İNGİLTERE… Ekim devrimi 100 yıl tartışmaları

İNGİLTERE… Ekim devrimi 100 yıl tartışmaları

0
PAYLAŞ

EKİM DEVRİMİNİN GÜNÜMÜZDEKİ ANLAMI

Bu yıl etkisi, kimi zaman hayatımı darmadağın eden, kimi zaman beni mutluluğa sürükleyen Ekim Devrimi’nin yüzüncü yılı ve Kapital’in birinci cildinin ilk baskısının yüzellinci yılı.  Her ikisi de benim politik yolumu aydınlattı.

Yıllar önce Moskova’da parti okulundayken, devriminin yaşandığı tarihi yerleri görmeye gitmiştik. Oraları gezerken yaşadıklarım uçup gitmedi, hafızamda inatçı bir şekilde dolanıp durdu.

Ekim Devrimi’nin geçtiği tarihi yerleri görmek amacıyla 1978 kışında Leningrad’da Kışlık Sarayı’nı görecektik. Lenin’in emriyle sarayı işgal eden yoksullara benzemek için sırtımda onların giydiği kalın kışlık palto ve başımda Rus kalpağıyla, yürüdükleri yollarda sanki onları adım adım izledim. Saray kapısından içeri girdiğimde her köşede onların seslerini duymak, onlarla konuşmak istedim. Guruptan ayrılıp merdivenlere oturdum. Büyülenmiş gibiydim. Neden bizim Lenin’imiz, Bolşeviklerimiz yoktu?

Ayını hatırlamıyorum, 1977 yılıydı. Moskova’da Kızıl Meydan’daki Lenin mozolesinin kapısında uzun bir kuyrukta sıramı beklerken duyduğum heyecanı hala duyuyor gibiyim. Sıram geldiğinde Lenin’i cam fanus içinde gördüğümde göz yaşlarımı tutamamıştım. Şu karşımdaki insandı işte, yoksulların tarihini değiştiren efsane lider. (Bulutlardan aşağıya yıldırım hızıyla inip ayaklarımı yere basmıştım. NİYE??)

İzmir’de, Ekim devriminin 60. yıldönümünü kutlamaya karar vermiştik. 6 Kasım 1977 gecesi sabahlara kadar Maden-İş binasında afiş hazırlandı. 7 Kasım günü Rus emekçilerinin demokratik yaratıcılığıyla hayat bulan Sovyetleri İzmir’de geniş bir kitleye duyurduk.

Fuar’da, Konak’ta, İzmir caddelerinde “Yaşasın Sovyetler Birliği!” diye haykırdık. Lenin’le uyup Lenin’le kalktık, kitaplarını okuduk, Rus emekçilerine hayran kaldık, 7 Kasım’da sevgililerimize aşkımızı ilan ettik, çocuklarımızın adını Ekim koyduk; örnek karşımızdaydı, biz de devrim yapacaktık. Ekim devrimi, Sovyetler ve Lenin sanal dünyamızdı, mutlu olduğumuz paralel evrenimizdi.

1989’da Berlin Duvarı yıkılıp kısa bir müddet sonra Sovyetler çökünce gerçeklerle yüz yüze geldik. Bazılarımız mutluluğunu bozmadı, bazılarımız da geçmişine tükürüp koşarak uzaklaştı. O gün Sovyetler’in gücüne tapan bazılarımız, bugün başka güçlere tapıyor! Neyse ki konumuz bu değil. Çoğumuz işte hala buradayız. Ekim Devrimi, Lenin ve Bolşevikler de bizimle. Lenin’i düşünüyor, Kızıl Meydan’da onu hatırlıyoruz. Ancak hayaller aleminde değiliz, daha çok şeyi sorguluyor ve araştırıyoruz.

Küba, DDR (Doğu Almanya) ve Sovyetler’de on yıl yaşadım. “Real sosyalizm”, “bürokratik sosyalizm” veya “devlet sosyalizmi”ni gördüm ve yaşadım. Rusya’dan Küba’ya kadar tüm Doğu Avrupa ülkeleri, Sovyet benzeri bir devlet modeliyle yönetiliyordu. Dile kolay, Sovyetler 70 yıl yaşadı. Paris Komünü üç ay, Fransız devrimi ise iki yıl içinde karşı devrimle ezilmişti.

Sovyetler sekiz aylık ayaklanmalarda, Şubat-Ekim 1917, Rus emekçilerinin oluşturduğu ülkedeki tek iktidardı. Halk Marks ve Lenin emretti diye kendi iktidarlarını kurmadı. Şubatta ilk kurulduğunda Bolşevik ve Menşevikler çok azdı, birçoğunda yoktular. Ekmek, iş, barış, eğitim ve modern bir ülke isteyen halk, dünyaya örnek bir iktidar modeli, Sovyetleri, geliştirdi. Bolşevikler ve Menşevikler zamanla güç kazandıkça politik tartışmalarla iki devrim stratejisi etrafında öbekleştiler. Bolşevikler sosyalist,  Menşevikler burjuva devrimleriyle, uzun savaşlarda bitkin düşmüş halkların eğitim ve modernleşme taleplerine çözümler üretmeye çalışıyordu.

Şimdi yalnız bizde değil, dünyanın çeşitli ülkelerinde Ekim Devrimi, 100. yılı dolayısıyla farklı yönleriyle masaya yatırılıyor.

Dogmatik ideolojik şablonlara takılmadan Sovyet deneyimini yeniden ve yeniden tartışmalıyız.

Sovyet deneyiminin başarı ve başarısızlıklarını iki grupta toplamak istiyorum:

İnsanlığa bıraktığı miras ve ilerici-devrimci hareketin tartışacağı başarısız deneyimler.

Devrimin insanlığa bıraktığı miras ve başarıyla sonuçlanan deneyimler:

  • Faşizmin ezilmesinde oynadığı öncü rol.
  • Kurtuluş savaşı veren 50’den fazla ülkeye yaptığı yardımlarla ulusal kurtuluş savaşların zaferi ve klasik emperyalizmin yıkılması.
  • Sosyal devlet politikalarını anayasal bir norma dönüştürmesi. Batı Avrupa’da, kapitalizm koşullarında, işçi sınıfı düşmanı liberal ekonomi politikalara karşı toplu konut, ücretsiz eğitim ve sağlık gibi yaşamsal sosyal reformların güçlendirilmesine katkı yapması.

İlerici, devrimci hareketin tartışarak geliştirmek zorunda olduğu başarısız deneyimler:

  • Demokrasiyi çoğulcu ve özgürlükçü niteliğinden uzaklaştırarak sadece sosyal karakterle sınırlandırması; özgürlüklerin, gerçek ve toplumsal demokrasilerin Sovyetlerde zemin bulmaması.
  • Sosyalizmin devlet modeli dışındaki modellerine kapalı olması.
  • Komünist partilerinin kurulmasına öncülük ederek, işçi hareketinin, komünist ve sosyal demokrat gibi iki akıma bölünmesine yol açması.

Bu konularda hepimizin söyleyeceği çok şeyler var. Ben, bir sonraki yazımda bu noktaları detaylandırmaya çalışacağım.

 

BİR CEVAP BIRAK