Dünyaya ‘sol’ lazım…

Öncelikle sevgili Açık Gazete okurları, uzun bir aradan sonra sizlerle yeniden bir arada olmanın mutluluğu içinde olduğumu belirtmek isterim. Ülkemizin yeni bir umut ve arayışla seçim sürecine girdiği bu dönemde yeni yazıma hangi başlıkla başlamalıyım diye bir hayli düşündükten sonra bu başlığa, yani ‘DÜNYAYA SOL LAZIM’ başlığına karar verdim…

Neden ‘SOL’?…

Öğrencilerime derste ‘Dünya Görüşü’  deyince ne anlıyorsunuz? diye sorduğumda, genelde bir suskunluk ya da kararsız, belirsiz, anlaşılması zor cümlelerle karşılaşırım…  Geçenlerde bir öğrencim çok güzel bir yanıt verdi bu soruma, ‘DÜNYA GÖRÜŞÜMÜZ HAYATA KARŞI DURUŞUMUZDUR’ hocam dedi…  Evet bu eksik ama doğru bir tanımlamaydı… Dünya görüşü yaşadığımız evrene, canlılara ve yaşama karşı duyduğumuz sorumluluk ve evrensel değerler karşısında duruşumuz, tutunduğumuz tavırdır…

Bu konuda yine öğrencilerin kafalarında daha net canlandırabilmeleri için verdiğim klasik, bilinen yelpaze örneğiyle somutlaştırmak istiyorum konuyu… Çünkü en bilge anlatım olayları karmaşıklaştırarak, kavramlara boğarak yapılan anlatım değil, basitleştirerek, somutlaştırarak örneklerle,  en yalın şekilde yapılan anlatımdır…

Yelpaze dediğim, ‘EN SAĞ’, ‘ORTA’ VE ‘EN SOLDAN’ oluşan, üç farklı dünya görüşünü temsil eden doğrudan oluşmaktadır…

En sağdakiler ‘her koyun kendi bacağından asılır’, ‘bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ deyimleriyle de tanımlayabileceğimiz, hep ‘ben’ ‘ben’ diyen,  kendi çıkarını her şeyin üstünde tutan, bireyci insanların yer aldığı RADİKAL SAĞ; ortadakiler ‘öncelikle benim mutluluğum ama bununla birlikte başkaları da iyi olsa sevinirim’ diyen ortacı görüş, yani ‘SOSYAL DEMOKRATLAR’ ve en solda ise; dışarda tek bir canlı bile acı çekiyorsa, komşum açsa benim de mutlu olmam mümkün değil, ‘anca beraber kanca beraber’ diyen ‘RADİKAL SOL’ görüş, yani sosyalistler…

Şimdi iç sesinizle sorun kendinize diyorum öğrencilere, kendinizi bu yelpazenin neresinde görüyorsunuz,  hangi görüş sizi temsil ediyor samimiyetle söyleyin?

En çok hangi görüşün tercih edildiğini siz de tahmin edebilirsiniz; ORTACILAR yani SOSYAL DEMOKRATLAR genelde verilen cevap…

Bu basit tanımlamayı bir yana bırakalım ve şimdi biraz daha derinlemesine irdeleyelim  ‘SOL’ u…
Sol değerlerin EVRENSEL olma özelliğini…

Bugün Kapitalistler de dahil,  yaygın kabul gören bir gerçek var, o da sosyal hakların, özellikle Emeğin özlük haklarına ilişkin iyileşmelerin ve toplumsal refaha, toplumun geneline yönelik eşitlikçi, adalet yoğunluklu politikaların temelinde ‘Sol’ değerlerin yatmakta olduğu… Yani mevcut sağ iktidarların bile seçmenlerine hitap ederken,  yönetim anlayışlarını sol değerlerle süsleyerek sevimli, insancıl görünmeye çalıştıkları; bu toplumsal değerlerin arkasına sığınarak kapitalizmin vahşi, hoyrat uygulamalarını ehlileştirme, insanileştirme çabasına girdikleri ve bu şekilde meşruluk kazanmaya çalıştıkları…

