Ekonominin göstergeleri başarı mı?

Ekonominin göstergeleri başarı mı?

0
PAYLAŞ

EKONOMİNİN  GÖSTERGELERİ: BAŞARI MI, ALDATILIYOR MUYUZ!**

Çeşitli şekillerde bezenmeye çalışılan seçim yılında, çok doğal olarak, ekonominin işleyişi ve elde edilen sonuçlar da ballandırılarak sahneye sürülecektir. Nitekim, geçtiğimiz günlerde Devlet Bakanı Babacan’ın basına verdiği demeç böylesi abartılarla dolu karmaşadan başka bir şey değil idi. Babacan’ın değerlemesine geçmeden önce, AKP iktidarının iki önemli şansından söz etmenin gerekli olduğunu düşünüyorum. Bir defa, geçtiğimiz üç dört yıl içinde dünya finans piyasalarında büyük bir bolluk yaşanırken, şiddetli bir dalgalanma görülmedi. İkinci olarak da, 2001 krizini izleyen dönemde ekonomi, beklendiği üzere, olağan telâfi yükselişine geçti.

Temel makroekonomik gösterge milli gelirdir. 2001 yılında Cumhuriyet döneminin en derin krizini yaşamış ve % 9,5 oranında küçülmüş olan ekonomi, 2002 yılından başlayarak, 2004 yılındaki olağanüstü büyümeyi bir tarafa bırakırsak, yıllık ortalama % 5 dolayında büyüme gerçekleştirmiştir. Ancak, hesaplamalarda özellikle bazı yıllarda aşırı “stok birikimi” hanesinin yer almış olması, verilen değerler üzerine kuşku düşürmektedir. Dolar cinsinden hesaplamalarda ise, doların aşırı baskılı tutulması, yıllar itibariyle farklı oranlarda şişirilmiş milli gelir değerlerinin oluşumuna neden olmuştur.

Merkez Bankası “örtülü kur çıpası” politikası uygulayarak, tüm iddialara karşın siyasallaşarak, ekonominin üretici kapasitesini tahrip edercesine dövizi baskılayarak, yapay olarak enflâsyonun düşük, mili gelir artışının ise yüksek gösterilmesine olanak sağlamıştır. 1990’ların ortasını temel alıp enflâsyona göre döviz kuru hesaplaması yaparsak, kurun günümüzde % 15 – 30 dolaylarında baskılandığını görürüz. Örneğin, 2006 yılı mili gelirinin gerçek pariteden dolar olarak değerini bulabilmek için, verilen resmî değeri 1,2 ya da 1,3 değerine bölmemiz gerekir ki, bu durumda hükümet sözcülerinin milli gelire oranladıkları tüm değerler verilenlerden daha yüksek çıkar.

Bu oyunun baş aktörü, sıkça söylendiği ve artık herkesçe bilindiği üzere, ilâç bağımlılığı biçiminde uygulanan, “yüksek faiz-baskılı kur” rejimidir. Bilindiği gibi, “Türkiye döviz kefenini yırtacaktır!” sloganı ile iktidara gelmiş olan 1980 dönemi kadrosu, dışa açılan özel kesimin verimsizliğini önceleri aşırı şekilde uyguladığı “ihracatta vergi iadesi” sübvansiyonları ile kapatmaya çalışırken, bu politikada başarısızlığa uğraması neticesinde, ünlü 32 sayılı kararname ile ekonomiyi pervasızca finansal serbestleştirme havuzuna attı. Halk tarafından “sıcak para” olarak bilinen bu bağımlılık, günümüze kadar tüm iktidarları su üstünde tutarken, ekonominin üretici kapasitesini eritti. Yüksek faize gelen döviz, ulusal parayı değerlendirirken, ithalâtı şişirdi, ihracatı güçleştirdi. İthalâtın gerisinde olmakla beraber, ihracatın yükselmesi olumlu görülürken, ihracat içindeki dış girdi oranı yükselerek, yurtiçi katma değeri küçülttü. Bu süreçte, bir yandan KOBİ’ler çöküp, işsizlik yükselirken, diğer yandan da carî açık olağanüstü boyutlarda yükseldi. Carî açığın önlenemez yükselişi, finansman kanallarının tıkanmaması için faizlerin yüksek düzeyde tutulmasını zorunlu kıldı. 2002 yılında carî açığın milli gelire oranı % 1,5 dolayında iken, bu  oran 2006 yılı sonu itibariyle, çok tehlikeli biçimde,  % 33 düzeyine yükselmiştir. Ekonominin belirli kesimleri çökertilirken, işsizlik oranı da, 2002 yılındaki % 14 oranından, 2006 yılında % 34 düzeyine yükselmiş bulunmaktadır.

Ekonomik gidiş, dış ve iç spekülâtörler açısından olumludur; zira, dünya faiz haddi % 3 – 5’lerde seyrederken, Türkiye bir yandan siyasal bağımsızlığını yitirirken, diğer yandan da finans parazitlerine % 10’un üzerinde faiz geliri sağlamaktadır. Öte yandan, üretimden montaja yönelmiş Türkiye’de yükselen işsizlik ve carî açık, ekonominin ve halkımızın geleceğini ipotek altına alan çok ciddî tehlikelerdir. Verimsiz alt-yapısı ve tasarruf açığının yanlış politikalarla birleşerek oluşturduğu kamu kesimi ve carî açıklar, kırılganlık düzeyini yükselttiği ekonomiyi, dış piyasalarda oluşacak dalgalanmalar karşısında yüksek kur riskine açık halde getirmiş bulunmaktadır. 

_________________

* Prof Dr.
**Bu yazı, Türkiye’de  “Kızılcık” dergisine de gönderilmiştir.

BİR CEVAP BIRAK