Ecevit’e sunulan ‘Siyasal İslam Raporu’ ve…

Türkiye son iki haftadır Malezya olur muyuz? sorusunun yanıtını arıyor. Aslında  “yanıtı çileden çıkartan” türden sorular kategorisine girebilecek olan Malezya  olur muyuz sorusu, yakın gelecekte bölgenin yeniden bir karmaşanın içine gireceğinin işaretçisi gibi duruyor. Medyanın aklı evvel kanaat önderleri bu sorunun yanıtını arayadursunlar, Türkiye’deki siyasal İslam’ın yakın geçmişte izlediği rota ve içinde yaşadığımız dönemde solun bir kesiminin ve liberallerin de desteğiyle geldiği nokta,  Malezya- Mısır- Dubai arası bir Amerikan İslamı ve buna uyarlanmış düşük yoğunluklu ‘Şer’i demokrasi’ sürecine girildiğini gösteriyor.

Toplumun bir kesiminde varolan laiklik elden gidiyor paranoyasının arkasına saklanmaları nasıl abartılı ve rasyonel değilse, kendini bunun karşıtı olarak konumlandıran çoğunluğun yaşam alanlarının hızla İslami referanslı bir dönüşüme uğraması karşısında sergilediği vurdumduymazlık da bir o kadar abartılı.

Bu tartışmaların uzun yıllar süreceği kesin. Ancak 22 Temmuz seçimleri sonrasında Türkiye’nin içine girdiği tartışma ve arayış iklimi pek hayra alamet değil. Anayasa tartışmaları, referandum, Malezya- Mısır model tartışmaları ve AB’den kaygıyla izlenen bu tartışmaların yarattığı ruh iklimi Türkiye’nin yörüngesini derinden etkileyecek çalkantı bir yola doğru yavaş ve ‘derinden’ ilerlediği izlenimi veriyor.

Bu tartışmaların gölgesinde böylesi endişeleri dile getirmenin ‘paranoya’ olarak algılanması ve asıl bu tür endişelerin dile getirilme biçiminin moda deyimle bir tür ‘zihinsel mahalle baskısı’ yarattığını söylemek yanlış olmaz. Tıpkı böylesi fikirleri sekiz yıl önce dile getiren ve siyasal İslam’ın bu gün geldiği noktayı sekiz yıl önceden net biçimde ve rakamlar vererek  gören genç bir bilim adamının maruz kaldığı zihinsel  mahalle baskısı gibi…

Gürbüz Evren,  genç bir bilim adamı.  Paris 8 Üniversitesi’nde Siyaset Sosyolojisi, Paris 10 Nanterre-La Defense Üniversitesi’nde Kent Planlama ve Bölgesel Kalkınma bölümlerini bitirdikten sonra,  Paris 10 Üniversitesi’nde lisans  üstü eğitimini tamamlıyor ve 1998’de Türkiye’ye dönüyor.  Aynı zamanda bir televizyoncu olan Evren, Kanal B televizyonunun Dış Haberler Editörü ve aynı kanalda Bekleme Odası adında haftalık bir program hazırlayıp sunuyor. Gürbüz Evren Fransa’dan ülkesine döndüğünde, aldığı eğitimin ve ülkesine duyduğu sorumluluğun hakkını verebilmek için yaptığı çalışmayla 1999 yılında Türkiye’deki Siyasal İslam  konusunda  belki de en çarpıcı sonuçlara ulaşan bir rapor hazırlıyor.

Gürbüz Evren raporunda, “Değerli büyüğüm Sayın Başbakan Bülent Ecevit” diye başladığı sözlerin ardından, siyasal İslam konusundaki tespitlerini bir bir aktarıyor;  “18 Nisan 1999 seçiminin sonuçları mutlaka doğru okunmalıdır. Aksi takdirde Türkiye’yi çok büyük bir tehlike beklemektedir. Siyasal İslam her geçen gün alan kazanmakta, önümüzdeki seçime kadar tek başına iktidara gelmenin hesaplarını yapmaktadır. Yanlış okumadınız, “Tek başına iktidar” ifadesini kullandım. Bu, kabul edilmesi mümkün olmayan bir iddia gibi gelebilir. Belki de bu düşüncemi deli saçması sayabilirsiniz.

