Eğitilmemiş insan

Eğitilmemiş insan

0
PAYLAŞ

Kötü eğitilmiş insan hem kendi için hem başkaları için tehlikelidir. Kötü eğitilmiş insanla eğitilmemiş insan ayrı şeyler mi? Gerçekte kötü eğitilmiş insan eğitilmemiş insandır. Hiç eğitilmemiş insan bebekken ormana bırakımlı, orada kurtlarla kuşlarla büyümüş insan olabilir. O bile kendi kendine ya da çevresindekilerle bir eğitim sürecinden geçecektir. Bu yeter mi? Elbette yetmez. Ne eskilerin iyi niyetle benimsemiş olduğu özden iyi insan kavrayışı yani doğasında iyilikler olan, iyiliklerini doğadan almış olan insan kavrayışı inandırıcıdır ne de dünya deneyleri içinde kendini eğiten insan kavrayışı inandırıcıdır. İnsanın eğitimi doğanın iyiliklerine ve raslantıların verimliliğine bırakılmayacak kadar ciddi bir iştir. Doğanın insanı bir takım kökel ahlaki niteliklerle donatmış olduğu görüşü boş bir görüştür. Bu görüş insanın kendiyle ilgili iyi niyetinden doğmuştur. Doğadan aldığımız şey yaşamımızı hayvan olma koşullarında sürdürebilmemiz için gereken içgüdüsel yatkınlıklardır. Evet, “iyi vahşi” mitosu insanın kendiyle ilgili güzel duygularından türemiş olmalıdır. Gerçekte insan içgüdüler düzeyinden yani kendine dönmeyen, kendini düşünmeyen mekanik doğal us düzeyinden yaratıcı ve dönüştürücü us düzeyine geçebildiği ölçüde insandır. Doğal durum’da bile insan doğadan getirdiği iyilik güdüsüyle yaşıyordu diye düşünmek bugün için olası değildir, hele insanın birbirini boğazlamaktan haz duyar göründüğü koşullarda. İnsanın gerçek anlamda insan olması için doğanın verdiği yatkınlıklar bize iyi insan olmak adına güvence vermeyecektir.

İnsan bilinç yetkinliklerini de buna bağlı olarak ahlaki niteliklerini de eğitimle kazanır. İnsanı testi yapar gibi, tahta yontar gibi, ağaç dibi çapalar gibi eğitemezsiniz. İnsan eğitmek ince iştir. İnsanı eğitmek demek onun kendini eğitmesine yardımcı olmak demektir. Buna göre eğitim doğrudan uygulamalarla değil dolaylı yönelimlerle sağlanabilir. Bu yüzden eğitimin temel kuralı öğüt vermek ya da yol göstermek değil örnek olmaktır. Özellikle eğitimin daha çok duygusal temellere dayandığı ailede öncü diyebileceğimiz kişilerin yeni yetişenleri örnek davranışlarıyla iyi yönde etkilemeleri son derece önemlidir. Ancak örnek olamayacak kadar kötü yetişmişlerin örnek olma çabaları boş çabalar olarak kalacaktır. Başkalarına saygısı olmayan bir kişi yeni yetişenlerin yetkinleşmesi adına ne ölçüde iyi belirtiler ortaya koyma çabası içinde olursa olsun bunda başarılı olamayacaktır. Yapay iyilikçiliklerin altında sırıtan kötü eğilimler kötü örnek oluşturmaktan öteye geçemeyecektir. Terbiye açısından da ahlak açısından da örnek davranışlar ancak örnek kişiliklerin becerebileceği işlerdir. Bu arada olumlu tepkisel davranışların varlığını da elbet unutmamamız gerekir. Bir genç adam insan saygısı nedir bilmeyen bir babaya tepki olarak bu konuda olumlu nitelikler kazanma yoluna girebilir. Ancak olumsuz koşulların getireceği olumlu sonuçlara da çokça güvenmemek gerekir. Daha çok kötünün kötüyü ve iyinin iyiyi doğurduğu bir dünyada yaşıyoruz.

Ailede verilen özellikle duygusal ilişkilerle belirgin eğitimi okulda yöntemliliğin verimli koşullarında düşünülmüş ve duygusal yanından çok ussal yanıyla öne çıkan ussal eğitim tamamlayacaktır. Ailede daha çok davranışların yetkinliğini getiren eğitim belirleyiciyse okulda yetkin bilinçliliği amaçlayan eğitim belirleyicidir. Bu yüzden ne aile eğitimini ne okul eğitimini hafife almak olasıdır. Tersine, bu iki eğitim ortamı tam bir etkileşim içinde birbirlerini tümleyen ortamlar olmalıdır. Ailede eksik bırakılanın okulda nasıl olsa şu ya da bu biçimde sağlanabileceği görüşü boş bir görüştür. Ailedeki eksikliği okulun nasıl olsa kapatacağı gibi bir görüş doğru değildir. Okulda verilen eğitimin çok özel koşullarda evde de rahatça verilebileceği görüşü de bugünün koşullarında boş bir görüştür. Eskiçağ’ın koşullarında geleceğin imparatoru olacak olan Marcus Aurelius’un eğitimini çok akıllı bir kadın olarak bilinen annesi okul eğitimine güvenmediği için evde özel olarak sağlarken elbette çok haklı kaygılar içindeydi. Ama bugün toplu eğitim eğitimin temel koşulu durumuna gelmiştir. Çünkü okul eğitimi özellikle toplumsallaşma bilinci açısından çok belirleyicidir. Bilgi’nin değil bilgiden elde edilen verimin önemli olduğunu unutmamak gerekir. Bilgi’nin kazandırdığı bilinç yetkinliği olmadığı zaman bilgi kendi başına ne yönde kullanılacağı belli olmayan bir yük olacaktır. Banka soymak için kolları sıvayanlar da bilginin sağladığı bilinç yetkinliğinin ötesinde bilgiyi kendileri için işe yaratmaya çalışan kimselerdir.

Biz gençlerimize ne ailede ne okulda ne de başka bir ortamda iyi eğitim verebiliyoruz. Çocuklarımız eğitilirken eğitilmemiş gibi oluyor.

BİR CEVAP BIRAK