Economist: Fişi çekme zamanı mı?

Economist: Fişi çekme zamanı mı?

0
PAYLAŞ

Economist, AB konularının ele alındığı Charlamagne köşesinde bu hafta, “Türkiye’nin AB’ye üye olma girişimi kötü bir şaka ama bu girişimi öldürmeyin” başlıklı bir yazıyla Türkiye’deki gelişmelere yer verdi.

Yazı, Türkiye’deki iki genç kadını anlatarak başlıyor. Kadınların Türkiye’nin korku dolu bir yer olması nedeniyle, hiç çocuk sahibi olmama anlaşması yaptıklarını yazan dergi, “Temmuz’daki darbe girişiminden sonra girişilen misillemeler ve tasfiyeler arasında demokrasi ışıkları sönüyor” yorumunu yapmış.
Economist, Türkiye’de her hafta yeni tutuklama, görevden alma dalgaları yaşandığını ve hiç kimsenin bundan muaf olmadığını yazmış.

“Resmi paranoya iyice absürtleşti” diyen dergi geçen hafta, bir ders kitabında bulunan geometri sorusundaki F ve G harflerinin çıkartıldığını söylüyor.
Bir akademisyenin de “Herkesin ödü kopuyor” dediği söyleniyor.

RUSYA BİZE ALMANYA’DAN DAHA İYİ DAVRANIYOR

Economist’teki yazı şöyle devam ediyor; “Bu kadınlar kaygılarını paylaşan Avrupa Birliği’nden destek bekleyebilirler mi? Çok zor. Avrupa’nın ikiyüzlü olduğunu, terör saldırılarının ardından dayanışma beklerken, darbe girişiminden sonra bunu hiç göstermediklerini söylüyorlar. Bu duyguları toplumun geniş kesiminde paylaşılıyor. Sadece Charlamagne’nın dolaştığı, hükümet yanlısı Fatih semtinde de değil.

“Kadınlar, Recep Tayyip Erdoğan’dan şikâyetlerini dile getirirken, kentin öbür yanında, Türkiye’nin öfkeli Cumhurbaşkanı ‘Bize hala insan hakları dersi veriyorlar’ dediği ülkeleri, demokrasi feneri ülkeler Azerbaycan, Venezuela ve Rusya’nın liderlerinin önünde yerden yere vuruyordu. Erdoğan ve Vladimir Putin, Türk Akımı projesini canlandırma taahhüdü verdi. Fatih’teki bir esnaf Nazif Özbek ‘Rusya bize Almanya’dan daha iyi davranıyor. Avrupa bizi arkamızdan bıçaklıyor’ diyor. ”

Yazıda, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin bu kadar kötü olduğu bir dönemi hatırlamanın zor olduğu söyleniyor. Türklerin de haklı olarak 270 kişinin öldüğü, seçilmiş bir Cumhurbaşkanının neredeyse devrildiği ve Ankara’da parlamentonun bombalandığı darbe girişiminden sonra AB’nin gösterdiği miskin desteğe öfkeli olduklarını aktarıyor.

Erdoğan taraftarı olmayan Türkler’in bile Avrupalıların darbenin başarıya ulaşmasını istediğinden şüphelendikleri kaydediliyor.

TÜRKİYE DİKTATÖRLÜK BATAKLIĞINA SÜRÜKLENİYOR

Economist şöyle devam ediyor; “Avrupalılarsa, Erdoğan vidaları sıkarken, diplomatik terbiyelerini korumaya uğraşıyor. ‘Geçen yıl, mültecileri uzak tutması için Türkiye’ye rüşvet vermek yeterince kötüydü’ diyorlar. Daha kötüsü, Türkiye AB’yle katılım müzakereleri yapıyor. Katılım sürecinin, aday ülkeleri Avrupa normlarına yaklaştırması gerekiyor. Ancak sultan olma heveslisi lideriyle Türkiye, diktatörlük bataklığına sürükleniyor.

“Türkiye hiç üyeliğe yakın olmadı. Ama bir süre, bunun önemi yoktu. Müzakerelerin 2005’te başlamasından önce Erdoğan üyelik vizyonunu, ölüm cezasını kaldırmak, Kürtçe yayınlara izin vermek ve işgüzar orduyu kışlalarında tutmak için kullandı. İhracatçılar, Avrupalı şirketler ve yatırımcılarla daha yakın ilişki ihtimalini düşünerek ellerini ovuşturdu. Almanya Başbakanı Angela Merkel, Türkiye’nin imtiyazlı ortaklığa razı olması gerektiğini söylerken, AB’nin eski Sovyet bloğuna genişlemesine sevinen diğerleri, genişlemenin gücünün dev komşularını içerden dönüştüreceğine inanıyordu.”

