Dua

Bayram olduğu için “dua” başlıklı bir yazı yazmayı tercih ettim. Bu sözcük dinsel törelere uygun gibi gözüküyorsa da, laik anlamda da çok samimi bir dilek olarak bu yazıda yer almaktadır. Şöyle ki, aşağıda sizlerle paylaşacağım konuda gerçekten çok derin bir talebim var.

Neoliberal politikalar gündeme geldiğinde kamu harcamalarında sağlık harcamalarının kısılması ve sosyal güvenlik alanının daraltılması sıkça konuşuldu. Şili modeli üzerinde akıl almaz tartışmalar yaşandı. Kimileri çıktı özgür davranış gereği bireylerin kamusal sosyal güvenlik şemsiyesinden çıkıp, özel sosyal güvenlik kurumlarına geçmelerinin serbest olması gerektiğini salık verdi, hatta dayattı. Şimdilerde de ABD’de Beyaz Saray’ın önünde toplanan binlerce insan, “vergilerimizle başkalarına sağlık hizmeti verilmesine karşıyız” diye propaganda yaparak, sağlık hizmetlerinde kamusal alanın genişletilmesine karşı çıkmakta.

Sağlık harcamaları konusunda iki meseleyi birbirinden ayırmanın gerekli olduğuna inanıyorum. Birincisi, niteliği itibariyle, sağlık harcamalarının birey tercihine bağlı olmayıp, bir tür olumsuz piyango niteliğinde ve ertelenememez olmasıdır. İkincisi de öyle sağlık sorunları vardır ki, tüm mal varlığınızı verseniz bile sonuç alınamıyor olabilir. Kronik böbrek sorunları veya onkolojik ve bazı genetik kökenli hastalıklar gibi alanlarda bireysel servet yetmediği gibi, sonuç almak da olası olmayabilir. Hal böyle olunca, sağlık harcamalarının bireysel esaslı olmasını ne demokrasi ne de özgürlük anlayışı ile bağdaştırmak olasıdır. Hele de, sağlık hakkı temel insan hakkı olarak kabul edilmişken, “toplum” adı verilen çağdaş yapılarda sağlık konusunda bireyi yalnızlaştırmak “özgürlük” anlayışı ile değil, ancak “barbarlık” anlayışı ile bağdaşır.

Sağlık hizmetlerinde bireysel esaslı harcama sistemi yerine toplumsal esaslı harcama sistemine geçilmesi, salt yeniden gelir dağılımı açısından sosyal bir politika olarak görülemez. Gelir dağılımının adil olduğu, hatta mutlak eşit olduğu hipotetik durumlarda dahî sağlık harcamalarının toplumsal temelli, yani kamusal olarak finanse edilmesi risklerin topluma yayılarak, bireysel maliyetlerin minimize edilmesi mantığına dayanır. Böylece kamusal nitelikli sağlık harcamaları sisteminde salt yoksul değil varsıl da yarar sağlar ve yaşamını güvence altında geçirir. Beyaz Saray’ın önünde birikmiş kalabalıktan kaçı yarın sonucu meçhul maliyetli bir tedaviyi gerektiren sağlık sorunu ile karşı karşıya geldiğinde Beyaz Saray önündeki eyleminin haklı ve yerinde olduğuna kanaat getirebilir ki!

Sosyal güvenlik konusunda da konu benzer şekilde tartışılabilir. Şöyle ki, sosyal güvenlik konusu da, ilke olarak, risklerin toplumsal esasla karşılanması mantığına dayanır. Aksi halde, sosyal güvenlik sistemi yerine, bireysel tasarruf sistemine dayanılırdı. Hal böyle olunca, sosyal güvenlik sisteminde de tabanın genişliği risk oranını azaltabileceği gibi, bireysel maliyetleri de en aza indirir. Toplum tabanının en geniş olduğu durum ise tüm toplumu kapsayan zorunlu kamu sosyal güvenlik sistemidir. Tabanın geniş olması öylesine önemlidir ki, çoğu özel sosyal güvenlik kurumları “grup sigorta sistemi” uygulamaktadır.

Bu düşünceler altında şu duayı yapmak istiyorum: Vergilerinin başkalarının hastalık harcamalarında kullanılmasını istemeyenler ve en geniş tabanlı kamusal sosyal güvenlik sistemini reddederek özel sosyal güvenlik kurumlarına yönelinmesini özgürlük ve demokrasi adına savunanlar kısa bir süre için ve geçici olarak sonucu belli olmayan ve ağır tedavi harcaması gerektiren bir hastalığa yakalansınlar. Bakalım o zaman da Beyaz Saray’ın önünde toplanmaya ve hezeyanlarını kusmaya koşacaklar mı!

______________________

* Prof. Dr.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.