Öncelikle belirteyim ki, 18 Nisan 1999 seçiminin galibi, oyların % 22’sini alan DSP değildir. Yerel seçimin de 18 Nisan’da yapıldığını anımsarsak, bu seçimin gerçek galibi milletvekili sayısı düşmesine karşın, yerel seçimde % 23 oy oranına ulaşarak birinci parti olan ve elindeki belediye sayısını arttıran (Refah Partisi) Fazilet Partisi’dir.

Siyasal İslam, halkla en yakın ilişkilerin belediye yönetimleri aracılığıyla kurulacağı bilinciyle hareket etmektedir. Çünkü bu kesim, diğer siyasi partilere göre toplumdaki değişimin sosyolojik, psikolojik ve ekonomik analizlerini daha iyi yaparak, özellikle anakentlerde artan yoksulluğu seçim sandığında oya dönüştürmenin yöntemlerini belirlemiş, belediyeleri de bu yönde kullanmaktadır…”  

ABD’li yetkililerin İstanbul Büyükşehir Belediyesi temasları…

Gürbüz Evren, Türkiye’deki Siyasal İslam’ın gelişim sürecini isabetli tespitlerle Ecevit’e aktardığı raporunda, 28 Şubat sonrası Refah- Fazilet partilerinin kadroları içinde o dönemler su yüzüne çıkmayan bir ayrışma sürecinin  başladığına işaret ederek bugünkü AKP’nin kimlerin elinde doğduğuna dikkat çekiyor:  “ABD’nin bu süreci kontrol altına aldığı ve yönlendirdiğine ilişkin ciddi bulgular var. ABD, Ilımlı İslam modelinin Türkiye’deki savunucularını Refah ve Fazilet kadrolarının içinden çıkarmanın peşindedir. ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’nden ve özellikle İstanbul Konsolosluğu’ndan yetkililer Siyasal İslam’ın elindeki İstanbul Belediyesi yöneticileriyle çok sık görüşmeleri, yakın temas içinde olmaları hayra yorulacak bir durum değildir. Bu durum, aradıkları isimler İstanbul Belediyesi’nde mi var sorusunu aklıma getirmiyor değil…” 

İç göç, medya ve depolitizasyon…
Gürbüz Evren’in raporunda altını çizdiği 12 Eylül sürecinin yarattığı depolitizasyon, iç göç ve medyanın yarattığı yozlaşmaya dikkat çekilirken, “ Siyasal İslamcı kesim, anakentlerde yaşayan seçmen kitlelerinin büyük bölümünün yoksullardan oluştuğu gerçeğini kavramış ve bu insanların somut taleplerinin özellikle günlük ihtiyaçları kapsadığını anlamıştır. Bu nedenle var gücüyle belediye yönetimlerini ele geçirmeye ve belediyelerin olanaklarını yoksullar için kullanmaya çalışan Siyasal İslam’ın her geçen gün büyüyen yeşil sermayeyi de arkasına alması tehlikenin boyutlarını büyütmektedir.” deniliyor.
Detayları uzatmadan Gürbüz Evren’in raporundan bazı önemli satır başlarını aktaralım: 
Müslüman Kardeşler modeli ve alternatif toplum…

-Siyasal İslamcı kesim Türkiye’de, Mısır kökenli bir örgüt olan “Müslüman Kardeşler” modelini yerleştirmeye çalışmaktadır. Bu model, “Toplum içinde alternatif toplum” yaratmayı hedefler. Modele göre, yoksul yığınlar ve az gelirli kesimlerin en temel gereksinimleri belirlenir. Ardından, ücretsiz sağlık hizmeti sunan hastaneler ve sağlık merkezleri kurulur, öğrencilere sürekli artan sayıda burs sağlanır, dini eğitim veren kuruluşlar yaygınlaştırılır, daha çok insanı doyuracak aşevi açılır, daha geniş yığınları giydiren, maddi yardım dağıtan hayır kuruluşları çoğaltılır. Düğün, bayram, doğum gibi özel günlerde insanlara yalnız olmadıklarını hissettirecek ziyaretler yapılır, hediyeler verilir. Kısacası bir süre sonra, mevcut düzenin sorunlarını çözemediğine, kendilerine devletin değil de, İslam Dini’nin sahip çıktığına inandırılmış, giyimiyle, yaşam tarzıyla ülke toplumunun bir bölümünden farklı, dini motiflerle süslenmiş, giderek toplumun geri kalanına etki etmeye, baskı altına almaya çalışan bir toplum yaratılır.