ADALET SİSTEMİNİ BOZDU

Dergi artık kimsenin bu iddiada bulunmadığını söylüyor ve “Erdoğan’ın yıllarca gazetecileri hapse attığını, adalet sistemini bozduğunu ve yolsuzluğun büyümesine izin verdiğini” savunuyor.

Economist, Türkiye’nin AB üyeliğini zaten hiç istemeyen Avusturya’nın müzakerelere son verilmesini istediğini ve tekrar Fransa Cumhurbaşkanı olmak isteyen Nicolas Sarkozy’nin de AB’nin Türkiye’ye Asya’ya ait olduğunu söylemesi gerektiği yönündeki sözlerini hatırlatıyor. Erdoğan’ın da “Yunanistan’ın Ege adaları üzerindeki genişleme hırslarının sinyalini verdikten birkaç gün sonra parlamentoda Türkiye ve AB’nin artık oyunun sonuna gelmesi gerektiğini söylediği” vurgulanıyor.

FİŞİ ÇEKME ZAMANI GELMEDİ Mİ?

Economist daha sonra şöyle devam ediyor; “Tarafların çıkarları şimdi başka yerde. Türkiye enerjisini Kürtlerin, sınırlarında bir devletçik oluşturmasını durdurmaya ve Gülencilerin geniş uluslararası bağlarını zayıflatmaya odakladı. Sessizce AB’den uzaklaşıyor ve ortak kültür ve eğitim kurumlarından çıkıyor. Avrupalılarsa Türkiye’nin AB’ye girmesinin oy verenler arasındaki zehirli etkisinden korkuyor. Bütün bunlara yorgun gözlerle bakan AB yanlısı Türkler başka bir ilişki modeli olup olmaması gerektiğini merak ediyor. Peki, fişi çekme zamanı mı artık? Bu cezbedici ama hayır.”

“Darbeden sonra, kredi notları düşen ve yatırımların donduğu Türkiye, en büyük ticari ortağına sırtını dönmeyi kaldıramaz. Erdoğan, tüm o konuşmalarına karşın, istikrarsızlık güney sınırlarını sararken büyük ihtimalle Avrupa’yla bağlarını kesmeyecektir. Avrupalılar Erdoğan’la terbiyeyle oynamaktan nefret ediyor ama ilişkiler kesildiğinde içgüdülerinin onu nereye götüreceğinden korkuyorlar. Şüpheciler, Erdoğan’ın artık iktidarda olmayacağı günün çok uzak olduğunu düşünüyor olmalı. Daha mutlu bir dönem gelirse, komadaki bir hasta her zaman uyandırılabilir.”

“AVRUPALILAR İKİYÜZLÜLÜĞÜ YUTMAK ZORUNDA”

Dergi her iki tarafın da terörle mücadeleden göçe yakın vadeli sorunlarını görmezden gelemeyeceğini söylüyor ve AB ile Türkiye’nin acilen yeni birlikte çalışma yollarına ihtiyacı olduğunu belirtiyor. Bunun için de yılda iki kez yapılacak zirvelerin iyi bir başlangıç olabileceği vurgulanıyor. Mülteci anlaşmasının da gelecekteki işbirliği için bir model olabileceği vurgulanıyor.

Yazı şu satırlarla sona eriyor; “Kıbrıs’ın yeniden birleşmesi için bir anlaşma, ki bu ulaşılabilir mesafede bir başka model olabilir. Türkiye AB’nin vizesiz seyahat koşullarını karşılarsa ki bir Avrupalı bürokrat bunun gayet başarılabilir bir şey olduğunu söylüyor, Fransa ve Avusturya gibi ülkeler sırf inatlarından bu anlaşmayı bloke etmemeli. AB’ye katılımın Avrupa’nın özgürlük ve demokrasi ideallerini, bunların pek görülmediği bölgelere genişletme süreci olması gerekiyordu. Türkiye’ninkinde bu, hastaların bırakmasının çok tehlikeli olduğu bir uyuşturucuya dönüştü. Görünür gelecekte Türkiye AB’nın sorunlu, fevri ama vazgeçilmez bir komşusu olacak. Avrupalılar bir derece ikiyüzlülüğü yutmak zorunda kalacak.” BBC TÜRKÇE

BİR CEVAP BIRAK