Peki öyleyse Sağdan Sola, herkesin  ‘Sol’un ‘EVRENSEL’ değerlerine bir ölçüde inandığı, en azından söylemde dahi olsa bu değerlere sahip çıktığı bir dünyada ‘Sol’ partiler neden bu kadar az oy alıyorlar; neden Sol parti seçmenleri yeterli çoğunluğa bir türlü  ulaşamıyor; Sol hak ettiği değeri  gerçekten bulamıyor!?…

Bunun başlıca iki sebebinin olduğunu düşünüyorum ben: Birincisi  ‘Sol’ un kendisini, sahip olduğu ‘Evrense Değerleri’, bütün olarak  ‘Yaşama’  ve ’Varoluşa’ dair derdini, hayatı güzelleştiren,  geliştiren, kapitalizmde olmayıp kendinde olan ‘Üstün yönlerini’  sistematik bir biçimde hayatla bağ kurup,  dişe dokunur şekilde apaçık anlatamaması; kavramların,  teorinin içinde boğulması…  Topluma zihinde kolayca canlanacak SOMUT ÖRNEKLER sunamaması…

Sol değerlerin hakim olduğu bir dünyada Kapitalizmden farklı olarak neler olacaktır? ÜRETİM kime veya neye yönelik olacak, nasıl yapılacaktır; PAYLASIM kimler arasında ne şekilde gerçekleşecek,  TOPLUMSAL İHTİYAÇLAR nasıl karşılanacak, TOPLUMSAL ADALET nasıl sağlanacaktır;  en önemlisi Sosyalizmin  ‘İNSANIN KENDİNİ GERÇEKLEŞTİRME ’ sorununa yaklaşımı ve bu konudaki çözüm önerileri, hedefe ulaşma yol ve yöntemleri neler olacaktır?  Bu soruların çok YALIN, ANLAŞILIR şekilde cevaplanması gerekiyor.

‘Sol’un toplumda anlaşılamaması ve hak ettiği değeri görememesinin ikinci sebebi ise, kapitalizmin bir yandan kendi meşruiyetini sağlamak için sol değerleri kısmen sahiplenirken, diğer yandan da ‘Sol’ un sistem olarak UYGULANAMAZ,  ÜTOPYA, gerçeklerden uzak, HAYAL ÜRÜNÜ olduğu PROPAGANDASIYLA sürekli olarak sol siyaseti ve yönetim anlayışını İTİBARSIZLAŞTIRMAYA çalışmasıdır… Solun PLANLAMACI, müdahaleci, EŞİTLİKÇİ yaklaşımını, sanki özel mülkiyete, zenginliğe, lüks ve konforlu yaşama karşıymış gibi göstererek, bu yüzden Sosyalizmin ‘İNSAN DOĞASINA AYKIRI’ bir sistem olduğunu savunmasıdır…

Oysa Sol düşünce, zenginleşmeye, refaha, lüks ve konforlu yaşama karşı değildir… Aksine toplumsal olarak zenginleşmeyi ve refahı savunmaktadır. Sosyalizmde hedef TOPLUMSAL GELİRDEN HERKESİN EŞİT VE ADALETLİ OLARAK PAY ALMASIDIR.

Pasta küçükse birey olarak herkese düşen pay da küçük olacak, ama PASTA BÜYÜDÜĞÜNDE herkesin pastadan aldığı pay ’Harcadığı emek’ oranında ‘EŞİT’ olarak büyüyecek; herkesin refahı ve zenginliği  ‘AYNI ÖLÇÜDE’ yükselecektir. Yani toplum olarak yoksullukta da zenginlikte de  ‘EŞİT PAYLAŞIM’ olacaktır; biri bakarken diğeri bolluk içinde yüzmeyecektir. Biri açken,  açıkken diğeri saraylarda, konaklarda, elinin altında ihtiyacının çok çok üstünde konuta, mala, mülke, paraya  sahip olamayacaktır.

