Edilginlik ya da tembellik

Edilginlik ya da tembellik

0
PAYLAŞ

Bazı kişiler de bazı toplumlar da her oluşumu tepkisiz karşılamak konusunda belli bir yetkinliğe ulaşmışlardır. Bu tür kişilerin ve bu tür toplumların yaşamında vurdumduymazlığa yakın bir ilgisizlik gözlemlenir. Cüzamlıların böylesi bir edilginlikte olduğu bilinir. Tıptan anlamadığımız için bu konuda söyleyecek çok sözümüz yoktur. Cüzamlılarla ilgili doğru yanlış birçok şey anlatılır. Bu da rahmetli teyzemden: Cüzamlının biri yanındakinin kulağına bir şey söylemiş, öbürü nice sonra “Söylemeye üşenmedin mi?” demiş. Konumuz cüzamlılarla değil tembellerle ilgisizlerle kolaycılarla üşengeçlerle uyuşuklarla ilgili. Birçok edilgin adam görmüşüzdür. Erinme konusunda bazı yakınlarımızla ilgili izlenimlerimiz mizah tadı verir. Yaşlı bir hanım ocağa fasulye koymuştur. Ancak gidip bakmaya erinir. Yanında torunu vardır. Torun ondan da ağırdır, anneannesine ikide bir yemeğin yanabileceğini söyler. Anneanne her seferinde “Yananı Allah görür” der. Bir süre sonra mutfaktan yanık kokuları gelir. O zaman gidip ocağın altını söndürürler ve telefonla lahmacun isterler.

Devinimsizlik pekçok insanın dünyasında bir yaşam biçimidir. Beni yerimden kaldırmayın da ne yaparsanız yapın duygusu çoklarının dünyasında belirleyicidir. Balmumundan yontulara benzeyen bu kişiler çok özel durumlarda canlanır gibi olurlar. En önemli canlandırıcı güç dedikodu dediğimiz güzelliktir.  Hele hiç sevmedikleri biriyle ilgili bir dedikodu varsa hemen gözleri açılıverir, iki saniyede uyuşukluk durumundan geçici etkinlik durumuna geçiverirler. Ne, Nurhayat’ı işten mi atmışlar? Oh canıma değsin, çok iyi olmuş şırfıntıya. Orman mühendisiyim diye kas kas kasılırdı. Sonra? Dedikodu biter etkinlik de biter. Sonrası gene bir devinimsizlik durumudur. Kişileri edilgin diye suçlarken gene de biraz insaflı olmalıyız. Edilginler genelde yıldırılmış kimselerdir. Baba sus demiştir, anne iteleyip kakalamıştır, demokrasi konulu ödevini yapmadığı için öğretmen demediğini bırakmamış o arada bir tane de çakmıştır, yönetici hakaret etmemiştir ama sözü gediğine koyarak eşekten düşmüşe döndürmüştür. Haklarını yemişlerdir, kazandığı para ay sonunu getirmeye yetmez, ev sahibi ikide bir kira gecikiyor diye garip tutumlar alır, dişçiye bu ay da gidememiştir çürük dişe karanfil koymakla yetinir. Bir akşam kafayı çekelim diyen eski okul arkadaşlarını belki bir yıldır atlatmaktadır. Yazdığı romanı bastırma olanağı bulamamıştır, elceğiziyle diktiği gömleği kimseye beğendirememiştir, sevgilim diye benimseyip bağrına basmaya kalktığı kişi itin tekidir bir ayağı üstünde bin yalan söyler. O da o durumda iyice kendine kapanmıştır, bu arada tembeller arasında yerini almıştır.

İşten nefret eden, eylemde bulunmaktan korkan nice insan tanımışızdır. Bunların arasında çok sorumlu toplumsal görevler yüklenmiş kişiler de vardır. Bizler çok zaman tembelleri avantacı gibi düşünürüz. Oysa onlar yalnızca isteksiz kimselerdir. Ruhsal yapıları etkin bir yaşam için elverişli değildir. Sıradan tembellere baktığımızda ne görürüz? Onların edilginliğe zaman içinde iyiden iyiye yerleşmiş olduklarını görürüz. Tembellik çok insanda bir yaşam biçimi durumuna gelmiştir. Tembeller de zaman zaman bazı şeylere özenirler, ah ben de şunu yapabilsem derler ama bir türlü davranıp başlayamazlar. Yazamadıkları romanlar çıkamadıkları yolculuklar açamadıkları işyerleri onları tedirgin etse de durum değişmez. Tembellerin sayısız düşleri vardır, bu düşler gerçekleşemeyecek düşlerdir. Aşağılıkduyguları, birini ya da birilerini örneğin kardeşi kıskanma, yaşam olanaklarının kısıtlılığı, evden ayrılıp gitmiş olan anneye ya da sarhoş rezil saygısız üçkağıtçı babaya düşmanlık, eğitimin ne olduğunu bilmeyen eğitimcilerin elinde zedelenmişlik gibi ruh durumları insanların tembelliğe eğilimlerinde belirleyici oluyor.

Kişileri sindiren etkenlerin bolluğu bir toplumu tembeller toplumu durumuna getirebilir. Zorunlu toplumsal ilişkilerde ya da gündelik alışverişlerde etkin olan ya da etkin olmaktan başka çaresi olmayan insanlar daha köklü daha anlamlı daha insani daha yaratıcı etkinliklerden bucak bucak kaçarlar. Bu tür kişilerin böyle kaça kaça en sonunda kendi kuytularına sığındıklarını ve zamanla kökleşmiş hastalıklı yapılar edindiklerini görüyoruz. Bazen son derece sağlıklı kişilerin biraz kendi özyapıları gereği biraz çevresel etkenler yüzünden biraz göreneksel koşullar nedeniyle mutlak bir edilginlikte ruhsal ve bedensel sağlıklarını yitirdiklerine tanık olmuşuzdur. Bir toplum bu açıdan hastalıklı özellikler gösterebiliyor. Kişilerin dünyasında bu tablolara aykırı durumlar da yok mu diyeceksiniz? Olmaz olur mu? Kırılmış itilmiş kakılmış ama çalışmanın tadını da almış nice pırıl pırıl insan tanıdık.

BİR CEVAP BIRAK