‘Düzensizliğe itiyorum…’

Geçen yıl ilki gerçekleştirilen Guitareast festivalinin ikincisi, bu yıl  2, 3 ve 4 Haziran günleri Chats Palace’ta yapılıyor.  Suzan Beyazıt’ın festivalde yer alacak olan Kutsal Kaan Bilgin ile söyleşti…


Genç besteci, şarkı sözü yazarı ve enstrümantalistlere platform oluşturmayı amaçlayan festival öncesinde Suzan Beyazıt’ın festivalde yer alacak olan Kutsal Kaan Bilgin yaptığı söyleşiyi yayınlıyoruz.
  
Müziksel arayışlarını, farklı müziksel akımlarla birleştirip, ses teknolojilerine yönlendirerek elektronik bir açılımla sunan Kutsal Kaan Bilgin, deneysel çalışmalarıyla festivale boyut kazandıracak müzisyenlerden biri. Bu yıl festivale ilk defa katılacak olan Bilgin, 3 Haziran Pazar günü saat 21.30’da sahne alıyor.


– Klasik gitar, elektirik gitar, piyano gibi enstrümanların yanısıra bir de ses mühendisliği eğitiminiz var. Rock müzikten, ses teknolojilerine kadar farklı tarzları içinde barındıran bir müziksel geçmişe sahipsiniz. Bütün bunların bileşiminden nasıl bir müzik çıkıyor ortaya?
– Müziği üretme/kaydetme aşamasında bir esriklik hali gerektiği için müzikal birikimi bilinçli olarak aktarmak pek mümkün olmuyor, fakat etkilendiğimiz tüm deneyimlerin ve dinlediğimiz tüm müziklerin bilinçaltımızda yer aldığına ve bizi, biz farkında olmadan yönlendirdiğine inandığım için, yapmaya çalıştığım müzikte bu birikimin her zerresinin yansımalarının görülebileceğini düşünüyorum.


Şu ana kadarki çalışmalarımda bu yansımaların yeterince belirgin olamadığını, dar bir çerçeve içerisinde çok fazla kaynağa referans verdiğimi ve bu sebeple müziği zenginlikten çok karmaşıklığa ve düzensizliğe ittiğimi düşünüyorum.


Ortaya çıkan müziği pek de ustaca hazırlanamamış aşureye benzetebiliriz sanırım: duygusal yoğunluğu yüksek, bol taneli, acemice bir müzikal aşure.


– Müziğinizi elektronik müzik olarak değerlendiriyorsunuz. Biliyorsunuz bu başlık oldukça geniş açılımı olan bir başlık. Biraz daha sınırlarını belirginleştirmek gerekirse nasıl bir tablo ile karşılaşacak dinleyiciler?
– Rock ve klasik müzik tabanlı olduğum için ister istemez yaptığım müzik de bu tarzları sevenlere daha yakın gelecektir. Müziğimi elektronik müzik olarak değerlendirmem, üretim ve kaydı tamamen bilgisayar ortamında yapmamdan kaynaklanıyor.
Dinleyiciler bolca rock, biraz da klasik müzik etkisi altında ve elektronik ortamda üretilmiş, önce gönüllerine sonra beyinlerine hitap eden bir tablo bekleyebilirler.


– Sanıyorum 2002’de Stranger K adıyla  ilk demo albümünüz ‘Sex is Sad’i kaydettiniz. Bu herhangi bir plak şirketi ismiyle yayınlandı mı?
– “Sex Is Sad”, 2002’de Ankara’dan İstanbul’a taşındıktan sonra kaydettiğim dört parçalık bir demo. Bir plak şirketi tarafından yayınlanmadı. Dileyenler o şarkıları Stranger K web sitesinden www.strangerk.com indirip dinleyebilirler.


– ‘The Things You See Are Not The Things You See’ isimli bir single çalışmanız var. Ne zaman ve hangi plak şirketi etiketiyle çıkacak?
– “The Things You See Are Not The Things You See” biraz daha sert, electro-rock diyebileceğim tarzda çalışmalarımı topladığım bir çalışma. Şu anda hala üzerinde çalışıyorum. Tamamlandığında Ebe Recordings etiketiyle yayınlanacak.


– Film müzikleri de yapıyorsunuz. Bu konuyu biraz açabilir miyiz?
– 2005 senesinde Londra’da tanıştığım Jason Schaufelle adlı Amerikalı bir amatör yönetmenin iki kısa filminin müziklerini yaptım.
Jason hayal gücü çok tuhaf işleyen bir filmci. Bir keresinde benden “ölmekte olan bir robotun sesini” yapmamı istemişti. Böyle insanlarla çalışmak müthiş zevkli oluyor. Jason şu anda Amerika’da, yönetmenliğe doğru giden yolda adım adım ilerliyor. Belki bir gün onunla tekrar çalışma fırsatı olabilir.


– Pusulanızı İngiltere’ye çevirecek olduğunuzda küresel düzeyde ürünler veren  devasa bir pazar var. Oldukça ürkütücü gibi geliyor ama eğer başarılırsa da dünya çapında bir isim olmak mümkün. Keza Bjork bunu başaran yabancılardan biri. Böyle bir ihtimalin varlığı müziğinizi nasıl etkiliyor?
– Bu endüstrinin içinde ses mühendisliği yaptığım için sık sık büyük yapımların sahnedeki ve sahne arkasındaki isimleriyle beraber çalışma şansım oluyor. Bir albüme veya konsere baktığımız zaman dikkatimizi sadece şarkıcıya ve gruba yönlendiriyoruz fakat böyle büyük yapımların gücü, görünenler olduğu kadar görünmeyen kahramanlarından da geliyor.
Olaya bu şekilde hiyerarşik bir bakışla yaklaştığımız zaman, korkutuculuğun pazarın veya yapımların devasalığından değil, bunların arkasındaki emeğin devasalığından kaynaklandığını görüyoruz. Mükemmel müzik, mükemmel zamanda, mükemmel ekip ve mükemmel ekip organizasyonuyla biraraya geldiği zaman ortaya çıkıyor bu yapımlar.
Müziğimi yaparken bu pazarın varlığı beni etkilemiyor. Bu dünyada herkesin bir görevi olduğuna, görevimizin hangi zamanda nerede olmamız ve ne yapmamız gerektiğini bize zaten bildireceği için herhangi bir kaygının zarardan başka birşey getirmeyeceğine inanıyorum.


– Festivalde hangi formatta çıkacaksınız? Ve nasıl bir repertuarla karşılaşacağız?
– Festivalde sesim, gitarim ve elektronik ekipmanımla yer alacağım. Yarım saatlik programımda bir Erkan Oğur bestesini elimden geldiğince yorumlamaya çalışacağım, onun dışında da kendi bestelerimi çalıp söyleyeceğim.


– Yakın gelecekteki  planlarınızdan söz eder misiniz?
– Hayatımızda herşey çok şaşırtıcı geliştiği için plan yapmayı bırakıp izlemeye doğru bir geçiş yaşamaktayım. Bir filmde duymuştum:


“If you want to make God laugh, tell him about your plans.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.