Bu arada TOPLUMSAL REFAH öyle bir düzeye gelebilir ki, üretim, bolluk, zenginlik herkesi aynı anda refaha kavuşturacak düzeye de ulaşabilir; bu durumda herkes bireysel olarak daha zenginleşebilir, birden fazla ev, araba, lüks tüketim malları edinebilir…

ÖNEMLİ OLAN NEYİN NE KADAR ÜRETİLDİĞİ DEĞİL, ÜRETİLEN DEĞERİN NASIL VE NE ŞEKİLDE PAYLAŞILDIĞIDIR…

Kapitalist sistemde ‘ÜRETİM ARAÇLARININ SAHİPLİĞİ’ ve kaynakların denetimi Sermayede olduğu için, paylaşımın nasıl olacağına KARAR VEREN ve pastanın büyük parçasına sahip olan her koşulda SERMAYEDİR. Üstelik EMEĞİN ÜRETTİĞİ DEĞERE EL KOYARAK yapmaktadır bunu sermaye; Sosyalist sistemde ise üretim araçlarının sahibi bireyler ya da Sermaye değildir,  bütün toplumsal kaynakların mülkiyeti ve kontrolü yine Toplumun, Kamunun elindedir…

KAMU MÜLKİYETİ VE DENETİMİ SÖZ KONUSUDUR SOSYALİZMDE…

ÜRETİM TOPLUMSALDIR, KOLEKTİFTİR…

PAYLAŞIM EŞİT VE ADALETLİDİR…

Ama bütün bunlardan daha önemlisi ve Sosyalizmi Kapitalizmden ayıran asıl önemli özellik nedir diye sorulursa, bunu şöyle açıklamak mümkündür;  Daha doğrusu  bunun için önce  ‘Dünya üzerinde ‘PİYASA ODAKLI’, ‘PARA’ ve ‘BİRİKİM’  odaklı üretim yapılan Kapitalizmden başka bir sistem var mıdır’ diye sormak,  sonra bunun yanıtının neden  ‘HAYIR’ olduğu ile ilgili biraz kafa yormak gerekmektedir!…

KAPİTALİZM DÜNYADAKİ TEK ‘SERMAYE BİRİKİM’ SİSTEMİDİR…

Kapitalizm dışındaki bütün sistemler ihtiyaç odaklıdır, yani ‘TOPLUMSAL İHTİYAÇLARI KARŞILAMAYA YÖNELİK ÜRETİM’ odaklıdır; İlkel kominal sistem de böyledir; Feodalizm de böyledir, Sosyalizm de böyledir.

TEK ‘MADDE-SEVİCİ’, ‘PARA-SEVİCİ’, ‘ÖLÜ-SEVİCİ’ SİSTEM KAPİTALİZMDİR!…

PARA için, SERMAYE BİRİKİMİ ve daha çok ‘KAR’ için tabiatı, insanı, yaşamı gözünü kırpmadan ‘YOK EDEN’, ‘TÜKETEN’, ‘KİRLETEN’, doğal yaşamı, insan hayatını tehlikeye atmak pahasına, her koşulda üretime devam edebilecek kadar acımasız olan tek sistem KAPİTALİZMDİR…

Bu yüzden asıl ‘İNSAN DOĞASINA AYKIRI’ , uygulanması ‘TOPLUMSAL AKLA VE VİCDANA AYKIRI’ sistem yine KAPİTALİZMDİR!

‘GÜCE VE ÜSTÜNLÜĞE’ dayalı, ANCAK VE ANCAK Sermayenin egemenliği ve hükümranlığına dayalı olarak varlığını sürdürebilen tek sistem KAPİTALİZMDİR!

SOSYALİZM ise, özünde ‘TOPLUM’ ve  ‘İNSAN ODAKLI’ ,üretimin ‘TOPLUMSAL İHTİYAÇLARI KARŞILAMAK’ için yapıldığı bir sistemdir.

Toplumsal kaynakların çarçur edilmeden en verimli şekilde ’TOPLUM YARARINA’ kullanımını sağlamak için ‘PLANLAMA’ vardır Sosyalizmde…

Planlama olmaksızın Sosyalizm düşünülemez; piyasanın insafına bırakılan bir sistemde EŞİTLİK VE ADALETİ sağlamak mümkün değildir çünkü…

İNSAN YAŞAMI, İNSAN İHTİYAÇLARI BİREYSEL ÇIKARA VE PİYASAYA BIRAKILAMAYACAK KADAR ÖNEMLİDİR SOSYALİZMDE…

TOPLUMSAL KAYNAKLAR da aynı şekilde BİR AZINLIĞIN ELİNDE BİRİKİP ‘Toplumun çoğunluğunun onlardan yoksun, açıkta bırakılamayacağı’ kadar değerlidir. Bunların kontrolü bir azınlığın eline geçtiğinde, toplumun çoğunluğunun kaderinin bu azınlığın gücüne, insafına, yönetim anlayışına, keyfiyetine bırakılması anlamına gelmektedir ki,  bu da insanlık ve toplum yararına, insan doğasına uygun bir durum değildir.