-Değerli büyüğüm Sayın Ecevit, bilinmesi gereken bir başka gerçek ise, önümüzdeki dönemde Türkiye’deki Siyasal İslam’ın ABD tarafından kontrol altına alınmak ve sonra da kullanılmak isteneceğidir. Bu, “Amerikan usulü İslam” ya da “Ilımlı İslam” olarak tanımlanan modelin yaşama geçirilmesi için Türkiye’ye yönelik yeni politikalar anlamına gelir. İşte bu nedenle, büyük bir olasılıkla Refah ve Fazilet partilerinin kadrolarından yeni bir parti kurabilir.

-Değerli büyüğüm Sayın Başbakan, yoksulluk Türkiye’nin en önemli gerçeklerinden biridir. Siyasal İslamcı kesim “sadaka” gibi dağıttığı erzak torbaları, odun, kömür, çeyrek altın, giyecek, cep harçlığı, kırtasiye gibi yardımlarla kendisine muhtaç halk yığınları yaratmaktadır. Süreç, söz konusu kitlelerin Siyasal İslam’a bağımlı olması yönünde hızla işlemektedir. Siyasal İslamcı kesimin, yoksul kitleleri cemaatleşmeye götüren çalışmaları zaman zaman kesintiye uğrayıp, katıldığı seçimlerde bir miktar oy yitirse de, her seçimde kemikleşmiş oy olarak tanımlanan seçmen kitlesi büyümektedir. Siyasal İslam için önemli olan da, dönemsel nedenlerden ötürü kendisine oy verenler değil, kemikleşmiş, yani artık hiçbir siyasi partiye gitmesi mümkün olmayan fanatik kesimi büyütmek ve çoğunluk yapmaktır.

-Değerli büyüğüm Sayın Ecevit, bu yazı elinize ulaşır da okursanız, lütfen beni makam peşinde koşan, komplo teorileri üreten birisi olarak değerlendirmeyin. Benim gibi gerçekleri gören, geleceği okuyan sorumlu vatandaşlar var. Tek farkım, birçok insanın düşündüğünü satırlara dökmem olabilir. Size ve Sayın Rahşan Ecevit’e daha önce de birçok kez yazdım. DSP Genel Merkezi’ne ve Başbakanlık Özel Kalemi’ne gönderdiğim yazılarımın hiçbirine yanıt alamadım. Buna kendim için değil, ülkemin geleceği adına üzülüyorum. Yakın çevrenizi aşarak size ulaşmanın ne kadar zor olduğunu görüyorum, ama çocukluğumdan buyana Ecevit sevgisiyle yetiştirilmiş bir Türk genci olarak 1998’de döndüğüm ülkemde, keşke tek bir yazım ciddiye alınsa da, bana yanıt ve görev verilse diye bekliyorum. Bir gün bir şeyler yapalım denildiğinde çok ama çok geç olabilir. 

(Gürbüz Evren, Politika Sosyoloğu – 28 Haziran 1999)

Ve 2007 seçimlerine doğru…

Yukarıdaki önemli tespitleri içeren ve Ecevit’e gönderdiği  raporuna bir yanıt alamayan Gürbüz Evren, Ecevit’e yazdığı ikinci raporda yeni kurulan ve 3 Kasım 2002 seçimleri sonrasında tek başına iktidar olan AKP’nin bir sonraki seçimlerde yani 2007’de ‘ABD, AB, uluslar arası sermaye, yeşil sermaye, Arap sermayesi, İMF,  tarikat ve cemaatlerin desteğiyle’ en az %40 oyla yeniden tek başına iktidar olacağını söylüyor…  

İşte 25 Aralık 2002’de Dr. Gürbüz Evren tarafından  Ecevit’e sunulan ikinci rapordan kısa bir bölüm:

