Dr. Jivago tramvayda öldü

SERDAR MÜTEFERRİKA SERHATLI – Dr.Jivago, Moskova’da dura kalka işleyen eski püskü bir tramvayda öldü.

Yıl 1922 idi ; Bolşevikler iktidardadır.

Doktorun bir süredir kalp sorunları vardı; kendi kendisine teşhis koymuştu bile…

Ölümünü büyük bir sakinlikle bekliyordu.

Sıcak bir yaz günüydü, tramvay tıklım tıklım yolcu doluydu, Ekim Devrimi yaşanmıştı, ortalık karmakarışıktı, bütün sevdiklerini ve büyük aşkı Lara’yı kaybetmiş olan, bu yüzden umutsuzluğunun son demlerinde gezinen Dr. Jivago Andreyeviç, kısa fakat bir kasırga gibi sürmüş yaşamını Moskova’nın Kudrinky Caddesinde arızalanan işte bu tramvayın içinde tamamladı.

 

Jivago’nun (Zhivago) ölümüne bizi eserinde tanık bırakan Rus yazarı Boris Pasternak, tramvaya onu bindirene kadar, roman kahramanını çocukluğundan alıp 1905 İhtilalinden geçiriyor, 1917 Bolşevik Devrimine getiriyor, 12 sene içinde cephelerde savaştan sürgünlere kadar acımasızca Rus steplerinde dolaştırıyor.

Kurşuna dizilecekken kurtulan, ormanda aç kurt sürüsüyle karşılaşan, tifüs salgınından hayatta kalan, daha pek çok şeyi yaşayan roman kahramanının ölmesini âdeta okur beklemeye başlar.

Bunca yorgunluk, acı, ıstırap bir insana yeter de artar!

Türkçede 684 sayfalık koca bir eser, Rusya’nın 20.Yüzyılda herkesçe başka başka anlatılan yüzünü ortaya seriyor.

Zaten bu yüzden de Rusya’nın SSCB olduğu yıllarında yasaklanıyordu.

Pasternak 1957’de romanı tamamlamıştı, SSCB’nin o vakitler en etkin edebiyat dergisi Noviy Mir’e gönderdi eserini; ret gördü.

Zira devrimi eleştiriyor, hümanizmayı elden bırakmayıp Antik Yunan düşünürü Protagoras’ın dediğince her şeyin ölçüsü olarak insanı ele alıyordu.

Rusya’nın kaderini değiştiren Sovyet-Köylü ihtilali, 1.Dünya Savaşı ve ardından patlayan iç savaş boyunca Dr.Jivago ve çevresindekilerin gözünden tüm çıplaklığıyla görüyorduk yaşananları; dinliyorduk satırlar boyunca tüm konuşmaları…

Bu cesur romanı Stalin sonrasında kısmen demokratikleşmekte olan SSCB’nin yeni yönetimine güvenip basılsın diye dergiye göndermişti Pasternak; ret alınca, uzun bir süre sessiz kaldı.

Ardından İtalya’daki bir yayıncı romanın ¨kokusunu¨ alır; İtalyan Komünist Partisiyle bağıntısı olan yayıncı yine bu yolu kullanıp Pasternak’a ulaşıp romanı elde etti.

1957’de İtalya’da matbaadan çıktığı gün fırtına kopartan eser, bir yıl sonra İngilizce olarak basılacaktır. Ardından CIA’nın parmağı karıştı romanın kaderine.

Bu yüzden, Pasternak kendi anavatanında zor günler geçirir; sorgulanır, davalar açılır, vs.

Feltrinelli adındaki İtalyan yayıncının ardından, Amerikalılar SSCB’ye karşı anti-propaganda için eseri Rusça bastırıp Rusya’da el altından dağıtacaktır.

1958’de Nobel Edebiyat Ödülü verildi Pasternak’a; aslına bakarsanız, kimilerine göre ödül alacak kadar büyük bir edebiyat eseri değildi, fakat aldı. Romanın ardından politik dalavereler dönüyordu.

Pasternak da bunu hissediyordu ancak ok yaydan bir kere çıkmıştı.

Sovyet hükümeti eğer romancı ödülü almak üzere sınırdan çıkarsa bir daha geri gelemeyeceğini açıklayınca, Pasternak ülkesinde kalmayı tercih edip ödülü ve ödenecek büyük meblağdaki parayı elinin tersiyle itti. Daha pek çok şey oldu bu minval üzere…

SSCB Devlet Başkanı Nikita Kruşçev’e yalvaran bir tonlamayla, özel bir mektup yazıyor, bir anlamda affını rica ediyordu; ne olsa, o da bir insan!

Roman çok uzun yıllar boyu Rusya’da yasaklıların başında bulundu.

1965’de İngiliz yönetmen David Lean eliyle sinemaya aktarılınca, üstelik dünyaca ünlü Ömer Şerif doktoru, doktorun uzatmalı aşkı Lara’yı ise efsanevî Julie Christie canlandırınca, artık kimse önüne geçemez oldu. Türkçe dahil pek çok dile çevrildi roman. Türkiye’de ilk baskısı, Karaveli Yayınları tarafından zaten 1958’de yapılmıştır; ardı arkasına baskıları çıktı.

Dr.Jivago’nun Rusya’daki yasağı 2003 yılına kadar sürdü ve nihayet o günden beri Rus toprağında özgürlüğünün tadını çıkartıyor.

1970’de ölmüş bulunan Pasternak bu mutlu sonu göremedi; onun roman kahramanı Dr.Jivago da hayatında gün yüzü göremeyecektir.