O YÜZDEN TOPLUMSAL KAYNAKLARIN YÖNETİMİ VE DENETİMİ YİNE TOPLUM ELİNDE YA DA TOPLUM ADINA KAMU DENETİMİNDE OLMALIDIR…

Herhangi bir yerleşim bölgesinde örneğin halkın ayakkabı ihtiyacını karşılamak için üretim yapıldığını düşünelim;  öncelikle o yörede yaşayanların toplam nüfusu; kadın, erkek, çocuk, genç, yaşlı bu nüfusun profili;  kışlık, yazlık, bütün ihtiyaçları karşılamak üzere ne kadar ayakkabıya ihtiyaç olduğu; tespit edilen ayakkabı sayısı kadar deri, fabrika, yönetici, işçi vs. ‘İHTİYAÇ TESPİTİ’  tek tek komisyonların denetiminde uzmanlar tarafından gerçekleştirilir, maliyet hesaplamaları yapılır; bütçe ve kaynak tahsisi ona göre gerçekleştirilir.

100 ayakkabı üretilecekse, o bölgedeki kamu yönetiminin kontrolüne o kadar müdür, o kadar ofis, o kadar işçi, o kadar fabrika o kadar makine vs. verilir. Buradaki tehlike, eğer Sosyalist işleyiş, eski Sovyetlerde olduğu gibi bürokratların hakimiyetine dönüşür ve her bürokrat kendi bireysel gücü ve zenginliği için, ‘talep etmesi gereken kaynakları şişirerek’  Merkeze bildirir ve ona göre PASTADAN FAZLA PAY ALMAYA kalkarsa ortaya çıkacak olan KAYNAK KAYBI,  israf ve ADALETSİZ DAĞILIM riskidir.

BUNUN İÇİN SİSTEMİN ÇOK ŞEFFAF, DENETİME AÇIK OLMASI GEREKMEKTEDİR.  Bu aslında kapitalizm de dahil bütün sistemler için geçerli bir durumdur…

İşte SOSYALİST ekonomide ‘ PLANLI ÜRETİM’ bu şekilde yapılır; Toplumun kaderi asla Serbest Piyasanın risklerine, belirsizliklerine, maniplasyonlarına terk edilemez;  Spekülatif hareketlerle ‘HAK EDİLMEYEN’ kazançlar elde edilmesinin, ‘HAKSIZ YOLDAN’ zenginleşmenin önü kesildiği gibi,  ‘TALİHSİZ İFLASLARA’ ve insan hayatını mahveden büyük ‘GELİR KAYIPLARINA’ da izin verilmez.

HERKESİN EMEĞİNİN KARŞILIĞINI,  YANİ HAK ETTİĞİ DEĞERİ ALMASI SAĞLANIR…

TOPLUMSAL İŞ BÖLÜMÜ ve kaynak tahsisi, ‘TOPLUMSAL EŞİTLİK VE ADALET’ ilkesi gözetilerek ve ‘TOPLUMSAL DENETİM’ sağlanarak ‘TOPLUMSAL İHTİYAÇLAR’ ı karşılamak üzere gerçekleşir…  İnsanca yaşamak için ne gerekiyorsa, konut, yiyecek, giyecek, eğitim, sağlık, sosyalleşme, gelişim hakkı vs… her şey PLANLANARAK, TOPLUMSAL HİZMET VE KAYNAKLARA herkesin EŞİT ERİŞİMİ sağlanarak bu şekilde EŞİTLİKÇİ bir yönetim anlayışı içinde hayata geçirilir.

