Ekmekler bozulmasın

Tatil boyunca ev gezmelerine de gittim. Ailemle, arkadaşlarımla bolca vakit geçirdim. Bu ev gezmelerim sırasında gördüm ki, çalışan kadınlar ev kadınlığında çalışmayan kadınlar kadar iddialı olmuş. Hemen herkesin evinde ekmek makinesi var… Kendi ekmeğini kendisi yapıyor. Sofralarda ev yapımı çeşit çeşit ekmek oluyor genellikle. Ayçekirdeklisi, patateslisi, soyalısı, haşhaşlısı, aklınıza ne gelirse var. Alman ekmeğinden mısır ekmeğine kadar hemen her çeşit ekmek yapıyorlar.


Anlayacağınız eskiye dönüş var. Eskiden ekmek sadece evlerde yapılırmış. Osmanlı döneminde fırınlar açılmaya başladığında, önce rağbet görmemişler. Fırından ekmek alan kadınlar için “beceriksiz, ekmek yapmayı bile bilmiyor” denirmiş.


Ekmeğin bizim için ne kadar önemli olduğunu söylemeye gerek yok. Hele fırından çıkmış sıcacık ekmeğin kokusuna kimsenin kayıtsız kalacağına inanamam. Fırından yeni çıkmış ekmeğin kokusu bana eskiden taş fırın ekmeği almak için fırınların önünde kuyruklarda beklediğimiz günleri hatırlattı. İkiye ayırdığımızda kar gibi içi, yükselen mis kokulu buharıyla eve gitmeden ucundan bir lokma kopardığımız ekmekler ne yazık ki artık yok. Ya da ben o tadı artık bulamıyorum. Artık fırıncılar mı çocukluğumun sıcacık, çıtır çıtır arasına tereyağı, kaymak, peynir koyup erittiğim ekmeklerini yapmıyorlar; yoksa o dayanılmaz lezzet damağıma yerleşen çocukluk hayallerimden sadece biri mi bilemiyorum; ama o ekmekleri özlüyorum.


Benim hatırladığım ekmek yamuk yumuk, tatsız tuzsuz iki günde galeta unu haline gelen sandviç büyüklüğünde ekşi bir topak değildi. O zamanlar içinden kıl, yün, tüy gibi yabancı maddeler çıktığı olurdu. Hatta jilet, çorap gibi uç nesneler çıktığını da duyduğumu hatırlamıyorum. Gerçi artık el değmeden makinelerde üretiliyor ekmek. Bu yüzden ekmeğin içinden eskisi kadar çok garip nesneler çıkmıyor.


Ekmekler eskiye göre biraz daha hijyenik koşullarda üretiliyor olabilir ama, eskisi kadar lezzetli olmadıkları kesin.


Benim gibi eski ekmek tadını arayanlar ve ekmeğin hangi koşullarda yapıldığını bilmek isteyenler artık ekmeklerini evinde yapıyor. Diyet yapanlar, şeker hastaları ve sofralarında yaratıcı olmak isteyenler de bu gruba dahil edilebilir.


Biliyor musunuz, ekmek şikayetleri günümüze has bir durum değil. Ekmek konusu tarih boyunca hep şikayet unsuru olmuş. Bir çalışmam sırasında incelediğim 1918 yılında çıkan Minber gazetesinin bir sayısında da “Ekmek meselesi” başlığıyla bir yazı yer almıştı. O yazıda da ekmeklerin kötülüğünden şikayet ediliyordu. O döneme göre sade bir Türkçe’yle yazılmış yazı aynen şöyleydi: 


“Ekmekliğin fenalığından her gün şikayet ediliyor. Ekmeklerin fenalığı en nihayet fırıncıların hilesinden ileri gelmektedir. Gerçi ahaliden bir zatın fırınlara bakması usulü kabul edilmişse de fırıncıların yine tariki hilede devamı mümkündür. Şu hale karşı hatırıma gelen bir tedbiri arz etmek istiyorum
Askerin terhisi münasebetiyle artık askeri un fabrikalarında eskisi kadar ekmek çıkarmaya lüzum kalmadı. Mesela Nişantaşı’nda büyük bir ekmek fabrikası vardır. Burada ahali için de ekmek çıkartılabilir. Bu gibi fabrikalara vesika ekmeği için un verilecek olursa, tabi işler resmi bir nezaret altında cereyan eder ve çok miktarda mesul bir memurun nezareti altında hüsnü suretle çıkarılmış olur. Eğer asker için şimdilik fabrikalar lüzum var denilecek olursa, asker ekmeğinin seyyar fırınlarda tabbı mümkündür. Herhalde halkı hiç olmazsa mide rahatsızlığına uğratmamak için bunu pek faideli bir tedbir addediyorum.”


“Önce ekmekler bozuldu, sonra her şey” diye başlar Oktay Akbal’ın aynı adlı hikayesi. II. Dünya Savaşı’nda Türkiye’nin durumunu, değişen değer yargılarını anlatır. Bir dilim ekmeğe muhtaç olunan o günler ekmeğin karneyle dağıtıldığı günlermiş. O da tatsız tuzsuz bir şeymiş… O yüzden önce ekmekler bozuldu der Oktay Akbal. Sonra da her şey…


Gerçekten de ekmek yoksulluğun göstergesidir. Yoksul sofralarının başköşesindedir ekmek.


Aynı zamanda bir ülkenin dükkanlarında satılan ekmek çeşitlerinin bolluğu, o ülkenin refah seviyesini de gösterir.


Bu ne yaman bir çelişkidir değil mi?


Ekmek işte böyle bir şeydir.


Hayatın ta kendisidir. “Eli ekmek tutmak”, “ekmek kavgası” “ekmek aslanın ağzında” sözleri hayatı anlatan en güzel sözler değil midir?


Ekmek sihirli bir şeydir.


Emektir, alın teridir.


O yüzden kutsaldır.


“Ekmek çarpsın” sözü boşuna söylenmemiştir.


Bir de ekmeğin ikamesi yoktur. Ekmeğin yerine ne yiyeceksiniz? Umarım “pasta” diye cevap vermezsiniz. Çünkü o cevaba tarihin bir yerlerinde daha rastladığımı hatırlıyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here