Dört çocuklu bakire teyze

Dün akşam birkaç doktor arkadaşla bir aradaydık.  “Vatan – Millet – Sakarya” derken konu memleketimden insan manzaralarına geldi. Bu esnada kadın-doğum uzmanı bir arkadaşım birkaç yıl önce yaşadığı çok ilginç bir anısını anlattı. Önce abartıyor zannettim ama, gruptaki diğer doktor arkadaşlar da benzer olaylar anlatınca yaşananların gerçek olduğuna inandım.


Arkadaşım çalıştığı hastanenin acil servisinde tek kadın doğum uzmanı olarak kaldığı bir gece, 60’lı yaşlarında bir kadın içeri girip, ağrısı olduğunu söylemiş. Vakit gece yarısını çoktan geçtiği için arkadaşım, yaşlı kadının ağrılarının sabahı bekleyemeyecek kadar fazla olduğunu düşünmüş ve şikayetlerinin ne olduğunu sormuş. Kadın, karnının ağrıdığını ama, doktorların bu ağrıları geçiremediğini söylemiş. Hatta “ben kanserim” diyerek kendi kendine hastalığının teşhisini bile koymuş. Bizim doktor; “peki teyzeciğim, bir de biz muayene edelim” diyence kadın, “olmaz, ben bakireyim” diyerek bu masum ve zorunlu isteğe itiraz etmiş.     


Eee ne var bunda diyebilirsiniz? Haklısınız… Bir kadın 60’lı yaşlarına kadar bekaretini koruyabilir. Zaten buraya kadarki kısma kimsenin bir itirazı yok. Asıl bundan sonrası ilginç. Çünkü bu kadının bakire olması -eğer Meryem Ana değilse- mümkün değilmiş. Kadın uzun bir evlilik geçirmiş. Evli oldukları halde pek çok kadının bakire kaldığı bilinen bir gerçek ama, bizim teyzenin bu evlilikten dört tane de çocuğu olmuş. Yani kocasıyla ne ruhsal, ne de bedensel anlamda bir sorun yaşamamış.


Hal böyle olunca insan şaşırıyor tabii… Dört çocuklu bir kadın nasıl oluyoı da bakire olduğunu iddia ediyor? İşte işin dramatik boyutu da burada. Kadın bakire olduğuna inandığı için kendini muayene ettirmemiş. Bunu da; “Doktor Bey, eşim öldükten sonra kimseyle ilişkim olmadı. Bu yüzden beni muayene etmenizi istemiyorum. Uzun yıllar kullanılmadığı için kızlık zarım kapanmıştır. Bekaretimin tekrar bozulmasını istemiyorum” diyerek dile getirmiş.


Arkadaşım kibar ve iş ciddiyetine sahip bir çocuk olduğu için aklına ilk gelenleri söylememiş tabii: “Teyzeciğim, kızlık zarı kullanıldığı zaman açılan, kullanılmadığı zaman kapanan bir zar değildir.” demekle yetinmiş. Yoksa; “Teyze bu yaştan sonra tekrar evlenecek olsan bile, kimse senin bakire olmadığınla ilgilenmez” de diyebilirmiş.


Dün gece doktor arkadaşlardan bunun gibi inanılmaz öyküler dinledim. Hele doğum kontrol yöntemi olarak rahmine çay bardağı yerleştiren bir kadının durumunu dinleyince tüylerim diken diken oldu. O bardağın kadının rahminin içinde kırıldığını düşündüm. Daha doğrusu düşünemedim. İçim fena oldu.


Aslında bunlara şaşırmamam gerekirdi. Çünkü ben daha kötüsünü de görmüştüm. Hatırlayanınız var mıdır bilmem ama, bundan on küsur yıl önce bir kadın kendi kendine sezaryen yapmıştı.


O kadını ve görüntülerini unutmam mümkün değil. Bu nasıl bir cahilliktir o gün de anlayamamıştım, bugün de anlayamıyorum. Üstelik bu kadın İstanbul’da yaşıyordu. Yani arada sırada da olsa televizyon izleyip, gazete okuma şansına sahipti. Çevresinde kendilerinden daha bilgili ve deneyimli insanlar vardı. Yalnız ve çaresiz değildi ama kendini yalnız ve çaresiz hissediyordu. Çünkü cahildi.


Aslında dün bunları konuşurken “bizim görevimiz eğiticilik değildir” diyerek sorumluluktan kaçan medya mensuplarını da andım ister istemez. Tek suçlu medya demek doğru değil ama, televizyonların her eve ulaştığı bir ortamda cehalet bu kadar fazlaysa, medya bir o kadar suçlu ve sorumludur maalesef.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.