İdris Naim Bey’in şahinliği

İdris Naim Bey’in şahinliği

0
PAYLAŞ

Nereden başlamalı, bilmem ki…

17 yaşında bir kız çocuğunun –Münevver’in- parça parça doğrandığı günlerde Celalettin Cerrah adlı biri vardı, “Öyle kız başına elin heriflerinin evine gitmeseymiş” gibi bir şeyler diyen. Bir süredir, İç-işler acısı- bakanını gazetede, internette, televizyonda her görüşümde o adamı ve makam koltuğundan alınan gücün getirdiği o ölçüsüz ve seviyesiz özgüveni hatırlıyorum. Ama bu beyefendi, o beyefendiden daha bir değişik, daha bir başka karakter arz ediyor. Bu yazıyı kaleme almak maksadıyla, sizler için bir süre evvel üşenmeyip, araştırdım kimdir bu bakan diye… İdris Naim Şahin, 1956’da, düşünce özgürlüğüne tepki olarak doğmuş. Hukuk mezunuymuş! Hani, ilkokul mezunu deseler, “Hadi ordan sen de” demeyecektim. Zira Karagümrük’te, Orhan Babanın Kahvesi’nde ondan daha makbul addedilecek on tane içişleri bakanını beş dakikada bulabileceğimizi biliyorum. Kaymakamlık yapmış İdris Bey, teftişte görev almış, İBB’de Erdoğan’la çalışmış. Entelektüel gelişimi için, resim çizmenin, şiir yazmanın terör yapmak olarak kabul edildiği kültür-sanat çevrelerinden beslenmiş. AKP’nin iktidarında 9 yıl sessiz durduktan sonra çene ishali teşhisi konmadan hemen önce, kamuoyuna “Bakan” diye takdim edilmiş. Ne zaman? İktidarın %50 oy aldığı seçimlerden hemen sonra. Yani, Kürt açılımı konusunda kritik eşikte tek ayak üstünde beklerken. Ne zaman? “Yepisyeni, cillop gibi bir anayasa yapacağız, o kadar ki, tadına doyamayacaksınız” nutukları atılırken… Ne zaman? “İleri demokrasi”, “ustalık devresi” yahut “millete hizmet eden, şeffaf devlet olma yolunda hukukî devrimler” vaat ederken!

İdris Naim Şahin’in göreve başlamasının üzerinden bir yıllık bir süre geçmesine rağmen neredeyse tek bir müspet hatırası gözümüzde canlanmıyorsa, durup düşünmenin lâzım geldiğini hatırlatmak ve bu yönde vicdanî bir borca dönüşen bu yazıyı yazmak istedim.

Kendisinin toplumsal barış ve huzur için tehdit oluşturduğunu düşünen en az on milyon AKP taraftarının bulunabileceği şu günlerde, yine bir skandalla gündeme gelmesi, İdris Naim Şahin’in toplum nezdinde yerini saptamak bakımından oldukça kullanışlı… Modern bir hukuk sisteminin var olduğu herhangi bir ülkede, düpedüz “nefret suçu” işlemekle başının ağrıyacağının cümle alem tarafından söylendiği bu muhterem kim? Devamı ve öbür yönden görünümü de var: Başka bir halkın –mesela Suriye’nin, mesela Filistin’in, Libya’nın- yurttaşları ölmesin diye oradan oraya koşturmakta olan Ahmet Davutoğlu’nun Dışişleri Bakanı olduğu bir Bakanlar Kurulu’nda, onun karşısında İdris Naim Şahin gibi bir karakterin İçişleri Bakanı sıfatıyla oturuyor olması, bu iki zıt karakterin yüz yüze bakıyor olması, tarihte eşine az rastlanır bir ironi değil mi? Veya başka bir soru da sorabiliriz: Nisan ayında, hayatını ekmek derdindeyken kaybetmiş 5 TEDAŞ işçisinin ölümünü incelemek üzere gittiği Erzurum’da, kendisine bilerek ve isteyerek muhabbet gösteren bir kişiye, davul zurna eşliğinde “Bi’ takla at da göreyim…” diyen; ve bu yolla köylünün milletin efendisi değil, bilakis devletlûnun maskarası olduğunu bir kez daha hatırlatan bakan Şahin’in, bu makama gelmek için, zamanında kaç devletlû karşılayıp, kimler için kaç takla atmış olduğunu da sormak lâzım gelmez mi?

Şu İdris Naim Şahin’li bir yılda nelerle meşgul olduğumuzu anımsamışken, akla ilk gelenlerin Uludere Katliamı, Hrank Dink Katliamı, Hocalı Katliamı gibi konularla bağlantılı mevzular olmasının yanı sıra, İzmir’deki, Diyarbakır’daki, İstanbul’daki polis şiddetinin fütursuzca savunusu olmasına ne demeli! BDP’lilere posta koyarken, terörle mücadelenin yol ve yöntemleri üzerine konuşurken gürleyen bakana, birileri çıkıp sadece merak için, “Çok aslandınız, kaplandınız, Şahin’diniz de, Oslo görüşmeleri ortaya çıktığında, Habur karşılaması ülkeyi ortadan ikiye yardığında neredeydiniz?” dese, vereceği/veremeyeceği cevabı çok merak ediyorum. İzmir’deki Fevziye C. olayı sonrası, dayakçı polisleri kastederek, “Ne yani bu insanları asalım mı?” çıkışının, aynı devlet güvenliği odaklı zihniyetini taşıdığı birilerinin vaktiyle “Ne yani asmayıp da besleyelim mi?” sözlerini hatırlatıyor olması da, ayrıca ne garip değil mi!

Şahin’i gördükçe, “Pis 90’lar”ın, o Fetret Devri’nin bitmek bilmez koalisyonlarından kalma arkaik bakan ve vekil tiplerini hatırlıyor; bakanlık görevinin kendisine verilmiş olmasının, bir yıldan beridir “ileri demokrasi” anlayışına ne kattığını, politik kültürümüz üzerine doktora yapan biri olarak hâlâ anlayamıyorum.

Meclis kürsüsünde alenen BDP’li vekillerin telefonlarını dinlettiğini söylemesine artık şaşamıyor, Van’daki depremzedelere karşı pişkin tavrının zihinsel arka planını anlamlandıramıyorken, geçip giden bir yılın sonunda, asıl skandalın, bunca skandala rağmen görevde kalması olduğunu yazmayı bir borç biliyorum.

Daha başka ne denir ki… Cıvık bacım işte afedersin!

BİR CEVAP BIRAK

seven − 3 =