Son olarak Sol görüşte çok önemli bir konuya gelmiş bulunuyoruz;  Sosyalizmin en önemli ilkelerinden biri olan  ‘İNSANIN KENDİNİ GERÇEKLEŞTİRMESİ’ sorununa…

‘İNSANIN KENDİNİ GERÇEKLEŞTİRMESİ’ aslında ‘ELMANIN ELMA OLMA HAKKIDIR’ da diyebiliriz.

Yani bir elmanın meyve olarak ortaya çıkabilmesi için, önce tohum ya da fidan olarak toprağa düşmesi, büyümesi gelişmesi, tomurcuklanması, yeşermesi ve son kertede sarı veya kırmızı olgun haliyle koparılıp yenilecek hale gelmesi gerekir… Bütün bu süreçleri geçirmeden elmanın  ‘elma’ olmayı tamamlayabildiğini söylemek mümkün değildir.

İNSANIN DA ASLINDA BÜTÜN POTANSİYELLERİNİ TAMAMLAMADAN  ‘OLMASI GEREKEN İNSAN’ OLDUĞUNU KABUL ETMEK MÜMKÜN DEĞİLDİR…

Örneğin Einstain zekasına, Mozart ya da Nazım Hikmet yeteneğine sahip bir çocuk, bu potansiyelini ortaya çıkaracak gelişmeyi gösteremeden, bunun için gereken eğitim ve donanıma sahip olamadan, dağda bir çoban, fabrikada bir işçi olarak hayatını tamamlıyorsa; ya da yine aynı yetenekte çocuklar  Afrika’da açlıktan Suriye’de savaşta ölüyorlarsa;  bu çocuklar hiçbir zaman içlerinde taşıdıkları POTANSİYELİ, ZEKAYI, YETENEĞİ ortaya çıkarma şansını bulamamış olurlar…

İNSAN OLARAK KENDİLERİNİ, POTANSİYELLERİNİ GERÇEKLEŞTİREMEMİŞ OLURLAR…

Düşünün Afrika’da milyonlarca çocuk açlıktan öldüğünde, bunların içinde potansiyel olarak kaç tane Einstain zekası, kaç tane Mozart veya Nazım Hikmet yeteneği yok olup gitmektedir?! Bu şekilde Dünyada ne çok kendini, potansiyelini gerçekleştiremeyen  ‘İNSAN’ olduğunu düşünün; Kapitalizmin FIRSAT EŞİTLİĞİ fırsat eşitliği tanımayan, aksine EŞİTSİZLİK VE AYRICALIK üzerine kurulmuş sisteminin Dünyada yarattığı İNSAN SARFİYATINI düşünün… Bütün insanlar gerçek potansiyellerini gerçekleştirebilseydiler,  kendilerini gerçekleştirme şansına sahip olsaydılar, dünyada oluşacak birikimin,  insanlık düzeyinin geleceği noktayı düşünün…

OYSA BUGÜN  SERMAYENİN,  SADECE KENDİNE HİZMET EDECEK, KENDİ İKTİDARINI YENİDEN ÜRETECEK DÜZEYDE BİR ‘BİLİM VE BİLGİ BİRİKİMİNE’ İZİN VERDİĞİ; YİNE KENDİNE HİZMET EDECEK DONANIM  VE YÖNELİMDE EĞİTİM GÖRMÜŞ, TAMAMEN KENDİ KONTROLÜNDE, ‘SİSTEME KENDİNİ ADADIĞI’ ÖLÇÜDE VAR OLABİLEN, YÜKSELEBİLEN  ‘GÜDÜMLÜ, UYUMLU, İTAATKAR’  BİR  HİZMET ORDUSUNA SAHİP OLDUĞU;  BUNUN DIŞINDA, GERİYE KALAN BÜTÜN İNSANLIĞA ADETA  BİR HİÇ MUAMELESİ YAPTIĞI,  İNSANLARIN HARCANDIKTAN SONRA BİR ‘ÇÖP’ GİBİ  KENARA ATILDIĞI BİR SİSTEMDE YAŞIYORUZ!…