Değerli büyüğüm Sayın DSP Genel Başkanı Bülent Ecevit,

18 Nisan 1999 seçiminin hemen ardından bugünleri işaret eden görüşlerimi içeren bir yazıyı size göndermiş, üzülerek söylüyorum ki bir yanıt alamamıştım. Anımsamanız için ekte söz konusu yazıyı iletiyorum. Ama 3 Kasım 2002 seçiminden sonra ortaya çıkan tablonun, tıpkı 1999 gibi doğru okunamayacağı korkusunu taşıyorum. Evet, Siyasal İslamcı kesim (Amerikancı İslam ya da Ilımlı İslam anlayışına uygun yeni bir siyasi parti olan AKP) 18 Nisan 1999 seçiminin hemen ardından da belirttiğim gibi tek başına iktidar oldu. Eğer önümüzdeki süreçte de aşağıda tekrar özetleyeceğim çalışma planı (1999’da sunduğum model) uygulanmazsa, üzülerek söylüyorum ki 2007’de yapılacak seçimde Siyasal İslam’ın yeni temsilcisi AKP, ABD, AB, uluslar arası sermaye, yeşil sermaye, Arap sermayesi, İMF,  tarikat ve cemaatlerin desteğiyle en az % 40 oy oranına ulaşarak yeniden tek başına iktidar olacaktır.

Bu öngörümü de, tıpkı 18 Nisan 1999 seçiminin ardından gönderdiğim yazıdaki görüşlerime benzeterek, abartılı, hatta komplo teorisi olarak görebilirsiniz. Siyasal İslam’ın yoksul kitleleri “sadaka” yardım yöntemiyle kendisine muhtaç ve bağımlı kılarak cemaatleşmesi, sadece anakentlerde değil, Anadolu’nun her köşesinde hızla sürmektedir. Siyasal İslam artık sadece belediyelerin olanaklarına değil, tek başına iktidar olmanın sınırsız diyebileceğimiz olanaklarına da sahiptir. İşte bu nedenle eğer seçim normal zamanda, yani 2007’de yapılırsa, o tarihe kadar “sadaka” yardım yöntemiyle ulaşılmayacak tek yoksul kalmayacaktır. Bu da, artık kolay kolay başka bir siyasi partiden etkilenmeyecek, seçimlerin kaderini her dönemde belirleyecek kapalı, kemikleşmiş bir seçmen kitlesinin kesinlikle oluşması demektir.  

Değerli büyüğüm Sayın Ecevit, 28 Haziran 1999 tarihli yazıda önerdiğim projeyi uygulamaya gönüllü olduğumu bir kez daha hatırlatmak isterim. Aradan geçen süre için de Maalesef Siyasal İslam alan kazanmaya devam etti. Bu yüzden söz konusu projenin uygulanması cemaatleşen kesimlerin büyümesi nedeniyle daha da zora girmiştir. Buna rağmen projenin yararlı olacağına inanıyorum…

( Gürbüz Evren- Politika Sosyoloğu 25 Aralık 2002)

Gürbüz Evren’in tespitleri bu kez karşılığını bulur ve  Ecevit’in daveti üzerine her iki rapordaki tespit ve önerilerini DSP Genel Merkezi’nde 2003’te yapılan bir değerlendirme toplantısında bu gün bir çoğu CHP listelerinden  meclise giren dönemin DSP  milletvekillerinin önünde bir kez daha dile getirir…

Peki sonra ne oldu dersiniz?

