Düz yazı

Ama  din düşmanı ve devlet düşmanı mürşidler, laiklik kavramını kendilerine göre yorumlayıp, müritlerini kamplaştırararak ayırdettiler…


Her iki kampı da benimsemeyen, din ve devlet düşmanı olmayan, ama bu çapraz ateş altında kalan geniş kitlelere oldu olan… Direnseler de, bir nevi irade asimilasyonuna zorlandılar… Kapılan kapıldı dümen suyuna, hem de azımsanmayacak çapta… Ve ülkenin kaderi belirlendi…


Laiklik lafını duyunca, dinini koruma içgüdüsü depreşenler ile, saptırılmış din kavramları yüzünden inanç geliştirmemişlerin, din kelimesini duymaya olan alerjileri arasında çatışan, dar ama mayınlı bir tampon bölge gibi kaldı laiklik…  Tıpkı kimi için sığınma noktası, kimi için dışlama/dışlanma sebebi olduğu gibi… Kısır çekişmelerin sonunda, bunların dışında kalan, dini bütün, özü sözü laik, aklı selim çoğunluğa oldu olan… Cehaletin şuursuz gücü, azınlıktaki entellektüeliteye galebe çaldı doğal olarak… Üstelik mevcut durum antilaikliğin zaferi edasıyla şımarıkça değerlendirildi iç ve diş mihraklarca…


Laikliğin din karşıtı bir olgu olmadığı anlatılamadı dinci kesime… Tıpkı dinin, insani, ahlaki ve birleştirici özelliklerinin, dine karşı kayıtsız olanlara anlatılamadığı gibi… Aslında, ne anlatılmak istendi gerçek anlamda, ne de anlaşılması için çaba sarfedildi… Olan mümin/laik çoğunluğa oldu ve saygıları kalmadı toplumlarına… Şu anda ülkesinden soğumuş, devletine ve milletine saygı duymayan bir çoğunluk mevcut…


Oysa dinle devletin birbirinden ayrılmasından kazançlı çıkan hem devlet, hem de din olmalıydı.. Her kesim hoşnut olurdu bundan… Bu da kavranamadı… Neticede ne din kazandı, ne devlet, ne laiklik, ne birey, ne de toplum… Kavramlar genelde ortada kaldı… Ağızlarda çiğnene çiğnene, ayaklar altında da çiğnenir oldu…


Neticede, içiçe yaşayan iki farklı kültür doğdu uzlaşamamazlığın bu balçık zemini yüzünden… “ Bizler ve diğerleri gibi… “. Birbirini anlamamaya programlı olmanın üst versiyonu, birbirine düşman edilmekti… Ve birbirine düşman halk kesimleri yaratıldı en egemen güçlerce, sistematik olarak… Olan yine, şer akımlarına kapılmadan karşı ve doğru durmaya çalışan ve kimseye düşman olmayan sessiz çoğunluğa oldu…


Aslında kavramlar halk yığınları için değildi… Halk sadece devletin kendisine madden ne verebileceği ile ilgiliydi… Ne hitabet yeteneği, ne ikna kaabiliyeti, ne duyarlılık, ne de inanç, ya da inançsızlık temel etken değildi dümen sularına girmek için… Halk, ekmeğini elinde tutma derdindeydi… Oysa, laikliğin de, şeriat düzeninin de bireylerin yaşamına bir katkısı yoktu ki… Bu çekişmeci kaosla beslenen işbirlikçi kenetlenme ortamı sadece, kolay ve haksız kazanmaya bileylenmiş, hak yiyen ve haksız yiyen yeni bir sınıfı dölledi ve doğurttu… Halkın ve devletin sırtından kepçeyle geçinenler ve seçimlerden çay kaşığı ile nemalananlar… Çapları farklıydı ama, her ikisi de eşit anlamda çapsızlıktı…


Yaşanılan sıkıntıların allahtan kaynaklandığı tezini halka karşı kullananların çoğalarak türemeleri zemini, buna inanmaya eğilimli eğitimsiz halk kesimlerinin yoğun varoluşudan beslendi… Mesela, küresel ısınmanın dünyayı tehdit ederken, Türkiye’yi etmediğine kendi inanan, halkı inandırabilen ve adam yokluğunda bakan konumuna yükselebilen kalpazanların türemeleri gibi… Depremi, susuzluğu kader olarak görüp hiç önlem almayan kafalar gibi… Zamanında basit önlemler almak yerine, “ zamanı gelince yağmur duası ederiz nasılsa “ diyenler gibi…


Devletlerin, dini dogmalardan ve ucuz uhrevi sembollerden arındırılması, tanrıyı ve dini mertebelendirir…  Aslında laiklik, tanrının, dar dünyevi sınırlara sıkıştırılmadan, liberalize edilmesidir… Kendini dine adayanlarca itibar görmesi gereken olgu,  dinin, hürriyetleri elden alması değil, “ hür bir din zemini “ oluşturulmasıdır… Uzlaşma bu dayatmasız zeminde olur… Aksi kutuplaşmadır…
 
Ama cehalet, hoşgörüsüzlük, önyargıcılık, sevgisizlik ve kasıt sonucunda birbirini asla anlamayan ve anlayamayacak ters kutuplar oluşturuldu toplumumuzda…


Tıpkı bu yazıdan da birşey anlamayacaklar olduğu gibi…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here