Buna karşılık yukarıda da vurgulandığı üzere Sosyalizmde insanlara ‘GERÇEKLEŞTİRİLMESİ GEREKEN BİR POTANSİYEL’  olarak bakıldığını, bu potansiyelin zayi olmaması için gereken bütün tedbirlerin alındığını, sistemin bizzat bu konuda sorumluluk üstlenerek ‘İNSANIN KENDİNİ GERÇEKLEŞTİRME SORUNUNU’ bir görev olarak gerçekleştirmeyi amaçladığını görüyoruz… Yeteneklerine göre bütün çocukların gerekli eğitimi alabilecekleri, deneyim kazanabilecekleri ilgili kurumlara uzmanlarca yönlendirildiklerini; parasız olarak, toplumsal kaynaklardan sağlanmak üzere bütün imkanların bu çocuklara karşılıksız ve sınırsız olarak sunulduğunu; hatta potansiyellerini en üst düzeyde gerçekleştirmeleri için teşvik ve ödüllendirme yollarına baş vurulduğunu… Sonuç olarak bir çocuğun veya bireyin kendisini gerçekleştirmesi için gerekli bütün ihtiyaçların karşılanarak, her bireyin gelişimini ve evrimini tamamlaması önündeki bütün engellerin bizzat sistem tarafından kaldırıldığını, fırsat eşitliği sayesinde maddi manevi bütün insanlığın potansiyel olarak gelişiminin önünün açıldığını…

HANGİ SİSTEM ‘İNSANİ’ HANGİ SİSTEM ‘İNSAN DOĞASINA AYKIRI’ BU DURUMDA soruyorum sizlere!

BİR DÖNEM DÜNYA ÇAPINDA ÖDÜL LER ALAN, DERECELENDİRMELERDE HEP EN ÜST SIRALARDA YER ALAN SANATÇILARIN, MÜZİSYENLERİN, SPORCULARIN HEP ESKİ SSCB CUMHURİYETİNDEN ÇIKMASI SİZCE  TESADÜF MÜDÜR?!

Parasız eğitim, parasız sağlık, sosyal konutlar ve barınma sorunun kamu kaynakları ile çözülmesi, çocukların yetenekleri ve potansiyelleri olan konularda eğitime yönlendirilmeleri ve bu konuda her türlü olanağın kendilerine parasız sunulması, ‘İNSANIN KENDİNİ GERÇEKLEŞTİRME’ sorununun çözümünde Sosyalist sistemin bu şekilde bir yaklaşımının olması…  Daha da önemlisi böyle bir konuyu KENDİNE DERT EDİNMESİ ve çözümü önüne hedef olarak koyması sizce de her şeyden önemli değil midir?… Hele hele kapitalizmin sunduğu fırsat eşitsizliği, ayrıcalıklıların toplumu ve insanın değerinin maddiyatla ölçüldüğü bir toplum düzeni ile karşılaştırıldığında…

Bu konuda son bir örnekle konuyu neticelendirmek istiyorum.  İyi kötü sosyalizm deneyimini yaşamış eski Sovyet vatandaşlarından ülkemize çalışmaya gelenlerin eğitim düzeyine bir bakın; buraya çocuk veya yaşlı bakmaya, ev işinde, tarımda çalışmaya gelen işçilerin çoğu ya üniversite mezunu ya da bir sanat dalında diploma sahibi, ressam, müzisyen, sporcu… Çoğunluğu en az bir müzik aletini iyi düzeyde çalabiliyor…

Ama sistem Kapitalizm olunca onların insan olarak sahip oldukları bu niteliklerin hiçbir önemi yok;  ‘çay toplayan’, ‘duvar ören’  bir PROFESÖR ya da ‘yaşlı bakan’, inşaat işçiliği yapan bir konservatuar mezunu MÜZİSYEN, BALERİN Kapitalist sistemde doğal, olağan bir şeymiş gibi karşılanabiliyor… Bu insanlara sahip oldukları yetenek ve potansiyellerine göre değil, sistemin onlara biçtiği rol ve geçinmek, YAŞAMAK için yapmak zorunda oldukları işlere göre değer veriliyor;  sadece potansiyelleriyle değil ‘GERÇEKLEŞMİŞ’ halleriyle bile bir kıymetleri olamıyor bu insanların Kapitalizmde…

Şimdi soruyorum yeniden hangi sistem daha insani, insan doğasına uygun?

Hangi sistem VİCDANA, İNSANLIĞA AYKIRI, AKIL DIŞI?!…

EVET DÜNYAYA ‘SOL ‘ lazım…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here