Egemenlik bastıranındır

PAYLAŞ

Eski bir arkadaşımla anılarımızı tazeliyorduk. Sık görüşmediğimiz için üst üste yığdık sözlerimizi. Bu gibi buluşmalarda temel duygu hey gidi günler hey duygusudur. Kim bilir bir daha ne zaman bir araya geliriz. O bu arada benim dış dünyadan kopuk yaşamamı eleştirdi. Bu bana sık yöneltilen bir eleştiridir. Arasana eski arkadaşlarını dedi. İçimden gelmiyor demedim. Vakit olmuyor ki dedim, çalışmakla geçiyor günler. Hem ben meyhaneleri pek sevmiyorum. Ayrıca tok sözlü oluşum insanları tedirgin ediyor. Buluşmalardan içim ezik dönüyorum. Bu arada ortak arkadaşlarımızdan sözettik. Ben onun daha iyi tanıdığı eski bir arkadaşımızın ne kadar uyumlu ne kadar yumuşak başlı bir insan olduğundan dem vurdum. “Sen onun ne kadar egemen bir kişilik olduğunu bilmezsin” dedi ve anlattı: “Dört beş arkadaş bir yere oturmaya gittik diyelim, birimiz şu masayı uygun gördü, o hemen karşı koyar, oranın hiç de bize uygun olmadığını söyler ve başka bir masa gösterir. Hele bir direnmeye bak da gör neler yapıyor. İster istemez onun dediği yere otururuz. O sırada garson yemek listesini getirir. İçimizden biri yanılıp da ben şunu yiyeceğim desin, olacak şey mi? O senin uyumlu ve yumuşak arkadaşın ortalığı kırana koyar. Vay efendim o yenir miymiş, hepimiz onun seçtiği şu yemeği yemeliymişiz. Hayır de de gör başına neler geliyor. Canına okur adamın. İşte Afşar arkadaşım o senin uzaktan uyumlu ve yumuşak başlı tanıdığın kişi böyle biridir.”

Hiç şaşmadım doğrusu. İnsanlar kişiliklerindeki açıkları egemen olma hevesleriyle kapamaya çalışıyorlar. En basit bir işi bile yüzüne gözüne bulaştıran bir adam bir de bakıyorsunuz yönetmeye hazırlanıyor. Neyi yönetmeye mi? Neyi olursa olsun. Kendisi için hiçbir yönetme koşulu yaratamazsa, apartman yöneticiliğine bile ulaşamadıysa, bir köpek alıp onu yönetmeye kalkıyor. Çok uzun yıllar öncesinden bir kişiyi anımsıyorum. Olanlar yüzde yüz unutulmuştur, o yüzden rahat yazıyorum. Tanıdık bir kişi apartman yöneticiliğine kafayı takmıştı. Bizden de destek bekliyordu. Bunun için görüşmeler yapıyor, fotoğraflı bildiriler yayımlıyordu. Yirmi aileyi ilgilendiren bir sorundu bu. Oysa o dünyayı yönetmeye sıvanmış gibiydi. Bence bu apartman yöneticiliği işini pek güzel yapabilirdi. Nedense öbürleri istemediler. Apartmanı yönetmek için neden bu kadar isteki olduğunu bir gün karısının ve kızının adamı sille tekme evden attığında anladım. İçim acıdı doğrusu. Hiç değilse apartman yöneticisi olabilseydi dedim, en azından kendi boşluklarına daha kolay katlanırdı. Belki o zaman karısı ve kızı onu evden sille tekme kovarken biraz daha ılımlı davranabilirlerdi. Apartman yöneticisi deyip geçmeyin…

Kişilik yetmezliği insanları bu gibi kötü serüvenlere sürüklüyor. Yetersiz kişilikler ille de bir şeylere egemen olabilmek için çırpınıyorlar. Bir yere baş ol da nereye olursan ol! Oysa onlar bir şeyleri yönetmeyi bu kadar çok isterken kendilerini gülünç ediyorlar. Hiç sevmediğim yöneticilik işini omuzlamak zorunda kaldığım zamanlar oldu. O zaman ben kimseyi yönetmeyi düşünmedim. Neden derseniz dünyada iki çeşit insan vardır: sorumlular ve sorumsuzlar. Sorumluları yönetmeniz gerekmez, onlar kendilerini zaten her zaman pek güzel yönetirler, onurlu insanlar oldukları için eksik bir iş yapmamaya bakarlar. Sorumsuzlara gelince onlar için hayır dua etmekten başka yapılabilecek bir şey yoktur. Yönetmek durumunda kaldığım yerde sorumlu insan sayısının sorumsuzlardan epeyce fazla olması için özen gösterdim. Çünkü bizim işimiz devlet memurluğu. Adamı kapıdan atsanız mahkeme kararıyla bacadan düşüyor. Çok zaman da oraya birilerinin bir şeyi olarak gelmiş yerleşmiş, ayrıca bir takım karanlık ilişkileri de var, elinizden bir şey gelmiyor. Önemli olan sorumlu kişileri etkin kılabilmektir. Yönetmeden yönetmek diyebiliriz buna.

Yönetiyorum diye bir kurumun altından girip üstünden çıkan insanlar tanıdım. Bana düşmanca davranmakta kendi açılarından elbette çok haklıydılar. Ama bu ülkeye dönüşü olmayan zararlar verdiler. Yönetiyorum ayağına kurumların canına okudular. Korku yoluyla ve şiddet uygulamalarıyla yönettikleri kurumları tanınmaz ettiler. Onları destekleyenler de kendileri gibiydiler, onlar da çeşitli ölçülerde kişiliği olgunlaşmadan topluma salınmış zavallılardı. Yetersiz insanların durmadan genişleyen ruhsal boşluklarını karşılamak adına topluma verdikleri zararlar onarılır gibi değil. İlle yönetecekseniz sevgiyle davranın. Onlar öyle bakmaz dünyaya. İnsanlar sizi gördükleri yerde titremeliler. Toplumumuzdaki çöküntünün nedenlerinden biri budur. Ey aşağılık duygusu, sen ne kadar güçlüsün!

CEVAP VER