Tabii ki bu toplantıdan AKP’yle siyasi olarak mücadele etme kararı çıkar.
Ancak şimdi sıkı durun…
 Çıkan kararda AKP ile mücadele etmenin en etkili yolunun ‘Ecevit’in açıklamalarının internet üzerinden gönderilmesi” olduğu sonucuna varılır.
Ve konu kapanır…
Gürbüz Evren bu önemli çalışmasının 22 Temmuz seçimlerinin hemen ardından Fransız basınının çok ilgisini çektiğini ve röportaj yapmak için çok sayıda Fransız gazetecinin kendisini aradığını dile getiriyor. Türkiye’den ise önemli bir yankının gelmediğini…
Türkiye’nin önünde bambaşka bir süreç var şimdi. Siyasal İslam’a karşı siyasi bir mücadele yerine ABD güdümündeki modellerden model beğenme sürecindeyiz. Sosyal alanda tartıştığımız ve biraz da magazin sosu katarak sulandırdığımız mahalle baskısının yerine bu zihinsel baskıyı, yok saymayı görmezden gelmeye devam edersek bu sürecin çok da uzun olmayacağı aşikar.
   * 1999 ve 2002’de  Bülent Ecevit’e sunduğu raporun önemli bölümlerini bizimle paylaştığı için Politika Sosyoloğu Sayın Gürbüz Evren’e teşekkürler…

_______________

* yusuf_yavuz2004@yahoo.com

Önceki haberNasıl bir Anayasa…
Sonraki haberNobel karşıtı ödüller sahibini buldu
Yusuf Yavuz
YUSUF YAVUZ (GAZETECİ-YAZAR) Isparta, Sütçüler'de doğdu. 1990’da edebiyatla ilgilenmeye başladı. Deneme ve inceleme tarzındaki ilk yazıları 1996 yılında 'Atatürkçü Ses' Dergisi’nde yayımlandı. Aynı yıl yerel ölçekte yayın yapan kanallarda 'Dönence' başlıklı radyo ve televizyon programları hazırlayıp sundu. 1999 yılında Antalya'da kurulan Müdafaa-i Hukuk Dergisi’nde yazmaya başladı. 2001’de Gazete Müdafaa-i Hukuk’ta Muhabir-Temsilci olarak görev aldı. Daha sonra adı 'Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk' olan dergiyle bağını temsilci-yazar olarak sürdürdü. 2001-2007 yılları arasında Kaş Kitap Şenliğini organize ederek başta çocuklar ve gençler olmak üzere yöre insanının kültür, sanat ve edebiyat çevreleriyle buluşmasını sağladı. 2005 yılında Muğla ve Antalya arasındaki sahil bandında yaşanan yabancılara toprak satışına ilişkin yaptığı araştırmalar önemli etkiler yarattı. Deneme, inceleme, röportaj, düz yazı, haber ve yorumları; Cumhuriyet Akdeniz, Odatv, Yeni Harman, Edebiyat ve Eleştiri, Yolculuk, Evrensel, Atlas, Magma, Aydınlık, Birgün, Açık Gazete gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı. Antalya merkezli VTV Televizyonunda, Pelin Gel Ağan'la birlikte 'İki Ağaç İçin' adıyla 16 bölümden oluşan bir program hazırlayıp ve sundu. Kanal V Televizyonunda, Biyomühendis Çağlar İnce ile birlikte, Yörük kültürünü ve tarihsel köklerini ele alan 'Islak Çarıklar' adlı belgesel haber programı hazırlayıp sundu. Araştırma yazılarından bazıları, 'Yer Bize Çimen Verdi' ve 'Darağacına Takılan Düşler' adıyla belgesel filmlere de konu olan Yavuz, şu sıralar 'Islak Çarıklar' adlı bir belgesel haber programı için çalışmalarını sürdürüyor. Ağırlıklı olarak arkeoloji, çevre, kentsel dönüşüm ve tarım konularını ele alan çalışmalar yapmayı yazılı ve görsel medyada sürdüren Yavuz, yıkım politikalarıyla tarımdan hayvancılığa, kültürden mimariye kırsal yaşamın dönüşümünü ele alan araştırma yazılarıyla tanınıyor. Ziraat Mühendisleri Odası Basın Ödülü, Çağdaş Gazeteciler Derneği Belgesel ödülü, Türkiye Ziraatçılar Derneği Tarım ödülü, Kubaba Derneği kültür hizmeti ödülü'nün yanı sıra Türkiye Ormancılar Derneği gibi çeşitli meslek odası, kurum ve kuruluşlar tarafından ödüle layık görülen Gazeteci Yusuf Yavuz, Likya'dan Teke yöresine uzanan coğrafyadaki su kültürüne ilişkin uluslararası bir sanat projesinin de danışmanlığını ve metin yazarlığını üstleniyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

thirteen − 8 =