Eğitilmeden eğitmek

Dünyanın her yerinde milyonlarca eğitilmemiş insan tam yetkiyle eğitim yapıyor. Eğitilmemişlerin eğitici rolünü yüklendiği bir garip dünyada yaşıyoruz. Kimse kimseye şöyle demeyi düşünmüyor: iyi ettin evlenmekle, şimdi de çocuk yapmak istiyorsun, iyi de çocuk eğitmek için kendini yeterli buluyor musun? Yalnız sokaklarda aç sefil dolaşan çocuklar değil, bakılır ve korunur görünen nice çocuk da eğitilmemişliğin ya da kötü eğitilmişliğin sıkıntılarını yaşıyor. Bu yüzden birçok insan topluma yapıcı bir güç olarak katılabilecekken asalak hatta suçlu olarak katılıyor. Bizim öteden beri çektiklerimiz, yüzyıllardan beri yaşadığımız sıkıntılar, pek bir şey üretemeyişimiz, kötü koşullarda yaşamımızı sürdürmek zorunda kalışımız, birbirimizi tüketmekteki yatkınlıklarımız ve becerilerimiz iyi eğitilmemiş olmamızdan geliyor.

Bu konuda ailelerde büyük sıkıntılar yaşanıyor. Eksikli anneler babalar dünyaya getirdikleri bireyleri yanlış ya da yetersiz eğitim anlayışlarıyla çok kolay zedeliyorlar, o arada kendileri de zedeleniyorlar. Keşke bazı anneler ve babalar doğal eğitim yöntemlerini uygulayabilselerdi, çocuklarını kuşlar gibi kediler gibi kurtlar gibi doğal gerekler çerçevesinde eğitebilselerdi, özel eğitim yöntemleri uygulamayı hiç düşünmeselerdi. Salt doğallık düzeyi insan için bir gerilik düzeyi de olsa bilinç yetmezliği koşullarında daha yararlı diye düşünülebilecek bir düzeydir: doğal olanın ötesinde herhangi bir şey yapmamak yanlış yapmaktan iyidir. İnsanlar gündelik bilinçle yaşamayı sürdürdükleri sürece bu kötü eğitim koşulları değişmeyecek: insanlar doğru dürüst eğitilmeden yaşama katılacaklar, toplumda iyi kötü bir yer tutacaklar, türü sürdürmenin içgüdüsel itkisiyle evlenecekler ve çocuk yapacaklar, atalarından tevarüs ettikleri yetersizliklerini yeni bireylere aşılayacaklar. Böylece verimsiz yaşam verimsizliğini koruyacak hatta daha da verimsizleşecek.

Kendilerini eğitim için yeterli gören anababaların canları gibi sevdikleri çocuklarını yanlış kafalarıyla nasıl ziyan ettiklerine sık sık tanık oluyoruz. Pırıl pırıl bir bebek dünyaya geldiğinin ertesinde annenin babanın ve özellikle öbür yakınların elinde bozuluveriyor. Her istediğini alıyoruz her istediğini yapıyoruz ama sevindiremiyoruz diye çocuklarından sürekli yakınan anababalar verimsiz özverileriyle acınası durumdadırlar. Daha önemlisi bu çocukların ömür boyu mutsuzluğa aday olmalarıdır. Aile eğitiminin yetersizliğine okul eğitiminin yetersizliği eklenince tablo iyiden iyiye sevimsizleşiyor hatta korkunçlaşıyor. Bütün kişisel yetersizliklerin temelinde ailenin okulun ve bir üst basamakta toplumun yetersizlikleri yatıyor. En azından görenekler ahlakını etkin kılabilsek. Görenekler ahlakını birçok bakımdan eleştiriyoruz ama onun toplumsal yaşam açısından önemini de görmezden gelemiyoruz. İnsanlar giderek göreneklerle de bağlarını gevşetiyorlar ya da tümden koparıyorlar, onun yerine kendi özgür ahlaklarını da koyamıyorlar. Kendi aklıyla düşünemeyenlerin toplumsal akılla yaşamını sürdürmesi hem zordur hem de bir zorunluluktur. Görenekler ahlakına da bir yere kadar yaslanabiliriz. İğreti aklın sağlamlığına güvenilir mi?

Kişilerin gelişigüzel yaşadığı bir toplumda görenekler de sorunludur. İnsanlar ne kadar eğitilmişlerse o kadar eğitecekler. Bir kısırdöngüdür bu, yaşamı yerinde saydıran bir verimsizliktir. Bu durumda dikkatimizi önde gider görünen insanlara özellikle siyasilere çeviririz: kötü gidişin suçluları onlardır deriz. Böylece kendimizi kandırırız. Dikkatimizi toplumun bütün katlarında görülen geriliğe yöneltmeliyiz. Kendi yetersizliklerimizi boşluklarımızı yanlışlarımızı açmazlarımızı tutarsızlıklarımızı görmeyip ya da görmek istemeyip toplumda yaşanan sıkıntılardan yalnızca bazı kimseleri sorumlu tutmamız da kötü eğitilmişliğimizin sonucudur. İnsanoğlu kendindeki yanlışı görmeme ve kendi yanlışlarını başkalarına yükleme konusunda epeyce ustadır, her durumda kendini haklı görür haklı gösterir. Bütün bunların suçlusu ben değilim başkalarıdır demek ister.

Yazımı yurdumun şairlerinden yetmiş yaşında Mehmet Erdal Kırtay’ın Yeni kuşak adlı şiiriyle bitirmek istiyorum: “Tutup elinden yürüttüğüm / Özel mamalarla büyüttüğüm / Kemer sıkıp yedirdiğim / Pahalı markalar giydirdiğim / İmdadına pencereden fırladığım / Hastalığında başında ağladığım / Meteliksiz kalıp tatile yolladığım / Gösterdin gerçek yüzünü evladım / Önce baş kaldırdın / Sonra öfkeyle havalandın / Sonra da bağırıp azarladın / Dar günümde borç alamadım / Bilirim şiir karın doyurmaz / İlham gelince kalem durmaz / Suya sabuna dokunmaz, yaz kalemim yaz.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.