Yahudi asıllı bir Rus ailesinden gelen, 1880 doğumlu Pasternak’ın bu romanı ve yaşam hikâyesi, meraklısının kolayca bulabileceği uzaklıktadır; biz bu kadarını aktarıp, romana ait asıl gözümüze takılanları paylaşalım.

Jivago’nun tıp eğitimi alıp mesleğine başladıktan sonra evlendiği Tonya ve bu evlilikten olan iki çocuğuyla bir türlü bir araya gelemediği yaşamı savaş, devrim, sürgün, çeteciler tarafından kaçırılıp alıkonulduğu uzun vakitlere ait, Rus stepleri ve ormanlarında kaçak geçirilen zaman arasında bir tutunamayış hikâyesidir.

Burada karakter çözümlemesi yapan edebiyat kritikleri, Jivago’nun şahsında, Rus halkının sürüklenişini, bir türlü kendi gerçekliğine kavuşamayışını yorumlamaktadır.

Jivago beri yandan lise yıllarından tanıdığı Lara’ya âşıktır; yolları başka başka evliliklerle ayrılmıştır, fakat hiç unutamazlar birbirlerini. Doktorun Sibirya sürgünü sırasında karşısına Lara çıkar, kadın dul kalmıştır ve her ikisi de yalnızdır, hayat mücadelesi vermektedir.

Eski aşk yeniden canlanır; ne ki bu uzun sürmeyecek, Bolşeviklerin tehdidiyle birbirlerini terk edip uzaklara giderler.

Jivago tek başına Moskova’ya, orada bulunan ailesine geri dönmeye çalışırken, birçok maceradan geçer, nihayet pejmürde bir kılıkta, acuze bir insan olarak başkente varır; ailesini bulamaz.

Aie iç savaştan kurtulmak üzere Paris’e kaçmıştır; Jivago yine tek başına kalmıştır. Fakat bu yalnızlığına Maria adlı bir kız, sızıntı gibi gelir, karışır; bir kapıcının kızı…

Maria harabe haline gelmiş doktora sahip çıkar, ayağa kaldırmak ister, evlenirler, çocukları da olur.

Jivago’nun aradığı yaşam bu değildir, o hem ailesini hem aşkını aramaktadır.

Ortadan kaybolmak, kendini unutturmak üzere yalnızlığa tekrar döneceği sırada, kalbine yenik düşecektir.

Pasternak’ın romanı, Türkçe çevirisinde, tam da 643. sayfada sonlanmalıydı; tramvayda gözlerini kapatınca biz de romanı kapatmalıydık.

Ne ki, yazarı, epilog-son söz hâlinde biraz daha uzatmış eserini ve kırk sayfayı daha bize okutmuştur; olsun okuruz. Bu da bir şey mi, tüm Rus romanların azap veren, eziyet çektiren tarafı, isimler silsilesini dahi okuruz.

Bilirsiniz, bir Rus romanında isimlere özelikle dikkat kesilmek gerekir. Aynı kahraman farklı isimler, üstelik uzun uzun adlar, adıllar altında tekrar tekrar ortaya çıkar; bir atlarsanız, alimallah, ucunu kaçırırsınız!

Bu isim yağmurundan sonra geldiğimiz epilogda, II.Dünya Savaşındayız ve cephede geçmişi konuşan genç askerler arasında kalıp, tekrar Jivago’nun hatırasını dinleriz.

Eserin Bolşevik Rusya’sında niye yasaklandığı için uzun uzun anlatıma gerek yok, şu alıntı bile yeterlidir. Jivago, birlikte kaçmak için Lara’yı, asıl adıyla Larissa Fyodorovna’yı ikna etmeye çalışırken anlatıyor:

¨ Görünüşe göre devrimi yapanlar yalnızca karışıklıktan, kargaşadan, gürültü ve patırtıdan hoşlanıyor. Ancak böyle bir durum oldu mu onlar havayı kendilerine uygun buluyorlar. Dünya ölçüsünde bir iş yaparlarsa memnun olacaklar. Niçin böyle bitmez tükenmez bir hazırlık devresi içinde çırpınıp duruyorlar, biliyor musun? Gerçekten bilgili, güçlü insanlar değiller de ondan. İnsanoğlu yaşamaya hazırlanmak için değil, yaşamak için doğmuştur. ¨

Pasternak’ın Jivago’ya söylettiği, aslında, özetiyle ve meâlen şudur: ¨Birçok tarihî tesadüfle Bolşevikler iktidarı ele aldı, şans onlardan yanaydı, ancak iktidarı hak etmediler. Ellerinden başka şey gelemez bunların, yapacakları yine eskiden ne yapılıyorsa aynısıdır. O yüzden zulüm, baskı, şiddet bir gün geleceği vaat edilen özgürlük adına devam ediyor.¨

¨Gri, bulutlu, sisli¨ bile denilmeyecek kapkaranlık içinde kalmış Rusya ve o günün dünyasına dair anlatılanlara, Jivago’nun, tabii hemen hemen tüm Rus ailelerinin karşılaştığı fareleri de ekleyince, romanın üstüne oturduğu sefilliği Victor Hugo’nun Sefiller’iyle yarışacak düzeye ulaşıyor.

Jivago, romanda kaçıp saklanırken pek çok kez, ciyak ciyak bağırıp ortalıkta, mobilyaların üzerinden döşemeye atlayıp dolaşan yüzlerce farenin olduğu evlerde kalıyor; hani yazmayalım dedik lakin söylemeden geçilemez.

Onlardan kendini korumak üzere şişeleri kırıp cam kırıklarıyla fare deliklerini tıkıyor; sizin de aklınızda bulunsun.

Yoksa fare gazete, paçavra, bez tıkaç gibi şeylere bana mısın demeden, kemirip odaya girmeyi biliyor!

İşte Rusya ve Jivago…

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here