İçe kapanış

İçe kapanış

0
PAYLAŞ

Evimi seviyorum. Öyle ahım şahım bir şey değil, balkonuyla doksan metrekareyi bulmuyor. Ali’yle bana yetiyor. Ortamın ağaçlık olması güzel: kuş sesleri eksik değil. Küçük çapta bir kuş cenneti, kargaların egemenliği altında bir kuş cumhuriyeti… Denizin yakında olması insana güven veriyor. Karalar ne kadar güzel olursa olsun, denizsiz yaşamanın tadı yok. Yaşamını savaşımla geçirip sonunda Odysseus gibi kendi dünyasına dönmüş birinin evini sevmesi gerçekte yalnızlığını sevmesidir. Uzunca bir geçmiş ve kısacık bir gelecek… Savaşmış ve yenilmemiş olmanın hoşluğu ve burukluğu… Öğretmenliğe dönmem için uygulanan baskıların hiçbir karşılığı olmayacak. Değil mi ki insanlar en küçük bir çıkar uğruna küçülebiliyorlar. Değil mi ki birileri en düzeysiz adamların bile bana yakışmaz diyeceği davranışları kendilerine yakıştırabiliyorlar. Değil mi ki yalan, dolan, dolap, hile, riya her koşulda yürürlükte kalıyor. Değil mi en güvenilir görünen kişi başkasının üç kuruşuna göz dikebiliyor. O durumda yapılacak tek şey insanın kendiyle kalmasıdır.
Ne olur beni artık bırakın diyorum. Bırakmıyorlar. Elimden geldiği kadar karşı koymaya çalışıyorum. Beni bir yerlerde konuşmaya falan çağırmasınlar istiyorum. Bazen direniyorlar geleceksin diye, bazen araya bir tanıdık ya da arkadaş giriyor. O durumda gidiyoruz, çare yok. Çağrılar gelecek, kimini çeleğiz, kimine boyun eğeceğiz. Neden bir yerlere gitmek istemiyorsun diye soranlara bazen Arzu Tramvayı’ndaki Blanche’ın sözleriyle karşılık veriyorum: “Bana önce Arzu sokağına giden tramvaya binersin dediler, sonra iner Mezarlık sokağına giden tramvaya binersin.” Bunu ölüm yaklaşıyor tedirginliği diye algılayan olabilir. İsteyen istediği gibi anlar, hiçbir engel yok. Ama ben başka duygular içindeyim. Geride yaşanmadık bir şeyler kalmadığına inanıyorum. Olacak bütün bunlar, birileri bize bir şeyler yakıştıracaklar durmadan.
Kimileri acımasız yargılıyor beni. Onlara da kızmıyorum. Eski dostlarımı harcadığımı ve yapayalnız kaldığımı söylüyorlar. Önce yapayalnız kalmadığımı söyleyeyim. Dostlarım var sayıları az da olsa. Çok sevdiğim yakınlarım var. Daha da önemlisi kendiyle barışık olan insan yalnızlık diye bir şey bilmez ki. Ben eski dostlarımı harcamadım, eski dostlarım beni harcamaya kalktı. Aptal yerine konmaktan bıktım. Benim yaşamımı yönlendirmeye yeltendiler mi deli oluyorum. Sen kendi paçanı topla arkadaş. Akıl öğreten insandan tiksinirim. Ben senden yardım istemeden sen ne diye benim işime karışıyorsun. Çok mu akıllısın? Şöyle değil de böyle yapmalıymışım. Hadi oradan soytarı! Birilerine kapıyı gösterdiğim oluyor elbette. Beni yönlendirmeye çalışanı silip atıyorum. Gerçekte birilerini dışlarken acı çekmiyorum dersem yalan olur.
Biz hem ikiyüzlü oluruz hem de dost oluruz gibi sefil bir görüşe dayanarak benimle yakınlığı sürdürmek isteyenleri terbiyeli davrandıkları zaman dışlamıyorum. Efendiliği anlayamayıp iyiden iyiye terbiyesizleştikleri zaman dayanamıyorum. Hele efendiliğin zayıflık gibi algılanması düpedüz tersime gidiyor. Bu konuda özellikle kadınlardan yakınıyorum. Kadınların bazıları belki çok zaman birilerinden incelikli davranış görmeye alışmadıkları için, kendilerine saygı gösterilmesine alışmadıkları için sıradan bir düzgün davranışı bile asılma diye anlamaya hazır duruyorlar. Birçok defa başıma geldi bu, ne yaparsınız ki öküzlük etmeyi eskiden de beceremezdim şimdi de beceremiyorum. En iyisi uzak durmak! Benim sıradan davranışlarım karşısında havalara giren ve kendini ağırdan satmaya çalışan kadın öfkelendiriyor beni. Sen kendini ne sanıyorsun duygusunu da yaşamak istemiyorum doğrusu. Herkes kendi yoluna!
Onun için, benim gözüm nuru gönlüm süruru okurlarım, evimi çok seviyorum. Size garip gelecek belki ama şu ihtiyar halimle kendimi de seviyorum, en azından kendimle sorunlu değilim, en azından kafama yatmayan bir yanım yok. Geçmişte şöyle şöyle yapmasaydım daha iyi olurdu dediğim çok az şey var. Gönlüm rahat. İyi yaşadım, doğru yaşadım, güzel yaşadım sanıyorum, bu bir aldanış da olsa. Kimseyi kandırmadığım, kimseye oyun oynamadığım, kimsenin hakkını yemediğim kesindir. Gitmeden şunu da yaşayıversem gibi bir duygu hiç yok bende. Şu sıra çok güzel su muhallebisi yapıyorum. Ölümü büyük bir rahatlıkla bekliyorum. Ne zaman gelirse gelsin, kapım açıktır. O zamana kadar yalnızlığımın tadını çıkaracağım. Çalışmalarımı ne kadar tamamlayabilirim bilemiyorum. Ayrıca, yanlış anlaşılmasın, ölüm gelse de götürse beni gibi bir duygu içinde değilim. Oğlanlara söz verdim, doksandan önce gitmeyeceğim. Otuz beş yıllık koltukları attık. Ali’ye bu yeniler de bir otuz beş yıl gider, bilmem üçüncü kuşak koltukları görebilir miyim dedim. Gülüştük. İnsan yaşamaya doyamıyor.

BİR CEVAP BIRAK