Doğuştan yetenekli

PAYLAŞ

Televizyon kanallarında sayısız dizi var. Bu dizilerde oynayan sayısız genç kız ve genç adam belli ki oyunlarını büyük umutlarla oynuyorlar. Ama bir gördüğünüz oyuncuyu bir daha görebiliyor musunuz? Ben pek televizyon izlemediğim, dizilere ancak şöyle bir göz attığım için bu sorunun yanıtını veremiyorum. Gene de “artist” kardeşlerimizin işi zor diye düşünüyorum. Bir gün şöyle bir duyguyu yüreğinin en derinlerinde bıçak gibi duymak: “Ne güzel oynuyordum, bana neden yer yok artık?” İçine girdiğiniz ya da içine düştüğünüz düzenin değişmez yasası budur kardeşlerim. İnanın kimse oyununuza bakmıyor. Birinizin yaptığını pek güzel öbürünüz de yapabilirsiniz. Sizi yetenekli hatta doğuştan yetenekli göstermeleri ciddiye alınacak bir şey değildir. Dua edin de bu toplumun insanları uyanmasın. Şu durumda beşiniz iş bulamazken biriniz iş bulabiliyorsanız gene de iyidir. Bir gün bu toplumun insanları uyanır da dizi izlemek yerine başka bir iş yapmak gibi işler çıkarırsa sizin işiniz çok zor olur. Siz kendinizi büyük yetenekler olarak görseniz de, kızmayın bana, gerçek bu değildir. Hepimiz gibi sizler de çok kötü eğitildiniz. Bu eğitiminizle ancak sıradan gösterilere çıkabilirsiniz. Sanat eğitimi zor iştir. İnsanı öğrenmeden sanat öğrenmeye kalktınız. Kiminiz okul bitirmişsinizdir, kiminiz kendi deyişinizle doğuştan yeteneklisinizdir. Aranızda yetersiz olmak açısından büyük uzaklıklar yoktur. Hiç iyi eğitilmiş biri doğuştan yetenekli olduğunu söyler mi? Bu her şeyden önce eskilerin deyişiyle terki edeptir. Ayrıca okul görmüş birinin, sanatı okulunda seçkin ustalarından öğrenmiş birinin doğuştan yetenekli olmaya inanması bir bakıma acıdır, bir bakıma gülünçtür. Geçenlerde bir televizyon kanalında yaşı yirmi beşlerde gösteren bir genç kızımız hem bu işin okulunu bitirdiğini hem de doğuştan yetenekli olduğunu söyleyince ben bir eğitimci olarak ve uzun yıllar sanat öğreten bir kurumda servis öğretmenliği yapmış biri olarak ve her şeyden önce de insan olarak yerin dibine geçtim. O yılları anımsarım, okula yeni giren bacak kadar bir çocuk doğuştan yetenekli olduğunu söyleyebilirdi. Bu gerçeği nereden mi öğrenmişti? Elbette kendisi de bir doğuştan yetenekli olan sevgili öğretmeninden.

Tiyatrolar boşaldı. Sinemacılarımızın çok büyük bir gelişim göstermekte olduğunu yüksek sesle söyleyen birçok dostumuza karşın biz böyle bir duygu içinde değiliz. Geçenlerde çok övülen bir türk filmi izledim. Anladım filmin neden böyle tutulduğunu. Bizim insanımız kabasabalığı ya da sokak doğalcılığını ince sanat sanıyor. Yüzüm kızardı, yerin dibine geçtim. Gel beni becer diye bas bas bağırıyor kızımız. Bir şeyi kabalaşmadan ya da doğalcılığın pırıltılı kabalıklarına düşmeden de çok değişik yollarla anlatabilirsiniz. Oyunculuğu ayakta tutacak olan tiyatro sanatıydı, ne var ki tiyatrocularımız bu işi götüremediler ve kolayından halkı suçlayıp çıktılar. Halk tiyatroya gitmiyor. O zaman devlet bize para versin de ayakta durabilelim. Devletin gölgesinde yapılan sanata sanat diyebilir misiniz? Devletin öngörüleri çerçevesinde yapılan felsefenin durumunu görünce gözleriniz dolmuyor mu? Devletin yaptıracağı bilimin nereye kadar gidebileceği ortada.

Sayıları her gün hızla artan oyuncularımızın yarını ne olacak? Bu kaygımızı ortaya koyarken başka alanlarla ilgili kaygılarımız olmadığını söylemek istemiyoruz. Felsefe bitirenler dört yıl felsefe okuyup henüz felsefenin ne olduğunu öğrenemeden ve kafalarını dört yıl öncesine göre bir hayli karıştırmış olarak diploma aldıklarında ne yapıyorlar? Gidip sağda solda iş arıyorlar. Bereket buldukları işler felsefe bilgisini gerektirmiyor da her şey yolunda gibi gidiyor. Biyoloji bitirenler ne yapıyorlar? Bu ne işe yaradığı bilinmeyen meslekler saymakla bitmez. Kaldı ki onların iş bulursak oynarız umudunu veren dizileri de yok. Gene de doğuştan yetenekli kardeşlerimiz yatıp kalkıp durumlarına şükretsinler. Hele aralarında biri ikisi poz kesmek açısından öbürlerini geride bıraktığında üç diziyi bir arada götürebilir. Halkımızın büyük ilgisini görmek de cabası. Sağduyulu halkımız doğru dürüst işler yapan kimseyle ilgilenmez de falanca artistin akşam yemeğini karşı cinsten hangi benzeriyle yediğini hatta ne yediğini bilir. Kıskanıyorsam şuradan şuraya iki adım atmak nasip olmasın! Keşke toplumun tüm kurumları bileşik kaplar usulü hep aynı özellikleri göstermeseydi de bizim bir şeylere başımızı çevirirken bir şeylere sevgiyle koşma kolaylığımız olsaydı. Romanımız kötüyse şiirimiz iyi olsaydı, sinemamız kötüyse resmimiz iyi olsaydı, bilimimiz kötüyse felsefemiz iyi olsaydı. Olmuyor dostlarım, olsa iyi olurdu ama olmuyor. Toplum yaşamının en sevmediğim yanı budur, her şey birbiriyle dengelenir ve bir yerde uğradığınız düş kırıklıkları gelir bir başka yerde aynı kimlikle yakanıza yapışır.

 

CEVAP VER