Dünya Kadın Hakları Günü’nde 76 yaşındaki Ümmühan Nine’ye düşmana yapılmayacak zulüm…

Dünya Kadın Hakları Günü’nde 76 yaşındaki Ümmühan Nine’ye düşmana yapılmayacak zulüm…

0
PAYLAŞ
YUSUF YAVUZ / AÇIK GAZETE  – 5 Aralık Dünya Kadın Hakları Günü… Aynı zamanda 1934’te Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı tanıyan yasanın kabulünün de yıl dönümü…
Türk kadını için kulluktan yurttaşlığa giden yolun başlangıcı…
Bugün ülkenin dört bir yanında, devletin zirvesinden en taşradaki saçma protokol törenlerine kadar kadın hakları kavramı dillerden düşmeyecek…
Kadının özgürlüğünden, ananın kutsallığına uzanan yelpazede, dinsel, politik ve kültürel referanslarla kadınlar dillere pelesenk olacak…
Akşam da oturup ekranlardan bunları izleyeceksiniz…
Adı Ümmühan Uysal. 76 yaşına girdi. İstanbul’u hiç görmedi. Belki Ankara’yı da. Yıllar önce kaybettiği eşi onu İzmir’e götürüp orada yaşamayı teklif ettiğinde, şiir gibi küçük, bahçeli evini ve toprağını bırakıp gitmemek için kapının önünde bekleyen kamyonu geri çevirdi.
Çünkü o ocağını bırakıp gitmek istemiyordu…
O cağın başında çocuklar büyüttü. Tam 6 tane oğul…
O ocak yandıkça rengârenk kilimler dokudu. O ocaklar yandıkça toprağa tohum attı, altın sarısı ekinler biçti. Işıltılı tüyleriyle karakeçiler, sarı inekler sağdı. Başından hiç çıkarmadığı başlığında hep taşıdığı Fatma Ana’nın eliyle süt ve hamur mayaladı…
DÜNYANIN EN GÜZEL EVİNDE…
Evi, dünyanın en güzel köyündeydi onun için. “Doktor evi gibi benim evim, işte şurada” demişti bir keresinde, evini almak için gelenlerin arasında bulunan vekile…
Önünden kıvrıla kıvrıla bir nehir akan evi onun bu dünyadaki cennetiydi. Gurbetteki canlarının fotoğraflarının süslediği odanın içindeki ocağı karıştırıp ömrünün bu evresini torunlarının yolunu gözleyerek geçiriyordu. Bahçesindeki salkım söğütlerin altında oturup komşu kadınlarla geçmişin zaman aralığına bakmayı çok seviyordu.
Bazen bir çocuk gibi hayaller kurmayı da…
Kurduğu hayallerden biri de aslında onun en katıksız gerçeği olan evinde sonsuza kadar yaşamaktı. Ancak evinin önündeki nehre bir baraj yaptılar. “Bu eve el koyduk, baraj yapacağız, çıkıp gidin buradan” dedikleri köylülerin arasında o da vardı. Köylülerin birçoğu çıkıp gittiler. Hukuksuzca, kuralsızca ve en ağır insanlık suçlarının işlendiği bir sürecin sonunda paramparça olan yaşamlarını bırakıp bir başka parçalanmışlığın ortasında aldılar soluğu…
Ümmühan Uysal gitmedi hemen. Şehirdeki çocuklarının yanında durdu birkaç gün. Olmadı. Çünkü burada ocak yoktu. “Ateşi kurcalamadan“ olmuyordu.
Evini almak ve barajın sularında boğmak isteyen Bakanlar Kurulu Kararı’na karşı dava açtı. Çünkü o hala bir hukuk devletinde yaşadığına inanıyordu. Öyle ya, koskoca devletin valisi köylerine gelmiş, “Köylüyü mağdur etmeyin” demişti, şirket çalışanlarına.
Ümmühan Kadın: “Bütün bu haksızlıklar, hukuksuzluklar bir gören yok mu?”
Ümmühan Kadın: “Bütün bu haksızlıklar, hukuksuzluklar bir gören yok mu?”
BU HUKUKSUZLUKLARI BİR GÖREN YOK MU?
Umutla açtığı davanın sonuçlanmasını bekleyen Ümmühan Nine, evinin merdivenine ulaşan suların kıyısında, kimselerin gelip geçmediği bir vadide günlerce tek başına arada balkonundan görünen ayı izledi. Terk edilen evlerin yıkıntıları arasında dolanan kedilerden başka evinin çevresinde hiç komşusu kalmamıştı. Birkaç ay öncesine kadar ulu çınarların gölgesinde geceleri çağıldayarak akıp giden nehrin üstüne düşen ay, şimdi suskun, sessiz ve adeta bir ölüm suyuna dönüşen barajın insanın içini boğan yüzeyine vurdukça düşünüyordu Ümmühan Kadın: “Bütün bu haksızlıklar, hukuksuzluklar bir gören yok mu?”
 
Görenler vardı elbette ama köyüne gelen bir yetkilinin sesi yankılandı kulaklarında, kötücül bir uğultu gibi: “Burada bu işler böyle yürüyor…”
Burada böyle yürüyordu bu işler. Anadolu’nun sırlarını koynunda barındıran, uzak bir vadideki sessiz yaşamlar üzerlerini örten sudan bir yorganın altında eriyip gitmişti…
Üç gün önce sular iyice yükseldi ve Ümmühan Ninenin evinin alt katına dolmaya başladı…
Aslında tüm uyarılara rağmen, savaşta düşmana yapılmayacak bir zulümdü evin içine dolan…
ANALARIN AHI GİBİ BİR AH ÇIKTI AĞZINDAN
Ömrünün özeti olan tüm eşyaları sulara gömülen Ümmühan Nine kırgındı. Ama çok ağır bir kırgınlık bu. “Anaların ahı” denilen bir ah çıktı ağzından. Başka da bir şey çıkmadı. Köşesine çekilip öylece sustu…
Düşünüyordu, suyun içinde yüzen elleriyle dokuduğu kilimlerini, oğlunun elleriyle yaptığı o ahşap sandalyeyi, tarlasını sürdüğü kara sabanını, dar günlerin tanığı sandığını…
Şimdi hepsi de lağım suyu gibi ağır bir pisliğin içinde yüzüyordu…
Kâbus gibiydi ama kâbus değildi…
Bugün 5 Aralık Dünya Kadın Hakları Günü…
Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı verilişinin yıl dönümü…
Ümmühan Ana bir Türk kadınıydı. Ona ocağının başında ve huzur içinde ömrünü tamamlama şansı verilmedi. Hiç kimseden bir şey istemeden, hiçbir maliyet gerektirmeden kendi seçtiği yaşama biçimini sürdürebilme seçeneğini elinden aldılar…
Bugün Dünya Kadın Hakları Günü…
76 yaşındaki bir kadının ocağını söndürdünüz…
Şimdi nutuk atmayı kesin!
Ya anaların hakkını verin ya da kullanmadığınız, kâğıt üzerinde kalan o hakkı geriye iade edin…

BİR CEVAP BIRAK