‘Çekoslavakya işgali için özür’

‘Çekoslavakya işgali için özür’

0
PAYLAŞ

General Wojciech Jaruzelski, bir tarih sonrasında o dönemdeki adıyla Çekoslavakya’ya SSCB askerlerinin girişinde Polonya’nın yardım etmesinin yanlış olduğunun anlaşıldığını söyledi.

Jaruzelski, o dönemde Polonya’nın tam tersine bu iki halkın yanında alması gerektiğini belirterek Çek Cumhuriyeti ve Slovakya’dan özür diledi. 

ÇEKOSLAVAKYA İŞGALİ?

1918’de Avusturya İmparatorluğu’na karşı bağımsızlığını ilan eden Çekoslovakya, II Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan iki kutuplu dünyada ise Sovyet sistemi etki alanında yer aldı. 1948’de itibaren ise Antonin Novotny liderliğindeki Komünist Parti yönetime el koydu. Nisan 1968’de benimsenen bir programla başlayan liberizasyon ve insani yüzlü bir sosyalizm oluşturma çabaları ise Sovyet, Macar, Bulgar, Doğu Almanya ve Polonya’nın oluşturduğu Varşova Paktı birliklerinin Ağustos 1968’de ülkeyi işgal etmesi ile sonuçsuz kalmıştı.

1970 ve 1980’li yıllarda uygulanan baskı rejimi ile muhalefet susturuldu. 1988’da Sovyetler Birliğinin dağılmasının ardından, Çekoslavakya Kadife Devrim ile özgürlüğüne kavuşmuş ve 1969’dan itibaren görevde olan Slovak Gustav Husak’ın yerine,devrimin mimarı toplumsal oluşum Yurttaşlık Forumu’nun lideri  aynı zamanda dünya çapında tanınmış bir tiyatro yazarı olan Vaclav Havel’di (1993-2003).

HAVEL’İN DEĞERLENDİRMESİ

Çek Cumhuriyeti Devlet Başkanı Vaclav Havel, 1968 yılında yaşanan olaylarla ilgili yaptığı değerlendirme şöyle:

“1968, pek çok Avrupa ülkesinde tarihi bir dönüm noktası ve modern toplumun kilometre taşı olarak değerlendirilir. Ancak Çeklerin 68 deneyimi, öğrenci eylemlerinin gerçekleştiği Batı Avrupa’dan farklı olarak Prag Baharı diye adlandırılan demokratikleşme süreciyle ve Varşova Paktı birliklerinin işgaliyle hatırlanır. Prag Baharı’nı toplumun bilinçlenme ve özgürleşme süreci olarak değerlendirilebilir. Toplumun bilinciyle komünist sistem arasındaki farklılık derinleştiği için değişim isteği er ya da geç siyasi arenada kendini göstermiş oldu. Korku kayboldu, tabular devrildi, basın kendi görevini yapmaya başladı, yurttaş bilinci arttı. Toplum, partilerin soyut siyasi sınırlarını dinlemeyip bağımsız bir evrim izledi. 1968 her şeyden önce yurttaşlık bilincinin, insanlık onurunun yerleştiği bir yıldı ve vatandaşlar toplumu değiştirme fırsatı ve olanağı yakalamıştı. Halk işgalden sonra bile yurttaşlık bilincini ve ulusal gururunu ortaya koydu. Yöneticiler işgale boyun eğmişken, sivil toplumun kendisi harekete geçti ve işgalcilere direndi. 1989’daki gelişmeler ise 1968’in ötesine geçti. Bugün işleyen bir demokratik parlementer sisteme sahibiz ve artık yöneticilere şükran duymamız gerekmiyor. Halkın iradesi kamusal konularda ağırlığını ortaya koyuyor. Siyasi partiler bir konuyu unutuyor. Sağlam inşa edilmiş sivil bir toplum olmazsa demokrasimiz zayıf ve kırılgan hale gelir.”

BİR CEVAP BIRAK