç misafir ederler mi?
Benimki de laf, Almanca biliyorsunuz, Türkiye’den gelen milletvekilinden Almanya’da kolunuz daha uzun, elinizi tutan mı var diye sorsam, beni ciddiye alır mı bilmem. Ha bir de onun mahalle baskısından korkarak, elindeki şarap bardağını saklayarak, şarabını yudumlayan dostu Ertuğrul Günay’a ayıp olmaz mı? Yoksa bir dönemin efsanevi gençlik hareketinin önde gelenlerinden olan dostumuzu kim tutardı ki!

Türkiye ile ilgili yazılarında bu arkadaşımızın AKP’nin işçi düşmanı, emperyalizm işbirlikçisi politikasını eleştirme, ona karşı durma yerine, şüphesiz yazmayı çok sevdiği konuları gündemine taşıdığını görmekteyiz. Bu konuların başında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni dağıtmakla görevli Mehmet Ali Talat’a destek gelmektedir. Mehmet Ali Talat da dostudur. Mehmet Ali Talat’ın da Recep Tayyip ile dostluğunu hani şu meşhur telefon konuşmasıyla Aydınlık Dergisi ortaya çıkarmıştı da, onu yayınlayan dergiden Ufuk Akkaya ve Deniz Yıldırım apar topar “Ergenekon” tertibine katılmış, Silivri zindanına atılmışlardı.

AKP politikasına karşı olmak, cumhurbaşkanı olduğu ülkenin bağımsızlığının ilan edildiğini öğrendiğinde “kederinden ağladığını” söyleyen KKTC’nin yıkıcı Cumhurbaşkanı, dostu Mehmet Ali Talat’ı da üzer. Mehmet Ali Talat’ın arkadaşı olmak, Recep Tayyip’in de arkadaşı olmak anlamına gelir. Eğemen Bağış, Ertuğrul Günay, Mehmet Ali Talat ve diğer milletvekili dostları üzerinde dostluk yolu Recep Tayyip Erdoğan ile buluşmakta. Bu buluşmaya dostunun dostu dostudur da diyebiliriz.
Şimdi bu arkadaşımız Kıbrıs’daki Ergenekon uzantısını konusunu defalarca köşesine taşımış olmasına rağmen, şimdilik o konunda herhangi bir soruşturma başlatılmamış olması onun yegâne üzüntüsünü oluşturmaktadır. Bunun için de “Ağca, Dink, Ergenekon ve Kıbrıs“ adlı yazısında Kıbrıs’daki Ergenekon’a da müdahale edilmesini istiyordu. Kendisi Ergenekon tertibinin nasıl başlatıldığını bilmiyor anlaşılan. Aydınları peşine takarak Silivri Zindanı’na giden ve “beni de alın” kampanyasında ilk sıralarda yer alan rahmetli babası ile bu konuda hiç mi konuşmadı? O değerli aydınımız babasının anlatmış olduğu konular onun için hiç mi inandırıcı olmadı?

Türkiye’de Ergenekon tertibinin başdanışmanın MİT ve CIA’cı Mehmet Eymür olduğunu sağır sultan duydu. Anlaşılan o duymamış. Kendisi neden Mehmet Eymür ile aynı yerde yer almak ister, anlamış değilim. Iraklı kardeşlerimizin katledilmesine ülkemizin topraklarından kalkan uçakların sebep olması anlamına gelecek olan 1 Mart tezkeresine hayır diyenler değil mi Silivri Zindanında çile dolduranlar!

Amerika politikasına karşı duranların isimleri tespit edilerek, hayatlarında bir araya gelmemiş yurtsever aydınlarla, katilleri bir örgüt içerisinde bir araya getirip, sadece mahkeme süresi bile bir ceza olan sürece dâhil etmediler mi? İddianamelerin de CIA’nın elemanları Tuncay Güney ve Mehmet Eymür’ün açıklamalarına dayandırmadılar mı? Bununla da topluma korku salarak, saltanatlarını devam ettirmek istediklerini nasıl göremezsiniz?

