Eğitime İnanmayanlar

Eğitime inanmayanlar doğrudan yasaklara inanırlar. Yasakların yeni yaralar açmaktan başka bir işe yaramadığını, onların dünyayı düzeltmekte hiçbir katkısı olmadığını görenlerin sayısı yok denecek kadar azdır. Ver cezayı, bak bir daha yapabiliyor mu? Oysa gerçekler bunun böyle olmadığını gösterir. Ceza tam tersine suça eğilimli insanı kışkırtır. Bilinçleri yetkinleştirmenin yasaklamalar kadar kolay olmadığı doğrudur. Eğitim uzun zamanlar alan bir uğraş alanıdır: her şeyden önce bilgi ister, o da yetmez sabır ister. Kısa yollar gözümüze her zaman daha çekici görünür, ne var ki kısa yolları izleyenler oldukları yerde sayarlar. Gerçekten eğitim zor iştir belalı iştir. Adama doğruları anlatmak mı kolay yoksa onu eşek sudan gelene kadar dövmek mi? Mısır’ın Amerika’da olduğunu göğsünü gere gere söyleyen, sonra kuzeyde mi güneyde mi diye sorduğunuzda elbette kuzeyde diye yanıt veren adamı herhangi bir konuda sopa çekerek aydınlatmanın ancak bir mizah konusu olabileceğini düşünebiliriz.

Denizleri öldürürken, balıkçılığı doğduğu yerde yok ederken, tarımın altından girip üstünden çıkarken, verimli toprakları villa adı altında çirkin ve çürük evlerle doldururken, bunun için meyve bahçelerini hatta zeytinlikleri keserken, kentleri kim olduğu bilinmeyen bir takım belediyecilerin candan katkılarıyla çirkinlik anıtı yapılarla süslerken… doğal olarak eğitimin de canına okuyacaktık. Ormanları koruyamazken ve hatta onları çeşitli gerekçelerle ateşe verirken, hayvancılığı sıfır noktasına kadar indirgerken, zanaatı uydurma sanayi etkinlikleri uğruna ve dışarıdan mal alma hevesleri ya da çıkarcılıkları uğruna gözden çıkarırken… eğitimi de elbet bu duruma getirecektik. Kocaman, verimli ve eşsiz güzellikte bir ülkeyi çöle çevirirken eğitimi mi düşünecektik? Eğitim alanında beslenebilecek tüm umutların en çirkin biçimde eğitim ticaretine kurban edildiği, eğitimin en önemli ilkesi olan eşitlik ilkesinin hiçe sayıldığı, genç insanların bu yolda en büyük acılara ve umutsuzluklara itildiği bir toplumun insanlarıyız. Yuh bize güvenip de yola çıkanlara!

Eğitim çöktüğü zaman insan diye gerçekte özellikle iki ayaklı olmakla insana benzeyen, bununla birlikte insanla hayvan arasında bir orta yer tutan, ama insandan çok hayvana yakın duran boş kafalı, yılışık, çokbilmiş yaratıklar kaplar ortalığı. Gideremediğiniz bu yaratıkların eylemlerini toplumsal değerler dizgesi içinde yasallaştırmak, en azından hoşgörmek zorunda kalırsınız. “Aile meclisi” toplanmış da, kızın öldürülmesine karar vermiş. Aklı bir karış yukarıda sözde aydınlarımız buna bir de terim uydurmuşlardır: töre. Gazetelerimizde çok çeşitli eşek cinayetleri “töre cinayetleri” adıyla sunulur. Toplumların yaşamında nasıl “mahalle baskısı” diye bir şey yoksa “töre” diye de bir şey yoktur. Bu gibi hiçbir gerçeği karşılamayan terimlerin bol keseden uydurulması iyiden iyiye aşağılarda dolaşan bilinç koşullarımızı daha da aşağıya çekmektedir.

Toplumların yaşamında görenekler vardır, bir de gelenekler vardır, bir de alışkılar vardır. “Töre” denen şey o zaman kör cahilin yaşam kuralları anlamına mı geliyor? Çoğu bir gecenin hayvanca heyecanları içinde dünyaya bırakılmış bu zavallı insanların bu çirkin eylemlerini kınarken onlar için kılını bile kıpırdatmadan keyfine bakan sözümona aydınları unutacak mıyız? İnsanın insan olma haklarından çok açık havada içki içme hakkını düşünen aydınlığı kendilerinden menkul yarı aydınlarımız bir gün olsun “töre”nin ne anlama geldiğini kendi kendilerine tartışmışlar mıdır? Yanlış anlaşılmasın, biz kimsenin içkisinde kumarında değiliz. Benim elimde bir güç olsa kumarı da serbest bırakırım. Siz bana bakmayın ben deliyim. Biz ailece deliyiz. İsteyen istediğini yapsın, yeter ki başkasına saldırmasın. Ama aydın olmak ya da yarım aydın olmak insana bir takım sorumluluklar yükler. Bu sorumlulukların başında insanı insan olmaktan çıkaran koşullarla yıkışmak vardır.

Siz kendi davanıza bakıyorsunuz. “Bizim kız maden mühendisliği okulunu kazandı amcası.” Koltuklarınız kabarıyor, sevinçten uçuyorsunuz. Haberi eşe dosta hısım akrabaya soluk soluğa verirken şişiniyorsunuz. Kendi heyecanlarınız çerçevesinde dost düşman çatlatıyorsunuz. Kızınız bir şey kazanmadı oysa. Birileri bu işten iyi para kazandı yalnız. Gün gelecek, o birileri de bir şey kazanmadıklarını anlayıp üzülecekler. Yalnız para kazanmak hiçbir şey kazanmamaktır, bunu görecekler en azından. Ancak zaman boşa akıp gitmiş olacak. Felsefeden hiç anlamayan felsefe uzmanları, hastayı öldüren ya da sakat bırakan hekimler, hukukla adaleti birbirinden ayıramayan hukukçular yetiştirmek neye yarayacak? Tarihin anlamına varamamış tarihçiler, kenti çirkinleştirme ustası gibi çalışan inşaatçılar, haber sevmeyen gazeteciler yetiştirmek neye yarayacak?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

three × 3 =