Dünya’nın en özgür ülkesiyiz biz

Dünya’nın en özgür ülkesiyiz biz…

Ve özgürlüğünü dibine kadar kullanan bir halka sahibiz.
Mangalla orman yakabilme,  etrafı kirletme,  duman etme,  nefes kesme hakkı var halkımızın.
Kentsel dönüşümle geniz yollarını değiştirme,  boğazına beton dökme özgürlüğüne sahipler kocaman adamlar. En özgür olanlar vinçler,  beton mikserleri,  hafriyat kamyoları.
Kimse batılı matılı ülkelerle kıyaslamasın…
Tırnağımız olamaz o özgürlük havarileri,  demokrasi beşikleri…
Bağlayıcı bir kural,  bir yaptırım,  bir düstur yok bir kere bizde… Herkesin kendi kuralı var.
Koylara koymak kuralıyla,  yeşili yakıp otel yapmak yoluyla yordamıyla… Termal kaynaktan oteline direk boru çekme özgürlüğü resmi izin alma özgürlüğüne tabi…
Burda kuralsızlık kural,  düzensizlik düzen…
Kimse elimize su dökemez,  su herkesin değil,  güçlünün özgürce kullanım hakkı var,  isteyen derene HES kurup yönünü değiştirme hakkına haiz. Elektiriği kaçak kullanma özgürlüğü var,  kullanmamak enayilik,  üste para alınıyor. Ha vermezsen otorite elektiriğini kesme özgürlüğüne sahip.
Burda yerlere tükürme özgürlüğü var.
Emniyet şeridinden seyretme özgürlüğü sınırsız. İş bilenin, hak gasp edenin… Cebinde makine ile,  hatta makineli ile dolaşma özgürlüğü şuursuzca serbest…Tecavüz,  özgürlüğün çeşnisi… Kediyi ağaca asma,  ağacı kafana göre kesme,  kafanı boşa taşıma özgürlüğü kontrolsüz…
Kırmızı ışık uçaklar için sadece!!
Sağdan kaykılıp,  sola geçme,  sol gösterip kaldırıma demir atma,  hatta flaşörleri yakmak kaydıyla sol şeride park etme hakkı var… Çünkü hak verilmez alınır buralarda… Sıkıysa itiraz et,  adamın çıkarıp vurma özgürlüğü baki.
Direksiyon başındayken cep telefonunun selfie modunda makyaj yapabilme özgürlüğü Dünya’nın hiç bir ülkesinde yok…
Atalarımız da bize layıklarmış. Türklerin göçebelik devrinden sonra ilk yerleşkeleri olan Kazan kentinde,  ulak atlıları şehirden geçerlerken,  yolda oynayan çocukları telef etme özgürlüğüne sahiplermiş…
Birisine toplum kurallarını ihlal ettiğini söylersen,  ” sen benim kim olduğumu biliyor musun?” diye üstüne saldırma özgürlüğüne sahip. Herkesin ayrıcalık ve ayrımcılık özgürlüğüne hakkı var. Ama Hakkı’nın annesinin ” Hakkımı arıyorum” deme hakkı yok.
Mesela bu tür özgürlükleri kısıtlayan,  izan,  hukuk,  ceza,  akıl,  eğitim,  lakaytlık gibi cenderelerden muafız biz. Var mı böyle başka ülke?
Demokrasi anlayışının dibidir bunca özgürlük. Ondandır diplerde oluşumuz.

2 YORUMLAR

  1. Sayın Metin Sözücetin

    “Dünya’nın en özgür ülkesiyiz biz” başlıklı yazınız dikkatimi çekti. Sonra sizinle ilgili bazı bilgilere eriştim. Barış Akarsu’nun menajeri ve onunla ilgili bir de kitap yazmışsınız. Müzik gibi insan yeteneğinin en üst basamağı olan bir alanla iç içesiniz. Pek çok projeleriniz var. Projelerinizin tamamı, kişisel olmanın ötesinde, topluma yönelik. Bütün yetkin, özverili insanlar topluma yönelir. Özellikle müzisyenler için toplumsal alan önemlidir. Başarı ve başarısızlıkların test edildiği bir alandır. Toplum müzisyenlere özel bir saygı besler.
    Rastlantı sonucu sizinle ilgili bilgi edinmemin sebebi çok ilginç bir yazınız; “Ve özgürlüğünü dibine kadar kullanan bir halka sahibiz.” Adlı İroni ve saptamalarınız müthiş doğrusu!
    Evet, Türk Halkının en aktif kesiminin, siyasi çıkarı ekonomik çıkarla birleştirme yeteneğini “iyi” gözlemlemişsiniz! Doğrusu yazınızın eksiği var fazlası yok!