Bu korkuyu, bu tehdidi şimdi de KKTC’ye taşınmasını istiyorsunuz. Daha sonra da yurtdışına taşımak istersiniz herhalde. Bu konuda ısrarlıysanız, “KKTC’de ‘Ergenekon bağlantılı’ şahıs ve çevrelerin olduğunu ‘Sağır Sultan’ da duymuş olmalı diyen” arkadaşımızdan artık kesinlikle bunların kimler olduğunu yazmasını istemek hakkımızdır. Siz lütfen bu isimleri sıralayın, ondan sonra korkmayın, o isimlere göre F tipi savcılar senaryolarını hazırlar. Bu isimlerin kimler olması gerektiği konusunda KKTC’nin yıkıcı Cumhurbaşkanı dostunuz M. A. Talat’a da seçim öncesinde sorabilirsiniz. O kesinlikle KKTC’nin kurucu Cumhurbaşkanı’nı Rauf Denktaş’ın “Onunla bu iş olmuyor” diyerek adını verecektir. Rauf Denktaş’tan başka hangi vatanperver ve yurtsever olabilir? Kıbrıslı Türklerin sorunlarını ve haklarını savunan nice dostlarımız vardır, onların isimlerini de listenize alabilirsiniz.

Bu talebinizle Türkiye’de Ergenekon tertibinde almış olduğu başdanışmanlığıyla KKTC’nin Mehmet Eymür’ü olursunuz.
Bundan mutluluk duyar mısınız bilmem. Ancak beni üzer. Üzerlerinden yıllarca politika yaptığınız Mahir Çayanların ve benim komşu köylüm Sinan Kazım Özüdoğruların kemiklerini sızlatıyorsunuz. Kızıldere’de Mahir Çayan ve arkadaşlarının katledilmesini kendi işi olduğunu kitabında övgüyle anlatan Mehmet Eymür ile yollarınızın Ergenekon tertibi saçmalığının KKTC’de de araştırılması talebinizle buluşmaktadır. CIA’nın tetikçisi, Kızıldere katili Mehmet Eymür arkadaşınızın arkadaşı, dostunuzun dostu olarak sizin de dostunuz ve arkadaşınız olmaktadır.

KKTC’de de Ergenekon araştırılsın gibi taleplerinizle gladyo tetikçiliği yapmayın, biz sizi o efsanevi gençlik örgütünün bir zamanlar önemli kişileri arasında bulunduğunuzdan ve kendisini rahmetle andığım değerli babanız Demirtaş Ceyhun’dan dolayı severiz. Zira o değerli ve yiğit yazın adamımızın yadigârısınız. Gelin ne Kızıldere’de katledilenlerin ne de babanızın kemiklerini sızlatın.

Not: Geçtiğimiz yazılardan birinin başlangıcına iki dörtlük şiir eklemiştim. Bu şiirin yazarı Ozan Feyzi (Feyzullah seçkin) olduğunu da belirtmiştim. Ozan Feyzi (Feyzullah seçkin) ozanların tohumunun sık atıldığı Şarkışla Emlek yöresinin yaşayan ozanlarındandır. Yazmış olduğu şiirler günden güne daha güzelleşmekte, olgunlaşmakta ve bize en güzel meyvelerini sunmaktadır. Yazılarıma uygun olacak şiirlerini yazılarıma eklemek istediğimi, Âşık Veysel, Âşık Ali İzzet Savaş, Âşık Devrani gibi ozanların damarından beslenen değerli ozanımıza ilettiğimi ve kendisinden de izin aldığımı belirtmek isterim. Kendisine teşekkür ederim. Ozan Feyzi’nin diğer şiirlerini tanımak isteyenler şiirin altında belirtilen internet adresine girebilirler. Ayrıca Sarissa Yayınevi’den çıkacak „Deli Poyraz“ adlı şiir kitabını da ilgilenenlere öneririm.

GERÇEK IRMAĞINDA

Gerçek ırmağında çağlar coşarız,
Gafile akacak suyumuz yoktur.
Kâmilin peşine düşer koşarız,
Cahile bakacak duyumuz yoktur.

Pir Sultan Abdal’ı söyler anarız,
Gerçeğin deminden içer kanarız.
Bazen asılırız bazen yanarız,
İnsanı atacak kuyumuz yoktur.

Gidip diyanete ulanmak gibi,
Fetvayla akıldan bulanmak gibi.
Kerbelâ çölünden sulanmak gibi,
Gaflete dalacak huyumuz yoktur.

Hocanın dedenin esmeden yeli,
Kemali ararız densek de deli.
Doğruyu söylerken değiliz veli,
Göklere salacak buğumuz yoktur.

Feyzi’yim meydanda açık pazarız,
İnsanız insanla dostuz hazarız.
Böyle yapılandık böyle yazarız,
Yalanla takacak tuğumuz yoktur.

Ozan Feyzi (Feyzullah Seçkin) http://feyzullahseckin.sitemynet.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.