Ekonominin Kırılganlığı Artıyor

Çünkü ihraç ettiğimizden daha fazlasını ithal ediyoruz. Mevcut iktidarın kur politikasından ötürü paramız aşırı değerli. Bu yüzden ihracatımız giderek azalıyor. Diğer bir deyişle kazandığımızdan daha fazlasını harcıyoruz.


Şu anda ülkemizde İMF politikalarının güdümünde,  borç ödeme bile değil, borç faizi ödeme ekonomisi yürürlükte. Ülkedeki gelir dağılımındaki adaletsizlik gün geçtikçe artıyor. Kredi kartı mağdurlarının sayısı katlanarak büyüyor. İş yapamadıkları için yüzlerce küçük ve orta boy işletme her gün kapanıyor.


Birileri, bu çarpık düzünde her gün gelirlerini artırırken, geniş kitleler, aynen devletin yaptığı gibi, gelirlerinden daha fazlasını harcayarak hayatta kalmaya çalışıyorlar.
Sermaye gitgide küçük bir zümrenin elinde toplanıyor. Geniş kitleler yoksullaşıyor. Hem bireysel hem de toplumsal olarak borç batağı içerisinde yaşıyoruz.
Ülkenin borcu artıkça ekonomik bağımlılığımız, ekonomik bağımlılığımız artıkça da siyasal bağımlılığımız derinleşiyor. Kültürel bağımlılık da bu ikisi ile birlikte ortaya çıkıyor.
Toplumda bir yozlaşma ve çürüme almış başını gidiyor.


Dalgalı kura geçtik masalı ile avutulsak da, aslında bal gibi baskı altında tutulan dövizin ve dışarıdan gelen sıcak paranın etkisi ile düşmüş görünen enflasyon oranı, halkın kesesine bir ferahlık sağlamıyor. Holdinglerin işleri tıkırında olduğu için AKP iktidarına olan destekleri hala devam ediyor. Sahip oldukları medya olanakları sayesinde, var güçleri ile AKP propagandası yapıyorlar.


Ancak, dışa bağımlı sermaye sınıfının çıkarlarının her zaman halkın çıkarlarının tersine işlediği kuralından ve görünen köyün kılavuz istemeyeceği gerçeğinden hareketle, holding karlarının ve çıkarlarının toplumsal faydaya dönüşmesinin olanaksızlığı ortada görünüyor.


İnsanlar akşam evlerine bir lokma ekmek götürmenin uğraşısında ve geçim sıkıntısı içerisinde, çevrelerinde olup bitenleri görme olanağından uzakta yaşıyorlar.
Ülkenin gerçeklerinden, bir kısım halk haberdar değil. Bir kısmının ise söz konusu gerçekler umurunda değil.


Sanki gemi karaya oturduğunda onlar da mağdur olmayacaklarmış gibi.


Her şeyin, dışarıdan (istediği karı elde ettikten sonra, bir gün büyük bir hızla yeniden kaçmak üzere gelen) sıcak para ve baskı altında tutulan döviz kurları cambazlığı üzerine kurulu olduğu bu ekonomik sistem nereye  kadar bu halde gidebilir?


Bu sıcak paracılar bir gün yine birileri birbirine anayasa kitapçığı fırlattı diye aniden kaçmaya kalkar da, dolar üç milyon lira olursa ne olacak?


Bazıları, artık dalgalı kur sistemine geçildiği için böyle bir sorunun olmayacağını söylüyor.


Ancak bu nasıl dalgalı kur ki, Merkez Bankası sürekli müdahalelerde bulunuyor, bir alt limit, bir de üst limit belirleyerek kurlara müdahale edebiliyor.


Böyle bir ekonomide ve bu şekilde yürütülen dalgalı kur sisteminde, söz konusu dalgaların tsunami biçiminde gelmesi ve her şeyi silip süpürmesi tehlikesi yok mu?


Bir yerlerin adamı olmayan ve bağımsız düşünme şansları bulunan ekonomistler sürekli böyle bir tehlikeye işaret ediyorlar.


Tek uzlaşamadıkları ya da kesinlik kazandıramadıkları konu, sorunun zamanını belirleme noktasında ortaya çıkıyor.


Çünkü hiç kimse sıcak para simsarlarının bu kaçışı ne zaman gerçekleştireceklerini doğal olarak bilmiyor.


Böyle bir ülke ekonomisi olabileceğini düşünebiliyor musunuz?


Ne olacağınız başkalarının keyfine bağlı.


Bu durumdaki bir ekonomiye de siz ulusal ekonomi diyorsunuz.


Gümbür gümbür mal ya da hizmet üretiminin olmadığı, bunların da gümbür gümbür dışarıya satılamadığı bir ekonomide, sıcak para, borsa, faiz, finans, borç, kredi vs.
cambazlığı ile geleceğiniz yer ancak burası olurdu.


Türkiye’nin, dünyadaki örneklerinden de hareketle bu kısır döngü çarkından biran önce kurtulması gerekmektedir.


Bu şart, ülkemiz için, kalkınmanın ilk koşulu haline gelmiştir.         
   
*Yard. Doç. Dr.
DAÜ U.İ.B. Öğretim üyesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.