    Sayın Metin Sözücetin, güzel ama bu yazıyı neden yazdın? Kötü olan bir toplumun arınması için yazınız “teneşir” olsa bile paklamaz. Canınızı sıka sıka kaleme sarılmış, “toplumsal kötülüğü” yazma gibi derin bir sıkıntıya girmişsiniz.

    Yazınız, pek çok insanın göremediği, olaylar haberi olsa, sorun yok! Yeni bir olay üzerinden yeni düşüncelere erişebiliriz. Ama yorum yapıyorsunuz!

    Tüm kötülükleri gören bir aydın gözüyle toplumsal “kötülükler” sıralanmış. Tıpkı, dinlerin tanrısı gibi, derin gözlemler yapmışsınız!

    Sizin yazılarınızın benzerleri ve daha fazlası her gün sosyal medyada yer alıyor. Doğrusu halkı aşağılamada sizden daha başarılılar!

    Ait olduğumuz halkı bu denli aşağıladıktan sonra, gazetecilik, yazarlık, müzisyenlik yapmak anlamsız değil mi?
    Öyle ya, “Atalarımız da bize layıklarmış.” Deyimi yanlış kullanmışsınız. Ama ben sizin deyimsel yanlışınızı doğru anlamaya çalıştım. “Layık” olma, yeninin eski izleme, tarihsel ve kültürel değerlere saygı ve eski değerlerle içselleşme anlamında kullanılır. Yeni olan, gelişen, eskiden beslenir, eskiyi kısmen muhafaza eder.

    Her neyse geçelim…Yazınızda, “atalarımızın kötülükleriyle içselleşmeye” devam eden, değişmeyen bir toplum olduğumuz anlayışı vurgulanıyor. Devam eden cümleniz de, “Türklerin göçebelik devrinden sonra ilk yerleşkeleri olan Kazan kentinde, ulak atlıları şehirden geçerlerken, yolda oynayan çocukları telef etme özgürlüğüne sahiplermiş…” yargısıyla devam ediyor. Kısacası, “kötü geçmişi” olan bir toplum, kendini onarmadan “kötülükleriyle birlikte” bugünlere gelmiş. Türk toplumuyla çektirdiğiniz “selfie” çok başarılı doğrusu!

    Sayın Sözücetin, elimizdeki malzeme “hırsız,” “tecavüzcü,” ve bireysel çıkarı için her türlü haltı karıştıran insan malzemesinden ibaretse, yapılacak ne var? Üstelik bu bozuk malzeme binlerce yıl içinde hiç değişmemiş! Bu malzemeden iyi bir ürün çıkarma uğraşısı boşuna değil mi? Kötü malzemeden kaliteli ürün elde edilmez.

    Geniş çoğunluk açısından düşünelim: Nüfusumuzun hızla arttığı koşullarda, kaç insan sizin sıraladığınız kötülükler içinde yer alır. Bir toplumda kötülükler her zaman bir avuç azınlığın faaliyetidir. Göçebe toplumunda da böyle. Oysa siz kötülüğü genelleştirmişsiniz.

    Ayrıca aydın “kendi hatası sonucu düşürüldüğü” akılsızlık çıkmazından tolumu çıkarma mücadelesi yürütür. Müzisyen bu mücadelesinin daha önünde yer alır. Sanatçılar toplumsal değişimin en önemli elamanlarıdır.

    Sınıflı toplumda sömürücü hakim sınıflar sömürüyü “meşrulaştırdıklarında,” kötülükleri de meşrulaştırır. Aydının görevi, kötülüğün kaynaklarıyla mücadele etme!. Oysa siz, “kötü” gördüğünüz topluma karşı bir duruş içindesiniz. O düşüncelerin yol açabileceği sonuçlar çok ürkütücü. Düşüncelerinize uygun belirlediğiniz duruşunuzun sonucu, “düşünsel soykırım.” Ortaya çıkar. O kadar yılda iyi bir halt yapmamış toplum ne işe yarar. Tanrının lanetlediği toplum… Toplumsal nefret duygusunu şiir gibi içselleştirmenin anlamı ne?

    Sayın müzisyen, topluma bu denli mesafeli olmanız, sanatınızın işlevine de ters. Toplumu sevmeden toplumsal kusurlar giderilmez. Yazınız büyük düşünsel çelişme, çatışma ve mantıksızlık içeriyor. Sizinle aynı düşünceyi paylaşmak olanaksız. Herşeyden önce, kendinize de haksızlık etmişsiniz. Düşüncelerinizle bende yarattığınız umutsuzlukla, size başarılar dilemem bile anlamsız. Çünkü başarısızlığınızın nedenlerini dikenli teller gibi çekmişsiniz. 30.09.18 Askar Yılmaz

  2. Eyvallah… Yazımdan daha uzun bir yorum yazarak yazıma bu denli değer verdiğiniz için eyvallah… Toplumdan yana umudunuz varsa ne mutlu size… Başarılarınızın devamını dilerim.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here